Fotoğraf: Rumeysa Kurtulmuş

İnsan, özü gereği keşfetmek ister. Bilgiyi, kişiyi ve yeri keşfetmek ister fakat hepsinden ötede, kişi aslında kendini keşfetmek ister. İnsanın merak etmeye, düşünmeye, harekete geçmeye yönelişi hiç bitmeyen bir arayış patikasıdır. Peki, bu yeltenişte insanın motivasyonu nedir esasında? Öteyi tanımak mı, yoksa kendini ötede tanımlamak mı?

Öteyi tanımak için yola çıkan insan, kendinin olmadığı tarafı, kendinde olmayanı öğrenmek ister. Kendini ötede tanımlamak isteyen insan da yine arayış saikiyle yola çıkar. Onun arayışı ötenin niteliğinden ziyade kendinin ötedeki yerini bilme üzeredir. Öteye yönelse de aslında kendinde başlatmış olduğu yolculuğun bitişi yine kendinde olacaktır. Her iki amacın da temelinde, öteye ulaşmaktan ziyade kendinde olanı/olmayanı öğrenmek vardır ve bu süreçte kişi, kendince özünü açıklığa kavuşturma imkânı bulur.

Başlangıçtaki o daracık patika uzadıkça uzar. İnsan, yürüyüşü süresince, öteye ilerleyişi sürdükçe düşündüklerinden öğrenir. Kişi, kendinden öğrenir. Gözüyle gördükleri zihninde fikir olur, kendisine rota olur. İnsanı heyecanlandırmak suretiyle harekete geçiren işte o keşif yolculuğudur ve o heyecan her adımda, her bakışta, her fikirde farklıdır, ona özgüdür. Baba evinden dualarla çıkan beyaz gelin, ilkokula başlayan ufak çocuk, yeni sürgünlerinde tomurcuklar veren çekingen çiçek… Her başlangıçta eşsiz güzelliğini yaşayan heyecanın sırrı, o başlangıcın içinde saklıdır.

Peki neden insan, deniz ufkuna baktığında veya sonu görülmeyen göğü seyrettiğinde başlangıçlarını anımsar?

Çünkü insanın “ötesi”ni düşünmesi, kendi “içi”ne bakışıdır adeta. İnsanın, bilmediğini deşifre etmeye çalışması, keşfetmek amacıyla düşünmesi, neticede kişinin kendi sırrına ulaşma çabasıdır. İnsanın hiçbir fikrinin, hiçbir merakının boş yere olmadığı gibi, insan aslında neyi kavramak isterse ona yönelmektedir. Nihayetinde insan yaşamı bir göç yoludur. Kendinden, yine kendine göçer insan.

Ucu bucağı olmayan göğü izlerken yahut uçsuz bucaksız düşünceler arasında kanat çırparkenki kaybolma özgürlüğü, insanı daha ötesine, hatta sonsuza teşvik eder. İnsan özgürken, başlangıçlarıyla kendini var eder. Başlangıçlarla doğan heyecan ise aslında insanın içindedir çünkü keşfetme arzusu insanla gelmektedir. O heyecanı hissedince insan, işte o zaman başlangıçlarını yaşar yüreğinde. Bu hislerle kanatlarını rüzgâra teslim ederek muhtelif diyarlara göçünü yaşar. Göç yolunda, ulaşabildiğinin ötesini keşfetmek için kanat çırpar. Artık bir meltemin yoludur onun yolu; öyle usul, öyle sürprizli, öylesine uzun. Sonunda Kaf Dağı’na varsa da insan, mühim olan Kaf Dağı’ndan da öte, onun artık bir Zümrüdü Anka oluşudur.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın