Kur’an’ın İlhamıyla İslami Edebiyatın Gelişme Süreci

Değerlendiren: Sümeyye Kabakçılı

0
714

Kur’an’ın İlhamıyla İslami Edebiyatın Gelişme Süreci, Mahmut Kaya, 13 Mart 2018

“Kur’an ve Edebiyat” seminerlerinin ilki, “Kur’an’ın İlhamıyla İslami Edebiyatın Gelişme Süreci” başlığıyla  Prof. Dr. Mahmut Kaya’nın sunumuyla 13 Mart 2018 Salı günü İLEM’de gerçekleştirildi. Öncelikle Arap ve İran şiirini ele aldığı konular itibariyle karşılaştıran ve bu toplumlarda şiire verilen önemi ortaya koyan Kaya, daha sonra peygamberliğin devrimci yönü ile Kur’an-ı Kerim’in bilhassa Arap şiiri üzerindeki dönüştürücü etkisi üzerinde durdu.

Mahmut Kaya, öncelikle şiirin Arap toplumunda çok eski ve köklü bir gelenek olduğunu vurguladı. Sözlü geleneğin kuvvetli olduğu bu toplumda sadece şiir değil, bütün bir tarih ve soy bilgisi nesilden nesle sözlü olarak ve çoğu kez nazım formunda aktarılmıştır. Bu yönüyle, sözlü gelenek içinde şiirin tartışmasız büyük bir önemi vardır. Nitekim, Arap dilinin adeta hitabet için yaratılmış olması ve  Cahiliye döneminde şairlerin metafizik alemle ilişkisinin olduğunun düşünülmesi, şiiri toplumda çok önemli bir noktaya getirmiştir. Güzel şiir söylemek, hayatın her alanına yayılmış ve bir övünç kaynağı olmuştur. Böyle bir toplumsal yapıda nüzul olan Kur’an-ı Kerim, köklü bir geleneğe sahip olmasına rağmen Arap şiirini sarsmış, dönemin şairlerinde hayranlık uyandırmıştır.

Kur’an-ı Kerim’e inanmak istemeyen Mekke müşrikleri bu duyduklarını önce “eskilerin masallarına” benzetmişlerdir. Daha önce gelen hiçbir şeye benzemediğini fark edince şiir demişler; fakat kendi şiirlerinden kat be kat üstünlüğünü görünce de bunun bir şiir olamayacağını, ancak büyü olabileceğini iddia etmişlerdir. İslamiyet’in ilk dönemlerinde nüzul olan Mekki ayetlerin çarpıcılığı ve derinliği düşünüldüğünde müşriklerin bu denli hayran olmaları daha iyi anlaşılmaktadır. Bu söylenenlerin hiçbirinin Kur’an-ı Kerim’i anlatmaya yetmediğini ifade eden Kaya, Kur’an’ın kendilerini aciz bırakması karşısında insanların onun yüceliğine teslim olarak peyderpey iman ettiklerini vurguladı.

Kaya’ya göre her peygamber geldiği topluluğa hitap ederek gönüllerde ve zihinlerde bir devrim yaratır. Kur’an’ın nüzulüyle beraber de bütün dünya en büyük devrimi yaşamıştır. Söz konusu devrimin ortaya çıkışına bakıldığındaysa dilde, kavramlarda ve yeni bir tasavvur yaratmada başlayan değişimlerin bir medeniyeti ortaya çıkardığı görülür. Bu anlamda, Kur’an-ı Kerim, Arap toplumsal yapısını değiştirdiği gibi, Arap şiirini de etkilemiş ve değiştirmiştir. Gerek anlam ve içerik noktasında gerekse anlatının kurulma biçiminde görülebilecek farklılaşmalar, ortaya yeni bir şiir anlayışının çıkmasını sağlamıştır.

Kaya, Arap şiirinin realist, İran şiirinin ise daha idealist olduğuna vurgu yaptıktan sonra, İslamiyet’in kabulünden sonra Arap şiirinin de kaba tasvirleri bırakıp daha soyut düşünceye yöneldiğini kimi örneklerle birlikte izah etti. Kur’an’ın inişi ile birlikte Arap şiirinde sözü edilen doğaya dönük, gerçekçi tasvirler ikinci planda kalırken bunların yerini tevhit, nübüvvet, adalet, fazilet, merhamet, şefkat ve fedakarlık gibi insani değerler almıştır. Pek çok anlatının merkezinde artık tevhit akidesi etrafında şekillenmiş ya da dönüştürülmüş yeni değerler sistemi yer bulmuştur. Bunun yanı sıra dilin yapısı ile ilgili morfolojik ve sentaktik işleyişte de değişimler ya da müdahaleler söz konusu olmuştur. Hz. Peygamber’in vefatından sonra, Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlayabilmek için Arap Dili ve Edebiyatı çalışmalarına büyük önem verilmiş, buradan sarf ve nahiv ilimleri zuhur etmiştir. Yine belagat, meani ve beyan gibi  estetik unsurlar üzerinde de durulmuş, dilin salt bir estetik değer olarak öne çıkması amaçlanmıştır. Aruzun sistematize edilmesi ile birlikte de dil adeta şiirselleştirilmiştir. Tüm bu çalışmalar, Kur’an-ı Kerim’i daha iyi anlayabilmek için yapılırken, Kureyş lehçesinin standart dil olarak kalmasını da sağlamıştır.

Kaya, Arap şairlerini dört dönem üzerinden ele aldı: 1- Cahiliyye Şairleri 2- Muhadramun Şairler, 3- Müvelledun Şairler, 4- Muhtesun Şairler. Cahiliyye dönemindeki şairler, doğa tasvirlerine uzun uzun yer veren realist bir şiir anlayışına sahipken, Muhtesun şairler dönemine gelindiğinde şairler ideal olana, gözle görünmeyene, hissedilene yönelmiş; şiire soyut düşünceyi getirmiştir. Medeniyetlerin klasiklerini vermesi için 400-500 yıla ihtiyaç duyduğunu belirten Kaya, İslam klasiklerinin 250-300 yıl gibi bir süreyle oluştuğunu vurguladı.

Arap şiirinde asıl olan türün kaside olduğunu belirten Mahmut Kaya, Kab bin Züheyr’in, Müslüman olduğu anda Hz. Peygamberin huzurunda okuduğu kasidenin bir bölümünü dinleyiciye aktararak şerh etti. Kaside-i Bürde olarak bilinen bu şiir, Cahiliyye dönemi şiirinin özelliklerini taşımaktadır. Burada dikkat çeken nokta, bu kasidenin Hz. Peygamber tarafından beğenilmesi ve Hz. Peygamber’in Kab bin Züheyr’e hırkasını hediye etmesidir. Bir diğer Kaside-i Bürde daha sonra Muhammed el- Busiri tarafından Mısır’da yazılacaktır. İkinci Kaside-i Bürde, sanat ve estetik anlamında Arap şiirinin ulaştığı noktayı açıkça gözler önüne sermektedir.

Sonuç olarak, Mahmut Kaya, Kur’an-ı Kerim’in sadece toplumsal yapıyı değiştirmekle kalmayıp, insanların hayal dünyalarını değiştirdiğini, genişlettiğini vurgulamıştır. Çöl gecelerinin sonsuz gibi duran karanlıklarına bakan Arap şairleri, artık sadece gördüklerini tasvir etmeyecek, sözlerine başka bir ruh da katacaklardır. Bir medeniyetin oluşumuna şahitlik ederken, edebiyatın nasıl değiştiği ve insanları değiştirdiği böylece görülmektedir. Kur’an-ı Kerim’in dönüştürücü, “devrimci” yönünü vurgulayan bu konuşmanın ardından program, “Kur’an ve Edebiyat” seminerlerinin yeni başlık ve konuşmacılarla devam edeceği duyurusu ve Kaya’ya hediye takdimi ile nihayete erdirildi.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER