Modernleşmenin Paradoksları

Yazan: Semanur Konuk

0
3055

Hans Van Der Loo & Willem Van Reijen, Modernleşmenin Paradoksları, İnsan Yayınları, 301 s. 

Hans Van Der Loo ve Willem Van Reijen tarafından kaleme alınan Modernleşmenin Paradoksları adlı kitap, yirmi birinci yüzyıl bireyleri olarak içine doğduğumuz “modernleşme” olgusunu “modern” olanın tanımından başlayarak, yaygın olan ekonomik alandaki yansımalarının yanında sosyal, kültürel ve siyasal zeminlerde bulduğu karşılıkların da çok yönlü bir şekilde ele alınması adına kaleme alınmıştır. Yazarların belirttiği üzere, kitap modernleşmenin yirmi birinci yüzyıla özgü bir sistem olduğundan çok, arka planda süregelen birtakım gelişmelerin sonucunda gerçekleştiği fikrini savunurken, bu sebepleri ortaya koymak amacına hizmet etmektedir. Bu amaç doğrultusunda, modernleşmenin ekonomik sistem, siyasal yapı, kültürel norm ve bireysel yaşantıya kadar uzanan geniş bir düzeye yansıyan etkilerinin öznesi olan “modern zihin”in tanımı önem kazanmıştır. İnsanın zihin yapısındaki dönüşüm,  çeşitli alanlardaki yapısal değişimlerden bireysel yaşantılardaki tercihlere kadar uzanan geniş ölçekli bir alanda örneklendirilmiştir. Modernleşme kavramı, modernleşmenin yörüngesinde, farklılaşma, akılcılaşma, bireycilleşme, evcilleşme, modern ve gelecek olarak ayrılan yedi bölümde modernite tüm boyutlarıyla ele alınmaya çalışılmıştır.

Modernleşme kavramı olan ilk bölümde modernleşmenin tanımı ve çok yönlülüğü ortaya konulmuştur. Moderniteye giden süreci yorumlayan düşünürlerin ortaya koyduğu fikirlerle toplumda bu gelişmelerin farklı nedenlerinin yattığı düşüncesi açıklanmıştır. Weber, Tönnies, Durkheim ve Simmel gibi düşünürlerin temas ettiği farklı noktaların açıklaması modernleşme sürecinin neden tek yönlü okunamayacağına sebep niteliğindedir. Toplumların ve kültürlerin sahip olduğu farklı dinamiklerden dolayı modernleşmenin tek tip bir olgu olamayacağı ve farklı toplumlarda farklı biçimlerinin ortaya çıktığı Avrupa ve Uzak Doğu toplumlarından örneklerle açıklanmıştır. Moderleşme olgusunun temellendirme farklılıklarının izahının ardından modernleşmeye refleks olarak doğan  düşüncelere yer verilmiştir. Bu kısımda modernleşmeye karşıt bir eleştiri olarak evrimciliğin savunduğu, gelişmenin her zaman tek nedenli ve belli bir amaca yönelik olduğu fikrinin olumsuz karşıklıklar almasının sonucu olarak sosyal bilimlerdeki tarihsellik bilincine zarar vermesi eleştirilmektedir. Yazarlara göre bu eleştiriler sonucunda sosyal bilimciler toplumsal ve psişik araştırmalar yerine çağdaş sorunları analiz etmekle fazlasıyla meşgul olmuşlardır. Modernitenin temellendirildiği fikirler ve karşıt fikirleri verilerek, modernitenin tek bir olgu olmakla beraber farklı profillere ve etkilere sahip olduğunun anlaşılır kılınması üzerine, yazarların “paradoks” olarak adlandırdıkları, bu süreçte modernitenin öncül etkilerinin yanında öngörülemeyen diğer etkilerinin de ortaya çıkmasıyla oluşan çelişki barındıran durumları, “farklılaşma”, “akılcılaşma”, “bireycilleşme” ve “evcilleşme” olarak sınıflandırmışlardır.

“Modernleşmenin Yörüngesinde” bölümünde, modernleşmenin neden diğer coğrafyalarda değil de Avrupa’ da doğduğu sorusu sorulmakta ve farklı “hız”larla “modernleşen” toplumlardaki yapısal, kültürel, psişik ve fiziksel şartların farklılığına sebep aranmaktadır.  “Faklılaşma” adlı üçüncü bölümde  insan ilişkilerinde meydana gelen değişim incelenmiş ve bireylerin yaşantısı üzerindeki etkilerine değinilmiştir. Toplumlarda işbölümü ve dayanışma şekillerinde meydana gelen değişimler bireyler arasındaki sınıf ve statü farklılıklarının da farklı biçimlerde görünürlük kazanmasına kaynaklık etmiştir. Bu bölümde bireyler arası iletişimin farklılaşması ve buna paralel olarak değişen toplum normlarının, sınıflar arası farklılıkları törpüleyerek bireyler arasında geleneksel toplumlara nispeten daha eşit bir zemin oluşturması işlenmektedir. Bireylerin artan özgürlüklerinin yanında, farklı kültürler arasındaki artan benzerliklerin onları kimliklerinden uzaklaştırarak sınıf farklılıklarının korunduğu tezi savunulmaktadır. Yazarlar burada aynı toplum içerisinde ayrışan sınıflar arasında daha eşit bir yaşam alanı oluşmasının adına gelişmeler görülürken, evrensel ölçekte zengin ve fakir ülkeler arasındaki uçurum artışını örnek göstererek, Marx’ın toplumsal sınıflar hakkındaki fikrinin günümüzde toplumlarında da geçerli görmektedirler.

“Akılcılaşma” bölümünde, modernitenin yapısal çerçevesi çizilmiş olduğundan kültürel zeminde yol açtığı dönüşümler ele alınmıştır. İnsanları değişen dünya algısı ve tüm eylemlerinde kendini gösteren denetleme ve hakimiyet kurma ihtiyacı dünya görüşü, kolektif eylem ve bireysel eylem düzeyinde ele alınmıştır. Bireyin ve eylemlerinin akılcılaşma süreci, Weber’de “dünyanın büyüden arındırılması” şeklinde karşılık bulmakta ve Weber bu dönüşümün en büyük aktörlerinden biri olarak Protestan etiğine işaret etmektedir. Bireyselleşme bölümünde, bireyin seçim ve eylemleri üzerindeki artan denetiminin ona özgür ve daha eşit bir yaşam sunduğu inancının yanında, seçim yapacağı imkanların artışıyla kendinden ve kararından eminsizliği ile kapana kısılmışlık yaşamakta olduğu savunulmuştur. Yazarlar bu bölümde, modernleşme sürecini insanlığın ve bireyin felaketine okuyan kimselerin aksine, bireyin seçimlerinde başıboş ve “beyinsiz” olmadığı fikrini savunmaktadırlar. İnsanın tüketim alanındaki tasarruflarının yönlendirildiği ve aslında ne istediğini bilmeyen ve ihtiyacı olmayan ürünlere dahi sahip olma hırsı duyan modern tüketici birey olduğunu savunan görüşlerin yanında, bireylerin çeşitlilik kazanmış seçim yelpazeleri üzerinde bilinçli bir denetim kurabildikleri ve “tüketiyor olmanın verdiği haz” ile savrulmadıkları inancını ortaya konmuştur.

Beşinci olarak “Evcilleşme” bölümünde, bireyin modernleşme sürecinde doğayla kurduğu ilişkinin dönüşümü ile toplumdaki güç ve denetim mekanizmalarının değişen norm ve uygulamaları tartışılmıştır. Teknolojinin gelişimiyle insanın doğaya karşı benimsediği hakim tavrın ardından kendisinin de teknoloji gibi kendi hakimiyetine hizmet ettiğine inandığı araçlar tarafından, üzerinde denetim sağlanan bir nesneye dönüştüğü farklı alanlardaki düşünürlerin fikirleriyle desteklenmiştir. Toplumsal denetim mekanizmalarının kurulmasında gücün işlevi, Foucault’nun geleneksel toplumlardaki cezalandırma biçimleriyle modern toplumlardakinin farklılık göstermesinin sebeplerini açıkladığı “panoptizm” teorisi üzerinden ele alınırken,  bu sürecin aktörü olarak insanın kendi bedeni ve isteklerini giderme şeklinin farklı bir hal almasıyla ilgilenen Freud’un düşünceleriyle de psişik süreçler ortaya konulmuştur. Modernleşme ve gelecek adlı son bölümde, modernleşme sürecinin gelecekte nasıl bir hal alacağı yazarlar tarafından kehanette bulunmaktan kaçınarak ihtimaller değerlendirilmeye çalışılmıştır. İletişim ağlarının gelişmesiyle  artan küreselleşmenin getirisi olarak post modern arayışların modernitenin dışında bir yol olarak vaadettikleri sorgulanmaktadır. Yazarlar bu bölümde moderniteye karşı teorik olarak “silahlanmak” için modernitenin farklı yönlerinin doğru okunması gerektiğine temas etmektelerdir. Bu ifadeden yazarların moderniteye karşı bir duruş sergiledikleri anlaşılabilir. Ancak devamında bu silahlanmanın tam olarak ne ifade ettiği ve hangi amaca yönelik olması gerektiği gibi noktalar net bir şekilde anlatılmadığından kesin bir kanıya varmak mümkün olmamaktadır.

Modernleşmenin Paradoksları kitabı, modernitenin oluşumuna hazırlık teşkil eden koşullardan başlayarak sanayi toplumlarının doğumuna kadar olan süreci insan ve toplum temelinde yaşanan değişim ve dönüşümlerle ortaya koymuştur. Bu süreç, geleneksel toplumlarla modern toplumlar arasındaki değer ve norm farklılıklarının bireyin düşünme refleksleri ile yaşam standartlarında görünürlük kazanmasıyla karşılaştırılarak izah edilmiştir. Kitap, bu karşılaştırmalı okuma açısından farklılıkların somut olarak ortaya konmasını ve modern algının pratik yaşantıdaki karşılıklarının anlaşılır kılınmasını sağlamaktadır.

Kitabın dili, ele aldığı konu gereği kolay olmamakla beraber, yazarların kullandığı üsluptan dolayı konuyla ilgilenen kimseler için anlaşılır ve akıcı bir niteliktedir. Bölümlendirme ve konuların sıralanmasında, bu alanda bilgi birikimi olmayan kimselerin rahatlıkla kazanım sağlayıp bilgilerini temellendirebilecekleri şekilde geniş yelpazeli ve sistematik bir yol benimsenmiştir. Farklı ekol ya da ideolojilerden kimselerin görüşleri aktarılırken, muhalif düşüncelerin de bir teorinin hemen ardından verilmesi konuyu daha anlaşılır kılmış ve her görüşe ait verilen örneklerle teorilerin pekişmesi sağlanmıştır.

Yazarlar, paradoks olarak adlandırdıkları modernitenin çıkmazlarını ortaya koyarken tarafsız bir tutum izlemeye çalışmışlardır. Her ne kadar yazarların modernleşme sürecini sorunsallaştırması kitabın yazılış sebebi olarak düşünülebilirse de modernleşmenin ayrı ayrı fragmanları işlenirken kendi görüşlerinin direkt bir dahli söz konusu değildir. Loo ve Reijen kendi görüşlerini açıkça ifade etmek yerine ele aldıkları farklı ideolojiler üzerinden dolaylı olarak ifade etmişlerdir.

Kitabın yazılışından bu yana yirmi yılı aşkın bir süre geçtiği düşünülürse, kitabın değerini hala koruyor olması önem arz etmektedir. Kitapta modernitenin yalnızca ekonomik sistem üzerinden açıklaması yapılmaktan ziyade çok yönlü biçimde ele alınışı, bu süreçte ortaya konulan diğer çalışmalara yol gösterici bir konumda olmasını sağlamıştır. Kitapta ele alınan paradoksların günümüzde de hala geçerliliğini koruyor olması, yazarların modernitenin geleceği hakkında görüş bildirirken çekimser kalmalarını haklı çıkarmaktadır.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın