Covid-19: Küresel Salgının Sivil Toplum Kuruluşlarının Faaliyetlerine Etkisi

Yazar: Ahsen Demirel

Sivil Toplum Kuruluşları (STK) toplumlarda devletten özerk, birlik ve beraberliğin sağlandığı sosyal hayatın en önemli örgütlerindendir. Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) eğitim, sağlık, toplumsal yardım gibi pek çok farklı alanlarda faaliyet göstermeleri bakımdan sosyal hayatın temel taşlarıdır. Sivil toplum terimi ilk defa Aristoteles tarafından “politike koinonia” kent devletinin yurttaşları olarak kullanılmıştır. “Sivil toplumdaki “sivil”in kökü, şehir hayatının beraberinde getirdiği hakları ve yükümlülükleri ifade eder ve Batı Avrupa’nın toplumsal tarihinde çok önemli bir sosyal tarih aşamasıdır.”

Alexis de Tocqueville

Alexis de Tocqueville’e göre sivil toplum: “Çoğulcu örgütlenmeler sistemi” olarak toplumun ihtiyaçlarına çözüm bulan, devletin baskıcı olduğu durumlarda müdahale eden, demokrasinin korunmasını sağlamak gibi faaliyetleri içeren bir topluluktur. Avrupa’da devletin bir parçası olarak görülen sivil toplum, Orta Çağ’da ticaretin ve tarımın gelişmesi sonucu kentlerin canlanmasıyla birlikte değişmeye başlamıştır. Kentlerde doğmakta olan bu zenginlik kaynağını hem korumak hem de ondan yararlanmak isteyen soylular sınıfı, kent burjuvazisi ile uzlaşmaya gitmek durumunda kalmış, böylece sivil toplumun oluşmasına zemin hazırlamıştır.

18. yüzyılla birlikte sivil toplum kavramında bir kırılma olmuştur. Sivil toplum artık devlet kavramıyla ilişkilendirilmekten çıkıp “siyasi alandan bağımsız, toplumun özel yaşamına ve ekonomik pazara açılmış bir sosyal faaliyet” olarak görülmektedir. 20. yüzyıl ile sivil toplum anlayışı yine değişmiş, özellikle I. ve II. Dünya Savaşları ve bunların sonucunda insanlığın yaşadığı büyük sancılar, bu örgütlenmeleri dünya ölçeğine taşımış ve “sosyal paylaşım” ön plana çıkmıştır. Erdoğmuş’a göre, sivil toplum tanımında Avrupa ile Amerika arasında farklar vardır; “Avrupalılar, kooperatifleri ve sosyal girişimleri benimserken Amerikalılar, kârın dağıtılmaması kriterini önemsemektedir” (Erdoğmuş, 2020, s. 15).

İslam’da ise sivil toplum anlayışına daha ilk yıllarda rastlanır. İlk inen ayetler kardeşlik, birliktelik, yoksul ve yetimi kollamak üzerinedir; insanları bir araya getirmeye, sorumluluk sahibi olmaya ve ortak hukuk uygulamaya çağırmaktadır. Yine İslam dini; yapılan maddi-manevi işlerin, hatta ibadet ve duaların bile fert yerine cemaatle yapılmasını, alınacak kararların hep birlikte (istişare ile) alınmasını teşvik etmektedir.

Kişi, sosyal bir çevre oluşturarak yalnızlık duygusunu ve inandığı bir çalışmayı veya kuruluşu desteklemek ister.

Sivil toplum kavramı özellikle son iki yüzyıl diyebileceğimiz zaman dilimi içerisinde öncelikle Batıda ve sonrasında da diğer toplumlarda oldukça geniş bir literatüre sahip olmuştur. Yaşadığımız son yüzyılda ise önemini bir hayli fazla arttırdığından dolayı daha çok aydının, düşünürün ilgi alanına girmiştir.

Sivil toplum düşüncesinin temelinde, kamusallık, insan hak ve özgürlükleri, demokrasi, özgürlük, kentlilik, medenileşme, gönüllülük, hoşgörü gibi birtakım temel özellikler vardır. Bu özellikler olmadığı sürece STK’ların kendilerini devam ettirebilmesi mümkün değildir. En önemli özelliklerinden bir tanesi devletten bağımsız olmasıdır. Sivil Toplum Kuruluşu tek başına varlığını sürdürebilmesi ve bağımsız olması açısından otonomdur. İçerisinde farklı örgütlerin oluşması bakımından ise de çoğulcudur. Devlet ile vatandaşın birbirlerine karşı sorumlulukları vardır ancak sivil toplum devletin politikalarından fark etmediği unsurları ele alarak geliştirilmesi için çaba sarf etmeyi amaçlar. Çünkü sivil toplum bu politikalardan bağımsız meselelerle ilgilenemezse devletten bağımsız olması zordur.  Yine bununla birlikte devletten bağımsız olmayan sivil toplum kuruluşları da mevcuttur.

Sivil toplumun mantığı toplum çıkarına bir unsur gerçekleştirmektir. Çıkar amacı gütmeyen toplumun refahı için çalışan herkesin daha eşit bir ortamda yaşaması için çabalayan bir yapılanmadır. Alınacak olan kararlara müdahale olmaya veya değiştirmeye çalışır. STK’lar iktisadi anlamda da bağımsızdırlar. İktisadi varlıkları bir mülkün bağışlanmasından, aylık bağışlardan ve uluslararası fonlardan oluşur ancak devletten herhangi bir ekonomik destek alınmaz. Bunun sebebi olarak mali destek veren devletlerin STK’lar üzerinde bir baskı unsuru haline gelme ihtimali gösterilmektedir. Sivil toplumda şeffaflık çok önemlidir. Bunun için STK’ların büyük çoğunluğu kendi web siteleri üzerinden gelirlerin nereden geldiğini ve bu gelirlerin nerelerde kullanıldığına dair bilgiler verir.

Bir diğer mesele ise gönüllülüktür. Gönüllülük: “bireylerin toplumsal sorumluluk anlayışıyla, çıkar gözetmeksizin bilgi, zaman, beceri, deneyim ve kaynaklarını -kendi özgür iradeleriyle- bir sivil toplum kuruluşunun amacı doğrultusunda kullanmaları” anlamına gelmektedir (Erdoğmuş, 2020). Gönüllü Yönetimi ile sivil toplum olarak gönüllüden; zamanı, emeği, fikri ve parası da istenmekte, bunların yanında sorumluluk beklenmekte, karşılık olarak maddi hiçbir şey verilmemektedir. Kişi, sosyal bir çevre oluşturarak yalnızlık duygusun ve inandığı bir çalışmayı veya kuruluşu desteklemek ister. İnsanlar eşit doğarlar ancak eşit haklara sahip olmayabilirler. Bireyler arasındaki eşitsizlik Sivil Toplum Kuruluşlarının göz önünde bulundurması gereken meselelerden bir tanesidir.

Covid-19 Salgın Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşları

2019 yılının Aralık ayında Çin’in Vuhan kentinde başlayan ve 2021 yılına kadar tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 küresel salgını başta sağlık olmak üzere toplumlarda sosyal, ekonomik, siyasi, eğitim gibi bütün alanları etkilemiş ve hızla yayılan ölümcül bir salgın haline gelmiştir. Salgın zaman içerisinde insandan insana bulaşarak Vuhan başta olmak üzere diğer şehirlere ve diğer dünya ülkelerine yayılmıştır (T.C. Sağlık Bakanlığı, 2020). “11 Mart 2020 tarihinde Covid-19 Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından küresel salgın (Pandemi) ilan edilmiştir” (WHO, 2020).

Salgın dünyanın geri kalanında olduğu gibi, Türkiye’de de gündelik yaşamı ciddi ölçüde etkileyen pek çok yasak ve sınırlandırmayı da beraberinde getirmiştir. Yüz yüze eğitim ve öğretimlere ara verilmesi, sokağa çıkma yasağı, kafelerin ve restoranların kapatılması, maske takma zorunluluğu, sosyal mesafe kuralı, şehirler ve ülkeler arası giriş çıkışın yasaklanması, seyahat kısıtlamaları bu yasaklamalardan birkaçıdır. Bu kısıtlamalar, temelinde birlik ve beraberliğe dayanan Sivil Toplum Kuruluşlarının gerçekleştirdiği faaliyetleri de önemli ölçüde etkilemiştir.

Covid-19 salgınıyla birlikte yaşanan değişimler neticesinde STK’ların hem çalışma biçimlerinde hem de faaliyet alanlarında bir farklılaşma yaşandığı gözlemlenmiştir.

Sosyal mesafe, insanlarla kurduğumuz mesafeyi tabir eden bir kavramdır. İnsan yaratılış gereği sosyal bir varlık olduğu için konuşmaya ve sosyalleşmeye ihtiyacı olduğundan sosyal mesafe, izolasyon, tam kapanma gibi kavramlar bireyleri olumsuz yönde etkilediğini söyleyebiliriz.  “Söz konusu tespit ve uyarılar daha çok fiziksel ve tıbbi önlemeler gibi görünse de aslında diğer bazı tavsiyeler gündelik yaşam ve kültürel hayatımızı görünür biçimde değiştirmeye yönelikti” (Geçer, 2020). “Göregenli; bu çerçevede, “sosyal mesafe” yerine “fiziksel mesafe”yi önermektedir” (Geçer, 2020). Ona göre salgının önlenmesi için bizden istenen mesafe mekansaldır, toplumsal değildir. Sosyal mesafe kavramı bireyleri yalnız hissettirdiğini söyleyebiliriz. Sosyal psikologlara göre yine aynı şekilde sosyal mesafe kavramı yerine fiziki mesafe kavramının kullanılmasının daha uygun olduğu ifade edilmiştir.

Bozlu ve Güçlü’ye göre (2020),” Covid-19 Salgını makro ve mikro boyutlarda toplumsal yaşamı etkileyerek, makro düzeyde küresel devletleri, toplumsal kurumları ve yapıları etkilemiş hem de mikro düzeyde gündelik yaşamın pratiklerinin dönüşümüne sebep olmuştur. Makro boyutta bir problem olarak karşımıza çıkan ve küresel bir risk, bir tehlike ve bir güvencesizlik ortamı yaratan salgın, bireyin mikro boyuttaki sosyal yaşamını da etkilemiştir”.

Salgın her alana nüfuz ettiği gibi sivil toplum kuruluşlarını da makro düzeyde etkilemiştir. “Yapılan araştırmalar Türkiye’de STK’ların faaliyetlerinin büyük oranda durma noktasına geldiğini göstermektedir” (İLKE, 2020). Bir sivil toplumun en önemli kaynağı insan, yani gönüllülerdir. Kişinin gönüllü olarak kendisine sosyal bir çevre edinip yalnızlık duygusundan veya can sıkıntısından kurtulmak ve inandığı bir çalışmayı veya kuruluşu desteklemek istemesi, ilgili STK’da yapılan işleri eğlenceli/kendi yapısına uygun bulmakta dolayısıyla orada bulunmaktan zevk alması, yeni beceriler kazanmak ya da var olan becerilerini kullanmak suretiyle korumak istemesi, kendisinde var olan birtakım yetenekleri başkalarıyla paylaşmak veya bir problemin çözümüne yardımcı olmak istemesi ve insan kazanması gibi birçok sebep sayılabilir. Sosyal mesafe kavramının hayatımıza girmesi ve salgına karşı getirilen kısıtlamalar nedeniyle STK’ların gönüllüleriyle olan ilişkisinin ve iletişiminin azaldığı görülmektedir. “Sosyal yardım kuruluşlarının faaliyetleri ve bağış kampanyalarının artışı gibi olumlu gelişmeler salgın dönemiyle birlikte yaşanan olumlu gelişmeler arasındadır” (Güçlü ve Birtan, 2021). Ancak sivil toplum kuruluşları gibi gönüllülük üzerine kurulu bu toplulukların yardımları uzaktan ve dijital bir şekilde yapılması yardım faaliyetlerini arttırmış olsa da sivil toplum kuruluşlarındaki birlik ve beraberlik duygusunun azaldığı sonucuna varılmıştır.

Covid-19 salgınıyla birlikte yaşanan değişimler neticesinde STK’ların hem çalışma biçimlerinde hem de faaliyet alanlarında bir farklılaşma yaşandığı gözlemlenmiştir. Toplantılarını, yönetim faaliyetlerini, sosyal buluşmalarını ve eğitimlerini pandemi sebebiyle yüz yüze görüşmelerden online sisteme geçirdikleri gözlemlenmiştir. Toplantıların ve faaliyetlerin dijitale geçirilmesi zaman ve mekan sınırını ortadan kaldırmış ve ulaşım, yemek, konaklama gibi maliyetlerin azalmasını sağlamıştır. Kapanma süreciyle gelen yasaklarla birlikte STK’ların faaliyetleri belirsizlikten dolayı beklemeye alındığı saha çalışmalarına kısa bir süre ara verildiği de tespit edilmiştir.

Kısıtlamalar insanların ve grupların örgütlenmesinin, bir araya gelmesinin önüne geçmiş ve aynı zamanda iletişim yönteminde yapılan değişiklik STK’ların gönüllüleriyle olan bağına zarar vermiştir. Sosyal hayatta birlikte ve beraberliğe dayanan STK’ların dijital ortama kaymasının, örgütlenme sorununu ve üye kaybını beraberinde getirdiği tespit edilmiştir. Kısıtlamaların kalkmasıyla STK’ların sosyal yardımlara hijyen, sosyal mesafeye uyarak devam ettiklerini ancak salgın öncesinde yapılan faaliyetlere oranla bu dönemde azaldığı görülmüştür.  Bu süreçte sosyal sorunların yanında bir de STK’ların ekonomik açıdan da daralma yaşadıkları tespit edilmiştir. STK’ların bağış, finansal ve sosyal çevre desteğinin azalmasıyla birlikte yıllık bütçelerde düşüş yaşandığı görülmüştür. Salgın sürecinde artan işsizlik ve yoksulluk oranının yanında azalan üretimin getirdiği maddi kayıp STK’lara yapılan bağışların azalmasına sebep olmuştur. Bu kaybın önümüzdeki yıllarda da devam edeceği öngörülmektedir.

Covid-19 salgın sürecinde STK’ların kurumlar arası iş birliklerin etkilendiği tespit edilmiştir. Katılımcıların bu süreçte aynı içerikler üreten STK’ların bir araya gelip ortak paydada buluşabilmesinin önemine dikkat çekmişlerdir. Sivil Toplum Kuruluşlarının faaliyetleri pandemi sürecindeki kısıtlamalardan dolayı yüz yüze faaliyetlerden dijitale kaydığı ve saha çalışmalarına kısa bir süre ara verildiği tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra dijitalleşmenin öneminin artmasıyla salgın sonrasında buna daha fazla ehemmiyet verileceği öngörülmektedir. Aynı zamanda ulaşım, zaman ve maliyet açısından toplantıların veya bazı etkinliklerin online sisteme geçileceği düşünülmektedir. 

Sivil toplum terimi ilk defa Aristoteles tarafından “politike koinonia” kent devletinin yurttaşları olarak kullanılmıştır.

STK’ların dikkat etmeleri gerektiği nokta ise gönüllüler ile olan ilişkisidir. STK’ların en önemli kaynağı gönüllülerdir. Salgın sürecinde STK’ların gönüllülerle olan iletişimi koruması önemli bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Gönüllüler sivil toplum kuruluşunun savundukları düşünceleri başka kişilere aktarma konusunda önemli yapıların içerisinde yer almaktadırlar. Hedef kitle içerisinde yer alan gönüllüler başka STK’ların da hedef kitlesinde bulunabilir. Bu süreçte STK’ların gönüllüleri ile ilişkisini koruyarak hem nicelik hem de nitelik olarak büyümesi ve iyileşmesi gerekmektedir.

Yaptığım bu araştırmada STK yöneticileri ile mülakat yapılarak faaliyetlerinin nasıl etkilendiği ortaya koymaya çalıştım. Araştırma sonucunda, salgın ile ülkede işsizliğin artmasıyla STK aracılığıyla yapılan bağışların ve gelirlerin azaldığı tespit edilmiştir. Bu süreçte yasak ve kısıtlamalar ile yüz yüze yapılan faaliyetlere tamamen ara verilmiş ve toplantılar ve eğitimler online olarak yapılmıştır. Araştırma ve salgın sonrasında dijitalleşmenin ne kadar artacağı ise bir tartışma konusudur.

KAYNAKÇA

Bozlu, B. ve Güçlü, S. (2021). Covid-19 Salgını ve Tek Başına Yaşayan Bireyde Aile Algısının Dönüşümü. Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 8/1, 55-75. Erişim adresi: https://dergipark.org.tr/en/pub/asead/issue/60135/85499

Erdoğmuş N. (2020). Sivil Toplum Kuruluşlarında Gönüllü ve Profesyonel Çalışma. İstanbul: İlke Yayınları.

Erdoğmuş N. ve Bircan, H. M. (2020). STK’ların Genel Özellikleri. Kurumsal Yönetim El Kitabı, İstanbul: İlke Yayınları, s. 1-20.

Geçer, E. (2020). Salgın Hastalıklar, Kültürel Psikoloji ve Politika: Yerel Bir Yaklaşım. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 29/3, s. 550-567. doi: 10.35379/cusosbil.750289

İLKE. (2021). Sivil Toplumun On Yılı 2010-2020. İstanbul: İlke Yayınları.

T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI. (12 Temmuz 2020). T.C. Sağlık Bakanlığı. Erişim adresi: https://covid19.saglik.gov.tr/

WHO. (12 Mayıs 2020). who.int. Erişim adresi: https://covid19.who.int/.

Ahsen Demirel
1999 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyoloji bölümünden bölüm birincisi olarak mezun olmuştur. 2021 yılında aynı üniversitede Aile Danışmanlığı ve Eğitimi tezli yüksek lisansa başlamıştır. Aynı zamanda Marmara Üniversitesi’nde Aile Danışmanlığı eğitimi almaktadır. İLEM’de 2 yıl eğitimine devam etmiştir.
Leave a Comment