Marx’ı Yeniden Düşünmek: İnsan Doğası, Toplum ve Özgürlük

Değerlendiren: Muhammed Ziya Sarı, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü, Yüksek Lisans Öğrencisi

0
1596

İlem siyaset çalışma grubu Nişantaşı üniversitesinden Marx’ı yeniden düşünmek: İnsan doğası, Toplum ve özgülük adlı makalesini sunmak üzere Dr. Olkan Senemoğlu’nu ağırladı.

Senemoğlu, Marx’dan bahsetmeden önce Marx’ın kendisinden önceki düşünürlerin insan ve toplum tasavvurlarından kısaca söz etti. Hegel’e göre insanı var eden şey bizatihi düşüncenin kendisiydi. Bir şeye dair düşünce, kendisini açarsa kişi eylemde bulunabilirdi. Hegel sonrası maddecilerin bakış açısına göre ise toplumların ya da insanların bir başkası tarafından bilinçlendirilerek eyleme geçilebileceğini yönündeydi. Marx hem kendinden önceki Hegelci felsefecilere hem de kendisi dışındaki maddecilere karşı çıkmıştır. Çünkü ona göre maddi koşulların oluşması kişinin bilincine varabilmesi için önemlidir. Dolayısıyla Marx tarihe baktığında ne kendisinden önceki Hegelciler gibi sadece fikre ya da düşünceye ne de kendisinin dışındaki maddeciler gibi sadece kişinin kendi bilincine ve kendi kendine elde ettiği bilince bakar. Marx, insan bilincinin tarihsel ve toplumsal koşullar tarafından şekillendiğini kabul eder.  Senemoğlu, Marx’ın tarihsel ve toplumsal koşulları insan bilincini şekillendirmesini önemini vurgulamasının tarihsel ve toplumsal koşulları aşabilecek yetiye sahip pasif ve edilgen bir insan anlamına gelmeyeceğini belirtti. Çünkü Marx’, verili tarihsel ve toplumsal koşulların insanlar tarafından aşılabileceğini kabul eder” Marx, için tarihte, hep etkin ve eyleyen insan vardır.

Sonrasında Senemoğlu Marx’ın toplumların değişim ve dönüşümünün nasıl gerçekleştiği hususundaki görüşlerinin önemine dikkat çekti. Diyalektiğin bu dönüşümde önemli bir kavramsallaştırma olduğunu belirtti. Diyalektik düşünce sayesinde Marx’ın tarihe bütüncül bir perspektiften baktığı görülmektedir. Marx için tarihteki dönüşümlerin ana nedeni görüntülerle ve şekilsel değişimlerle açıklanamaz. Çünkü, ona göre görüntüye takılırsak hakikati kaçırma tehlikesine düşeriz. Marx, betimlemelerin ve görüntülerin altında yatan nedenleri arar. Bir durumun ilişkiler içerisinde göründüğü duruma odaklanır. Senemoğlu, Marx’ın bu anlamda tarihte yeni bir yöntem izlemiş olduğuna dikkat çekmektedir. Marx, tarihin büyük kişilerin ve büyük olaylar tarafından inşa edildiği tezine bundan ötürü karşı çıkar. Aksine tarihte var olan maddi koşullar olmasaydı büyük kişilerin ve olayların gerçekleşmesini ve kendisini göstermesinin imkan dahilinde olmayacağını belirtir.

Marx’ın insana bakışı önemlilik arz etmektedir. İnsanın farklı bir evrimsel süreç geçirmiş olduğunu belirterek “ne oldu da insan diğer varlıklardan farklı bir yol izlemiştir?” sorusunun önemine dikkat çekmektedir. Marx’a göre insanın elinin olması ve gelişmeye müsait bir eğiliminin olması insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliktir. Ona göre insan tarihsel süreç içerisinde kendi eylemi yoluyla kendisinin bilincine varan bir varlıktır. Bu anlamda insan, sürekli bir dönüşüm içerisindedir. Marx, bir örümceğin ağını, bir mimarı utandıracak şekilde mükemmel ördüğünü ve bir mimarın onun bu yeteneği karşısında şaşkına döneceğini belirtir. Fakat en iyi örümceği, en kötü mimardan ayıran şey; mimarın yapıtını yapmadan önce onu beyninde tasarlamasıdır. Dolayısıyla Marx’a göre hayvan salt içgüdüsüyle hareket eder. Oysa insan kendi öz bilinciyle hareket eder. Bu anlamda insanın doğa karşısında kendi iradesiyle var olabildiği fikri önemlilik arz etmektedir. Marx’ a göre insan doğa karşısında kendi iradesiyle vardır. Doğadaki insan etkinliği, aynı zamanda insanın kendi öz bilincine vardıran bir süreçtir. Bu durum insanın antropolojik doğasını ortaya koyar. Senemoğlu’na göre bu Marx’ın kapitalist toplumu eleştirmesinin altında yatan temel nedendir. Çünkü Kapitalist toplumda insanlar sabit etkinlikler tarafından ele geçirilmiştir. Yani siz avcıysanız avcısınızdır ya da mühendisseniz sadece mühendissinizdir ve ömür boyu öyle kalmak durumundasınızdır. Çünkü çok belirli ve kesin bir iş bölümü yapılmıştır. Dolayısıyla bir kere işbölümü yapıldığı an siz, bir işi ne kadar mükemmel yaparsanız yapın o iş tarafından ele geçirilmişsinizdir.

Marx insanın alet yapan bir varlık olmasının önemine dikkat çekmektedir. Hayvan kendi geçimini kendi bedeniyle sağlamaktadır. Fakat insan kendi geçimini bir araç vasıtasıyla kazanmak zorundadır. Bu durumda insanın kendi geçimin kazanmak için yaratmış olduğu aracın insanı kendi bilincine vardırdığını belirtmektedir. Dolayısıyla Marx tarihteki dönüşümün insanların kendi geçimini kazanmak kaygısıyla ortaya çıktığını belirtir. Bu noktada üretim araçları ve üretim güçleri önem kazanmaktadır. Marx’a göre insanlar kafalarına bir fikir geldiği için harekete geçmezler. Ya da var olan toplumsal koşullarını değiştirmezler. Ona göre, insanlar mevcut üretim araçlarının artık onlara yanıt vermediğini anladıklarında eyleme geçerek toplumsal yapıyı dönüştürmeye başlarlar. İnsanların maddi olarak kendi hayatlarını kazanma biçimleri onların bilinçlerini var eder. Ve bu durum kültürel, ahlaki, dini, sanatsal bütün faaliyetleri içerir. Mesela, Marx’a göre bir toplumda İslam dini ortaya çıkıyorsa tesadüfi değildir. Tarihte İslam dinini oluşturacak maddi koşullar oluştuğu için İslam dini ortaya çıkmıştır.

Marx insanın bütün her şeyiyle değişmez bir doğasının olmadığını belirtir. Her ne kadar insanda hayvanlarda da bulunan yemek, içmek gibi değişmeyen özellikleri sahipse de insanın diğer taraftan diğer canlılardan farklı olarak tarihsel olarak sürekli değiştirdiği toplumsal bir doğası da vardır. İnsan içerisinde doğmuş olduğu toplumda kendi doğasını da inşa etmiş olur. Toplum, Marx için vazgeçilmez bir şeydir. Çünkü insan ancak toplumsal ilişkiler içerisinde kendisini ortaya koyabilen bir varlıktır. İnsan bu noktada maddi koşullarını değiştirdiğinde, koşullara dair bilincini de değiştirmiş olur. Marx, insanların bilinçlendirilmesiyle bir toplumun dönüşebileceği fikrine karşı çıkar. Çünkü insanlarının bilinçlerinin varlığı onların maddi koşullarının varlığına bağlıdır. Maddi koşullar değişmediği müddetçe bilinçlerinin de değişmeyeceğini belirtir. Senemoğlu, Marx’ın kapitalist toplum eleştirisinin bu noktada önem kazandığını belirtmektedir. İnsanların kendilerini toplumsal ilişkiler içerisinde gerçekleştirebilecek ve kendi geçimlerini kazanmalarını sağlayacak geçinme araçları kapitalist toplum tarafından elinden alındığı durumda, insanlar açısından varoluşsal sıkıntı başlamaktadır. Çünkü Kapitalizm, insanın kendi doğasını ortaya çıkarmasına izin vermeyen bir toplumsal düzendir. Yani insanın kendi doğasını ortaya çıkaracağı üretim araçları elinden alındığına göre aslında insan hapsedilmiş durumadır. Örneğin iyi bir ekmek ustasınızdır. Ancak kovulursanız evde ekmek yapacak bir fırınınız yoktur. Çünkü fırınınıza kapitalist tarafından el konulmuştur. Eve giderken ekmek ustası olsanız bile başka bir fırından iki tane ekmek almak durumundasınızdır. Çünkü üretim araçları birinin mülkiyetine geçtiği için insanın kendi geçimini kazanma olanağı ortadan kalkmıştır. Kişi üretim aracının kendisine mahkûm edilmiştir.

Marx kapitalist toplumun muazzam bir meta yığını üreten bir toplum olduğunu belirtir. Ancak bu durum tek başına meta üretiyor anlamına gelmez. İnsan ilişkilerini de o metaya indirgediğini gözden kaçırmamak gerekir. Çünkü, artık bir bakkalla olan ilişkimizi onun satmış olduğu ürüne karşılık olarak verdiğimiz metadır.  Diğer taraftan kapitalist toplumda eğer bankacıysanız sabahtan akşama kadar bankacı olmak zorundasınızdır. Bunun dışında kendinizi başka bir yönde geliştirme olanağınız yoktur. Marx, kapitalist toplumda rastlantısal bireyden bahseder. Marx’ın burdan kastettiği Senemoğlu’na göre insanın kendisini toplum içerisinde nerede konumlandırmak isterse istesin bunu başaramamasıdır. İnsanların bulundukları konum kendi varoluşlarının dışında rastlantısal olarak gerçekleşir.

Marx’ın Komünist toplumdaki birey anlayışını ya da alternatif olarak nasıl birey ve toplum fikri sunduğu hususu önem kazanmaktadır. Marx’ın birey anlayışı özgürlük ile ilişkilidir. Senemoğlu’na göre Marx’tan önceki özgürlük anlayışları adeta bir orkestra gibidir. Yani burada hangi bireyin olduğunun hiçbir önemi yoktur. Sizin yerinize herhangi biri de enstrümanı çalabilir. Önemli olan bir kez daha dokuzuncu senfoniyi çalmaktır. Marx’ın özgürlük anlayışı ise bir Caz gibidir. Senfonidekinin aksine Caz’da siz herhangi bir çalgınızı alıp yeni bir başlangıç yapabilirsiniz. O an çalmaya başladığınızda sizin ahenginize kapılan başka biri size kemanıyla katılabilir ve böylece siz bambaşka ve özgür bir içerik oluşturabilir, bir kez daha önceden söylenen şeyleri ifade etmezsiniz. Dolayısıyla, burada elinize aldığınız aygıtla yeni başlangıçlar yaratabilme imkânına sahip oluyorsunuz. Bu durum da insanda potansiyellerinin açığa çıkabileceği toplumsal bir durumu ortaya koyuyor. Marx’a göre herkes özgürlükten ve eşitlikten bahseder. Bu durum burjuva toplumunun yaymış olduğu ve retorikte kalmış bir söylemdir. Marx eşitliği,  Komünist toplumda şöyle betimler: “ herkesin var olan yeteneklerini sınırsızca geliştirebileceği olanaklara sahip olabilmesidir”. Bu anlamda özgürlük ve eşitlik aynıdır. Yani toplumda kendimi istediğim şekilde konumlandırabilme imkânıdır.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER