Sekülerleşmenin Şehir Planına Etkisi

Vahide Nur Bayrak, Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Lisans Öğrencisi

0
919

Sekülerleşmenin ortaya çıkmasıyla beraber birçok alanda olduğu gibi şehir ve onun da özelinde şehir mimarisinin yapısında değişmeler olmuştur. Makalede bu değişmeler ve bunlara dair birkaç örnek verilmiştir. Artık insanların geçmişlerine dair meraklı olmamalarının nedenlerinden en önemlisi olan toplumsal hafızanın mimarideki tezahürlerine değinilmiştir. Giderek kalabalıklaşan dünyada yalnızlaşan insanların içerisindeki yaşadığı çevrenin bu yalnızlaşmaya etkisi üzerinde durulmuştur.

Şehirlerin varlığından önce köyler ve yahut benzeri yapılaşmalardan söz edilir. Şehir düşüncesinin gelişmesi ise; insan nüfusunun çoğalması ve artık insanların birbirine daha çok ihtiyaç duydukları ticaretin ortaya çıkması ile olmuştur. Bu anlamda “Bir yerleşim birimi olarak şehir, yapısal ve kültürel bakımdan disipline edici bir mekândır.”[1] Böylece köylerin şehirleşmesi serüveninin başlaması ile de toplum olgusu meydana gelmiştir. Toplumun ihtiyaçları iş paylaşımlarını beraberinde getirerek sosyal bir devletleşme yolunda ilerlemiştir. Günümüzde ise, şehrin yoğun ve aktif kullanıldığı bir dönemden geçiyoruz. Modern yaşamın etkisiyle dönüşümlerin dinamik bir hal almaya başlamasındaki etkenleri Marx’tan etkilenenler, kapitalizmle açıklarken şöyle bir çıkarımda bulunmuşlardır: “Modern dünyayı biçimlendiren ana dönüştürücü güç kapitalizmdir.”[2] Esasen buna karşı Durkheim ve Weber’in de farklı bir söylemi vardır. “Ona göre kapitalist rekabet, ortaya çıkan endüstriyel düzenin merkezi özelliği değildi ve Durkheim, Marx’ın büyük önem verdiği vasıflardan bazılarını marjinal ve geçici olarak görüyordu. Modern toplumsal yapının hızla değişen karakteri esasen kapitalizmden değil, doğanın endüstriyel amacı kullanımı yoluyla üretimi insan gereksinimlerine göre biçimlendiren karmaşık iş bölümünün canlandırıcı etkisinden kaynaklanıyordu; kapitalist değil, endüstriyel bir düzende yaşıyorduk.”[3]Weber ise her ne kadar kapitalizmden bahsetmiş olsa da Durkheim’a daha yakındır. Weber’in burada kullandığı kavram ise ‘rasyonel kapitalizm’dir.[4] Değişen dinamikliğin kaynağı konusunda farklı yorumlar ve tespitler yapılıyor olsa da burada fark ettiğimiz gerçek insana ve eşyaya maddi olarak bakılıyor olmasının ortaya çıkardığı kaos ortamıdır.

Hızlı Yaşamın Ortaya Çıkışı ve Şehir Mimarisinin Değişimi

Hızlı yaşamanın beraberinde getirdiği ‘pratik yaşam’ algısı hiç kuşkusuz birçok alanı etkilediği gibi mimari yapıyı da etkilemiştir. Günlük telaşelerin gecelere kadar devam etmesi, yorgun ve kaygılı insanlara sadece pazar günü tatili olduğunun dayatılması, insanları çevrelerine karşı duyarsızlaştırmıştır. Estetikten ziyade kullanışlılığın veya popülerliğin öne çıktığı eşyalar değer görmeye başlamıştır. Hiç şüphesiz ki bu etkinin tezahür etmesinde 1789 yılında meydana gelen Fransız Devriminin etkisi çoktur. Fransız Devriminin devamında modernleşme ve sekülerleşme anlayışı doğuyor. Ekonomi üzerine kurulan planlar kapitalizmin de desteğini alarak mağaza kültürünü meydana getirmiştir. Tüketimin artması “Atmosfer açısından bakıldığında, mekân kullanımına bağlı olarak ilgisiz ürünlerin bir arada sunulması, alışveriş merkezlerinde ortaya çıkan ilginç tablolar yaşatmaktadır. Simbiyotik pazarlama kavramı ile aynı mekânı, zamanı ve hedef kitleyi paylaşan bir ortakyaşarlık durumunu açıklamaktadır. Bu mekânlarda, postmoderniteyi açıklayan, nesnelerin yan yana ve eklektik durma özelliği, McDonald’s restoranlarıyla lahmacun salonlarını, resim sergilerini, sinema ve eğlence salonlarını, mobilyadan anahtara birçok ihtiyacın bir arada karşılanabileceği bir zincir, ihtiyaç giderme döngüsünü sağlamakta ve tüketiciler saatler boyu meşgul olabilecek bir atmosfer içinde kendilerini bulmaktadır.”[5] Böylece şehirlerin önemli mekânları artık büyük ibadet haneleri olmaktan çıkıp alışveriş merkezlerine, pasajlara, çarşılara dönüşmüştür. Bu durum eşyaya olan kıymetin kaybedilerek anlamın arka plana atılmasına ve görselin yani şeklin ön plana geçmesine yol açmıştır. Böylece insan, popüler kültürün etkisiyle tüketimin nesnesi olarak araçsallaştırılmıştır. Parası olmadığı halde alışveriş merkezlerinde dolaşan insanlar çoğalmıştır.

Mekân ve Zaman Bağlamında Mimari Yapı

“İnsan ancak bir ‘mekân’da yaşar. Zaman gibi mekân da insani varoluşun ve hayatın zorunlu boyutudur.”[6] İnsan değişirken içerisinde yaşadığı mekânı da kendi değişimine adapte eder. İnsanın değişiminden etkilenen mekânlar sessiz birer şahitçidirler. Bizler, yüzlerce yıl önce yaşamış insanları geride bıraktıkları mekânlar ile tanımaya çalışıyoruz. Bu da mekânın içerisinde yaşayan insanları anlatan birer canlı yapıya dönüştüklerinin göstergesidir. Bunun bizdeki en iyi örneği, kopyalanarak çoğaltılmış TOKİ yapılarıdır. TOKİ, 1990 yılında pasif halde iken 2002 yılında ‘Acil Eylem Planı’ çerçevesinde ‘Planlı Kentleşme ve Konut Seferberliği’nin başlamasıyla çalışmalarına yeni bir vizyon katmıştır. Artık her şehrin bir TOKİ’si olmuş ve hatta bu yapılaşma ilçelere kadar inmiştir. Bizim bu güne kadar gelen İslam sanatına dair hiçbir tevarüs göremediğimiz bu yapılar aslında seküler bir hayat ile yaşamaya alıştı(rıldı)ğımızın en çarpıcı örneğidir. Nitekim çarşısı, pazarı, spor salonu, camisi bulunan bu kompleks yapılarda oturan bireyler adeta bir cam fanus içerisinde tutulmaya çalışılmış, bütün ihtiyaçlar bu alandan karşılanabilecek şekilde dizayn edilmiştir. Bu durum da tüketim toplumunu oluşturmuş, insanlar evleri ve bu kompleks içerisindeki sosyal (!) alanlar arasında sa’y yapmaya başlamışlardır. Bizler de bir sonraki nesile bu TOKİ konutlarını sanatsal mimarilerimiz olarak miras bırakacağız! Her ne kadar yeni yapılan ve yapılacak olan TOKİ konutlarında şehrin dokusunu içeren tasarım ve yöresel mimariye uygun proje çalışmaları yapılıyor olsa da,[7] bu yapılar ‘Yeşil Vadi Sitesi’, ‘Koruluk Apt.’, ‘Çınar Konutları’ gibi isimlerden ibaret kalan fakat gerçeklikte bir karşılık bulamayan projeler olarak varlığını sürdürmektedir.

Işıltılı, müzikli, modern tasarımlı kafelere baktığımızda popüler kültürün yansımalarını görürüz. “Artık içtiğiniz kahvenin hiç bir önemi yok, yediğiniz tostun ya da hamburgerin de öyle. Nerede yediğiniz önemli bunları. O her yerde olan sıradan kahvenizi içtiğiniz duvar ve koltuk, yerdeki desen, sağa sola koyulmuş absürt objeler ve daha niceleri. Endüstriyel tasarım adı altında hayatımıza girdi bu mekânlar önce, beton rengi duvar ve zeminler, kırılmış tuğlalar, havalandırması elektrik ve su tesisatı orada ve görünen mekânlar moda oldu.”[8] Oysa “Şehirleşme sadece büyük caddeler, meydanlar açarak ve beton yığınları yükselterek anlam kazanmaz. Şehre kimliğini veren hafıza değeri olan yapıları korurken onları müzeleştirmeden hayatiyetini sürdürmek zorundayız.”[9]

Baktığımızda hakikat adına bize bir şey anımsatmayan binalar, gökdelenler vs. geçmiş tarihsel hafızamıza da hastalık bulaştırmıştır. Alzheimer şehirler olarak ifade edilen[10] bu durum insanın en önemli özelliği olan düşünebilme yetisine darbe vurmuştur. Bunun önemini ifade eden şu sözlere bir bakalım; “Şehirlerin bir ruhunun olduğu ve canlı organizmalar gibi beslenip büyüdüğü, geliştiği, değişip evrildiği göz önünde bulundurulduğunda, taşıdığı ruh, beslediği kültürün bir tezahürü olarak mimaride, sanatta ve ticarette yansıma bulacaktır.”[11] Bunun yanı sıra ifade edilen ruhu taşıyan şehirler geçmiş ile geleceğin arasını bağlayan önemli bir konumdadır. Zira göstergeler çağını yaşadığımız bu dönem içerisinde yaşadığımız bu ortamdan etkilenmemek olası gözükmemektedir. Tarih içerisinde meydana gelen olaylara şahit olarak günümüze ulaşmış eserler adeta bir köprü vazifesi görerek beraberlerinde toplumsal hafızayı taşımaktadırlar. “Modernizm, geliştirdiği Batı tarzı mimari ile şehirlerin geçmiş hafızalarını yok etmekle kalmıyor, tüm köprüleri yıkarak tarihsel bağları siliyor.”[12]Yaşanan bu hızlı değişim neticesinde ne kendimizin ne de durduğumuz konumun farkına varabiliyoruz.

Seküler yaşamın sunduğu dinsel ritüellerden uzak oluş insanlara mutluluk vermek yerine bunalıma sevk etmiştir. Geniş metrekareli evlere sığamayan insanlar ortaya çıkmıştır. Tatmin olmayı bedensel ihtiyaçların karşılanmasında arayan insanlar yaptıkları bina veyahut yerleşimleri de bu bedensel zevk üzerine kurmuştur. Mideyi tatmin etmek için yapılan geniş ve gösterişli mutfaklar insanları daha da aç hale getirmiştir. Sadece uyumak, yemek yemek, duş almak gibi ihtiyaçları gidermek amacıyla evler inşa edilmeye başlanmıştır. Bu da bakıldığında herhangi bir şey ifade etmeyen beton yığını haline dönüşen şehirleri ortaya çıkarmıştır. Bunun tersi bir örneğini verecek olursak; Kudüs’te Sur içi bölgesine -eski şehir de denilir- ayak bastığınız andan itibaren tarihe olan yolculuğunuz başlar. Kimsenin size mekân hakkında bilgi vermesine ihtiyaç kalmadan, adeta tarih içinde yürürsünüz. Çarşının akışına kendinizi bıraktığınız zaman, şehrin tarih kokusu üstünüze siner. Sur bölgesinden ayrılıp şehrin diğer kısmına geçtiğiniz zaman bu farkı daha keskin bir şekilde gözlemlersiniz. Oysa yılların üzerinden şiddetlice geçtiği yerler burası, adeta zaman buralarda durmuş sanırsınız. Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz elbette ama bu gibi eserlerin, yapılaşmaların neden günümüze aktarıl(a)madığı üzerinde düşünmediğimiz sürece eskiye olan hasretimiz ve yeniye olan çekimserliğimiz devam edecektir.

Modern dönem mimari şekillerine baktığımız zaman ilginç, belirsiz, karmaşık şekillerle karşılaşmaktayız. Şehri okumanın insanı okumak anlamına geleceğine değinmiştik. Ortaya çıkan bu mimari tarzlar insanların anlaşılmak istemelerinden ziyade sanki bir zihin karmaşasını ifade etmektedir. Dans eden bina, ters yapılmış ev, yamuk şekilli gökdelenler daha çok ilgi duyulan yapılar olmaya başlamıştır. Bu şekillerin ibadethanelerde kullanılan formları da çok ilginçtir. Camiler de bu seküler izlerden payına düşeni almıştır. İbadetin daha anlamlı yapılması öncelikli olması gerekirken mimarisi ilginç olan camiler gündemde tutulmuştur.

Sekülerleşmenin yadsınamaz etkisiyle meydana gelen bu değişimler yeni şehir planlarına ihtiyaç olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü insanlar bir heves ile yaptıkları evlerde mutlu olamaz, zaman geçiremez hale gelmişlerdir. “Endüstriyel-teknolojik gelişmeler mimariye önemli etkin malzeme desteği sağladı. İnsanlar artık büyük binalara büyülenmiş olarak baktılar, ama diğer taraftan insan kalabalıklar içerisinde yalnızlaştı. Çünkü gökdelenin büyüklüğü ve büyüsü karşısında kendini değersiz gören insanlar birbirlerinin farkına varmaktan gittikçe uzaklaştı.”[13]

Sonuç

Sekülerleşmenin etkisiyle değişimlerin kitleler halinde meydana gelmesi, insanları hızlı bir dönüşümün içine sürüklemiştir. Bu durumun her alana etkisi olduğu gibi mimariye de yansımaları olmuş ve anlamın yitirilip haz ve hızın öncelenmesi beraberinde sorunları meydana getirmiştir. Toplumsal hafızayı ifade eden yapıların günümüzde sayıları gitgide azalmış ve bu durum geçmiş ile arasında bağ kuramayan yani köksüz hale getirilen toplumların ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Üzerine seküler yaşamın izleri sinmiş şehirden, asıl olan şehir planına erişmemiz için şu ilkeleri unutmamamız gerekir: “Yaptığımız binalarla; bir, komşuya zarar vermeyeceğiz. İki, şehre zarar vermeyeceğiz. Üç, kültürel kirlilik yaparak zarar vermeyeceğiz. Dört, tabiata zarar vermeyeceğiz. Ancak bu dört şıkkı uygularsak adaletli bir şehir yapmış oluruz.”[14] Bu çerçevedebir şehir kurulacaksa şayet, insana önem veren, bilgi birikimini sonraki nesillere taşıma gayreti olan, bireysel konforun yanında diğer insanların da ihtiyaçlarını gözeten, çok olsun denilerek kalite ve estetikten uzak yapılar yapma çabasında olmadan bir şehir planlanmalıdır.

KAYNAKÇA

Altınmakas, Esra, “Osmanlı-Selçuklu Mimarisi TOKİ’ye İlham Kaynağı Oldu”, (2013, 23 Nisan). https://www.haberler.com/osmanli-selcuklu-mimarisi-toki-ye-ilham-kaynagi-4553906-haberi/ (Erişim: 15 Şubat 2019).

 Babacan, Muazzez – Onay, Ferhat, “Postmodern Pazarlama Perspektifi”, Ege Akademik Bakış Dergisi, Cilt 2, S.1, 2002, s.11-20.

Çavdar, Ayşe – Erol, Merve, “Toki’ye Karşı Dokuz İlke”, Söyleşi, (2012, 27 Eylül). https://www.arkitera.com/haber/10137/toki-ye-karsi-dokuz (Erişim: 15 Şubat 2019).

Çelik, Celaleddin, “Şehrin Zamanından Zamanın Şehrine”, Muhafazakâr Düşünce Dergisi, Ankara, 2010.

Çelik, Celaleddin, “Ev”den “Konut”a: Meskenin Sosyolojik Dönüşümü”, Düşünen Şehir Dergisi, Kayseri, 2017.

Doğu, Mustafa, “Alzheimer Şehirler”, Düşünen Şehir Dergisi, Kayseri, 2018.

Emre, Akif, “Şehirlerin Hafızası”, Düşünen Şehir Dergisi, Kayseri, 2017.

Giddens, Anthony, “Modernliğin Sonuçları”, Çev. Ersin Kuşdil, Ayrıntı Yay., İstanbul, 2016.

Keskin, Bedrettin, “Mimarlıkta “İnsan-Özne” Ölçüsünden Sapma; Ticarileşen İnsan ve Mekân”, Muhafazakâr Düşünce Dergisi, Ankara, 2010.

Us, Kadir, “Tüketim Çılgınlığında Yeni Moda: Mekân Tüketimi”, (2018, 7 Şubat). https://steemit.com/tr/@kadirus94/tketimlgnlndayenimodamekantketimi-ctw4tie9ql (Erişim: 15 Şubat 2019).


[1] Celaleddin Çelik, “Şehrin Zamanından Zamanın Şehrine”, Muhafazakâr Düşünce Dergisi, S.23, 2010, s.29.

[2] Anthony Giddens, “Modernliğin Sonuçları”, Çev. Ersin Kuşdil, Ayrıntı Yay., İstanbul, 2016, s.18.

[3] Anthony Giddens, Modernliğin Sonuçları, s.19.

[4] Anthony Giddens, Modernliğin Sonuçları, s.19.

[5] Muazzez Babacan – Ferhat Onay, “Postmodern Pazarlama Perspektifi”,  Ege Akademik Bakış Dergisi, Cilt 2, S.1, 2002, s.11-20.

[6] Celaleddin Çelik,  “Ev”den “Konut”a: Meskenin Sosyolojik Dönüşümü”, Düşünen Şehir Dergisi, S.3, Kayseri, 2017, s.30.

[7] Esra Altınmakas, “Osmanlı-Selçuklu Mimarisi TOKİ’ye İlham Kaynağı Oldu”, (2013, 23 Nisan), Erişim Tarihi: 15 Şubat 2019,  https://www.haberler.com/osmanli-selcuklu-mimarisi-toki-ye-ilham-kaynagi-4553906-haberi/

[8] Kadir Us, “Tüketim Çılgınlığında Yeni Moda: Mekân Tüketimi”, (2018, 7 Şubat), Erişim Tarihi: 15 Şubat 2019, https://steemit.com/tr/@kadirus94/tketimlgnlndayenimodamekantketimi-ctw4tie9ql

[9] Akif Emre, “Şehirlerin Hafızası”, Düşünen Şehir Dergisi, S.1, Kayseri, 2017, s.8.

[10] Mustafa Doğu, “Alzheımer Şehirler”, Düşünen Şehir Dergisi, S.5, Kayseri, 2018, s.146.

[11] Mustafa Doğu,“Alzheımer Şehirler”, s.150.

[12] Mustafa Doğu, “Alzheımer Şehirler”, s.151.

[13] Bedrettin Keskin,  “Mimarlıkta  “İnsan-Özne” Ölçüsünden Sapma; Ticarileşen İnsan ve Mekân”, Muhafazakâr Düşünce Dergisi, S.23, Ankara, 2010,  s.25.

[14] Ayşe Çavdar – Merve Erol, “Toki’ye Karşı Dokuz İlke”, Söyleşi, (2012, 27 Eylül). Erişim tarihi: 15 Şubat 2019, http://www.arkitera.com/haber/10137/toki-ye-karsi-dokuz-ilke

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın