Sanal Alamet Sayı 15

Havasını soluduğumuz şu zamanlar, bireysel hayat döngümüzün hibritleştiği, online ve gerçek dünyanın iç içe geçtiği bir dönem. Pandemiden sonra dijitale dönüşümün hayatımıza birçok alanda kolaylıklar getirdiğinin farkına vardık. “Eskiden daha güzeldi” demenin bir faydası olmadığını fark ettiğimizde, içinde bulunduğumuz şartları daha iyiye dönüştürebilme, sanalı kendimize avantaj olarak sunma şansını yakalamış olduk.

Tam da sanal aleme evrildiğimiz süreçte çıkardığımız derginin bir yılı biterken dijital şartları yeni yılımızda nasıl daha iyi kullanabiliriz sorusuna cevap aradık. Sekiz arkadaş, gönül coğrafyalarımıza dalıp çıkarken, belki okuyucularımıza keşfedilmemiş bir kıta sunarız hissiyatıyla; sosyal medyada, bloglarda karşımıza çıkan uzun yazılardan sıkılan okurlarımızla eğlenceli beraberliğimizi devam ettirmek istedik.

Dergimizin ikinci yılında da “zaman kavramı beşerin en kıymetlisi” görüşümüzü devam ettiriyoruz. Bu nedenle biz de vakitleri israf etmeden kısa ve öz şeyler ortaya çıkaralım, toplu taşıma kullanırken okuyalım, izleyelim, kahve içerken müzik dinleyelim, dergilerle tanışalım, beğendiğimiz sayfaları paylaşalım, gitmeye üşenmediğimiz yerleri anlatalım istedik ve hazırlıklara yeni yılda da devam ettik.

Kitaplıklarımızın başına geçip kitaplarımızı taradık, film listelerimizi açtık filmlerimizi yeniden karıştırdık. Müziklerimizi tekrardan dinledik, unutamadığımız parçaları seçtik. Sosyal medyalarımızı, bağlantılarımızı kontrol ettik, paylaşıma açmak istediklerimizi not aldık. Gitmeyi çok sevdiğimiz, manzarasına doyamadığımız sakin ve güzel yerleri gezdik. Tüm bunların her birini yazıya dökmeye devam etmeye karar verdik

Yeni dönemde hangi başlıkları eklemeliyiz? Sorusuna; klasikten uzak, şahsına münhasır yazılar ortaya çıkarmak istediğimiz konuları seçme konusunda ortak bir karara vararak işe koyulduk. Şimdilerde biz, ayda bir düzenli formatımız ile okurumuza yeni keşifler sunmak için içeriklerimizi bir araya getirmeye ilk günkü heyecanımızla devam ediyoruz. Önünüze gelen dergi çalışmamızın işleyiş mekanizması bu şekilde güncellendi. Geriye kalan tek şey sayfayı ilerletip ikinci yılımıza ait yeni içeriklerimizle tanışmanız.

Güzel vakit geçirmeniz ve faydalanmanız dileğiyle, Değerli Okurlarımız…

Editör İşleri: Elif Yavuz

Kendi Halinde Yazarlar: Ayşegül Eroğlu, Ayşegül Taşalan, Betül Ellialtıoğlu, Elif Yavuz, Fatma Zehra Hamarat, Gülbahar Sebetci, Kevser Betül Kurar

Bu sayımız; ülkemizde 11 ilde ağır hasarla yaşanan, 81 ilde sarsıcı etkisi olan deprem felaketini merkeze almaktadır. Medyada yapılan paylaşımların aksine “Beraber nasıl daha iyi olabiliriz?” sorusuna cevap aranmıştır. Ramazan ayının bereketini ve paylaşma sünnetini de kapsayan bu sayımız; deprem bölgesindeki kardeşlerimiz için “iyileştiren bir sayı” olma adına hazırlanmıştır.

Güzellikleri görebilmek ümidiyle…

Mehmet Teber’in Hikayeleri

Çocukların dünyası farklıdır yetişkinlerinkinden. Hem daha sınırlı hem de daha uçsuz bucaksızdır çocuğun dünyası. Yaşamın karmaşasının, kaygılarının veya gerçeklerinin çocuklara anlatılması için sadeleştirmeler ve benzetmeler gereklidir. Bu doğrultuda kurmaca önemli bir rol oynar. Uzmanlık alanı çocuklar olan Klinik Psikolog Mehmet Teber aynı zamanda metaforik öyküler kaleme alan bir yazardır. Metaforik öykü, sorunun doğrudan ele alınması yerine metaforlar zinciriyle oluşturulan hikaye üzerinden dolaylı şekilde ele alınmasına olanak tanır. Böylece çocuğun gerçekliğini kavrayamadığı konuların bilinç dışında iyileşmesi gerçekleşir.

Yazdığı metaforik öyküleri sosyal medya hesabında paylaşan Mehmet Teber, özellikle ebeveynlerin çocuklarıyla iletişim kurmakta zorlandığı konulara değiniyor. Deprem de bu zorlayıcı ve hassas konulardan biri. Afeti yaşayan, evi yıkılan, yakınlarını kaybeden, enkaz altında kalan, okulu değişen çocuklar için metaforik öyküler bulunuyor. Büyük Fırtına ve Bay Korku ve Bayan Üzüntü gibi kimi öyküler seslendirilerek ve animasyonla desteklenerek zenginleştirilmiş durumda.

Mehmet Teber kaleminden metaforik öykülerin çocukların olup biten karmaşayı anlamlandırabilmesi ve içlerinin ferahlayabilmesi için şifa olması niyetiyle. Kitaplara ulaşmak için;

Metaforik Öyküler

https://www.instagram.com/p/Co-Zy9ttGOs/#

Kirazın Tadı - Abbas Kiarostami

Kirazın Tadı ünlü İranlı yönetmen Abbas Kiarostami’nin insanı zihin ve duygu dünyasında derinlere götüren bir filmi. 1997’de vizyona giren film, kendisine gizemli bir görevde yardımcı olabilecek birini bulmak için Tahran’da arabasıyla dolaşan Badii’nin hikayesini anlatıyor. Film ilerledikçe Badii’nin intihar etmeyi planladığını ve öldükten sonra onu gömecek birini aradığını öğreniyoruz. Kirazın Tadı filminin en dikkat çekici yanlarından biri de filmin gidişatı. İzleyicinin karakterlerle ve çevreyle oturmasına izin veren uzun çekimlerle, film yavaş ve düşünceli. Filmin yavaşlığı, seyircide Badii’nin hayatına son verme girişiminde başarılı olup olmayacağını görmek için beklerken bir gerilim ve huzursuzluk duygusu yaratıyor. Filmin insanda bıraktığı güçlü etkiyle beraber filmde kullanılan Louis Armstrong’un bestelediği müzikler de filmin vurucu etkisini artırıyor.

Merhaba Süleymaniye

Biraz meraklı, yaşananlardan ürkmüş ve nerede hata yaptığını anlamaya çalışan gözlerle avlundayım. Herkesin peşine düştüğü sırları bana açar mısın? Nasıl bu kadar heybetli, sağlam ve mağrursun? Seni tanımak istedikçe tüm yollar beni Sinaneddin Yusuf’a getirdi. Bir matematikçiye, fizikçiye, mimara, çağının çok ötesinde bir mühendise… En nihayetinde doğduktan elli yıl sonra ne için yaratıldığını, içindeki tözü keşfetmiş bir dehaya rastladım. Peşindeki durakta sebat karşıladı beni. Meğer beklemek öyle alelade bir kelime değilmiş. “Kıyamete kadar baki kalacak bir camii “ isteyen Muhteşem Süleyman’ı bile altı yıl bekletecek bir nazın varmış, henüz dün tamamlanmış herhangi bir yapıya taş çıkaran sağlamlığın bu nazındanmış. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde sadece temelinin Koca Sinan’dan iki yıl aldığını yazmış. O abartılı üslup sever, sahi midir söyledikleri? Senin sırrına ermiş biri, asırlar öncesinden bugüne namazgahında rükuya eğilmiş milyarlarca insan olduğu halde senin neden bir milim dahi eğilmediğine şaşırmaz. Ayak ucundaki kazıkların dört yüz elli yıl evvel senin ihtişamını taşıyabilsin diye büyük bir yük sırtlandığını, baş ucundaki kubbenin koca bir yapıyı yorgan gibi sarması için ne hesapların yapıldığını anlar.  O kubbenin dört fil ayağı sütun üzerinde nasıl vakur oturduğunu, deve kuşu yumurtalarının amacını bilir. Horasan harcı herkesin malumudur da soğan kabuğunun hikmetinin kükürt, yumurta akının ise protein demek olduğu o çağdaki kaç insanın malumudur? 

Bu akustik harikası yapının tam kalbinde durup henüz yirmi yılını doldurmamış salonlarda yaptığım sunumları arka taraflara duyurma telaşlarımı düşünürken mimarının integral mukabilinden beşinci bir işlem kullandığını fısıldıyor İstanbul martıları. Karşımda kandillerinden çıkan islerin bile ziyan olmadan bir odada biriktiği, çöl yolculuklarında develerin boynunda sallayarak damıttığı ve dünyanın en değerli mürekkebine dönüştürdüğü bir simyasın. Kaç insan vardır niyazını minarenden yayılan makamlara kattığın? Altında kaç dehliz gizlidir, biriktikçe seni çürütecek suları Haliç’e akıttığın? 

Avludan ayrılıp tüm bu temaşa sürecinin ardından cevaplarımı bulmuş ve mutmain bir şekilde Büyük Valide Han’a doğru yol alıyorum. Düştüğümüz yanlışların muhasebesini yaparken yolda sabırsızlığımıza denk geliyorum. Uyumsuzluğumuzun ve tabiata olan nafile inadımızın farkına varıyorum. Bu arayış ve aydınlanış sürecimde bana rehber olan, yazımda da bahsettiğim mevzuların ayrıntılarını bulabileceğiniz bir belgeselin tanıtımını bırakıyorum. İnanca ve güce ihtiyacımız olan şu günlerde yüzyıllar evvel kurduğumuz bu mükemmel sistemi tekerrür ettirecek kudretin, son oturuşta gözlerimizi çinilerinin çeldiği bu mekânda, kendi özümüzde, köklerimizde olduğunu hatırlayalım diye… Her kişi niyetine…          

   Mimar Sinan’ın Dehası / Gizemli Tarih

Vakıf - واقف

Arapça kökenli olan vakıf kelimesinin kelime manasına baktığımızda; durma, bırakma, stop etme, erteleme, kesinti, ara vermek gibi anlamlara geldiğini görüyoruz. Aslında vakıflar insanlık tarihi kadar eskidir. Birlikte yaşamanın gerektirdiği önemli bir kurumdur vakıf. Yardımlaşmanın elzem olduğu ne zaman anlaşılmışsa o zamandan beri vakıf insanlar olagelmiştir. Ancak İslam ile vakıflaşmak farklı bir kimlik kazanmıştır. İlk cümlede bahsettiğimiz kelime manasına gelelim birlikte. Neyi durdurmak, ertelemek ya da ara vermek?

İslam her vakit dünyanın geçiciliğine ve hayır hasenatın ahiret için yapılmasına vurgu yapmaktadır. Geçici olan dur dediğimiz bir yerdir vakıf. Vakıf insanı olmak karşılığı dünyadan ve içindekilerden beklenmeden, yorulmanın bir diğer adıdır. Mübarek Ramazanınızı tebrik eder bu vesileyle sizi bir duaya ortak etmek isterim.

“Allah’ım! Bizlere lütfettiğin emanetlerin hakkını layıkıyla eda edebilmeyi ve Yaratan’dan ötürü yaratılanlara hizmet eden “vakıf insan”lardan olabilmeyi cümlemize nasip eyle!” Amin.

Vakıflar Listesi

Darülaceze Vakfı

Kimsesiz, bakıma muhtaç, yaşlı, sakat, terk edilmiş çocuklar (0-6) için hizmet sunmak üzere 1991 yılında kurulmuştur.

İHH (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı)

1992 yılında Bosna Hersek savaşı sebebiyle bir avuç genç tarafından kurulan bu vakıf savaş, işgal ve doğal afetler sebebiyle sıkıntıya düşmüş, felakete uğramış, zulüm görmüş ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor; ayni ve nakdi yardımların yanı sıra kalıcı projelerle de ihtiyaç sahiplerini destekliyor.

AFAD (Afet Acil ve Durum Yönetimi Başkanlığı)

Afet öncesi hazırlık ve zarar azaltma, afet esnasında yapılacak müdahale ve afet sonrasındaki iyileştirme çalışmalarının yönetim ve koordinasyonunu gerçekleştirmek, kurumun temel görev ve amacıdır. Yaşamakta olduğumuz afet sürecinde sahalarda büyük çaba sarf etmiş ve hala bu anlamda gerekli desteği vermeye devam etmektedirler.

Kızılay Vakfı

Kızılay vakfı 1868 yılında sosyal ve yardımlaşma ve dayanışma sağlamak amacı ile kurulmuş ve günümüzde de kan, afet, uluslararası yardım, göç ve mülteci hizmetleri sosyal hizmetler, sağlık, ilk yardım, eğitim, gençlik ve mineralli su işletmeleri alanlarında faaliyetler sunar.

Mehmetçik Vakfı

Mehmetçik Vakfı 17 Mayıs 1982 tarihinde ülkenin ve milletin güvenliği için çalışan erbaş ve erlerin şehit olması durumunda bakmakla yükümlü olduğu aileye hizmet sunmak yine gazi veya engelli Mehmetçiklere sosyal ve ekonomik destek sağlamak gibi amaçlar üzerine kurulmuştur.

YEÇED (Yeryüzü Çocukları Derneği)

2016 yılında okul hayatından mahrum olan suriyeli çocukların ağır işlerde çalıştırılması bir grup gencin derdi olmuş ve “Onun İşi Okumak” projesi ile Yeryüzü Çocukları Derneği’nin temelini atmış oldular. Halen sosyal hizmet, okullaşma, akademik ve psikososyal destek, sosyal uyum ve kariyer gelişimi gibi alanlarda yoğun çalışmalar göstermektedirler.

TDV (Türkiye Diyanet Vakfı)

Kendi deyimleri ile “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” düsturu ile insanlığa hizmet etmek için yola çıkılmış bir iyilik hareketidir.

Darüşşafaka Cemiyeti

1863 yılında eğitimde fırsat eşitliği ilkesi ile yola çıkmış bir kuruluştur. Annesi ya da babasını kaybetmiş çocukların eğitim hayatına destek sağlamaktadır.

Beşir Sosyal Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği

2013’te kurulan Beşir Derneği görevlerinin şu olduğunu belirtmektedir: “Kendisine ekonomik olarak yetemeyen, desteğe ve hizmete gereksinim duyan, bu sebeplerden dolayı istismara açık hale gelmiş mahzun ve mahcup kardeşlerimizin müjdeleyicisi ve onların hamisi olarak hiçbir ayrım yapmadan, paylaşmayı erdem haline getirmiş gönüller ile buluşturmak, sosyal adalete ve kardeşliğe destek olmak, hayır faaliyetlerinin yaygınlaşması için gece gündüz dünyanın her yerinde insanlara hizmeti nimet bilmektir.”

Gelirini Deprem Bölgesine Bağışlayan Mekanlar

Kriz anlarında gelen “Ne yapabiliriz”, “Elimden ne gelir” sorularına işletme sahipleri tarafından verilmiş fiili cevaplara 3 örnek paylaşmak istedik.

Ömür Akkor Yeniden Hayat Lokantası- Kahramanmaraş/Elbistan

Türkiye Gastronomi Atlası ve bu toprakların yemek kültürünü ortaya koyduğu pek çok çalışmasıyla tanıdığımız Ömür Akkor ilk andan itibaren en iyi yaptığı işle bölgeye koşanlardan. “Yardım ediyoruz değil bununla zorunluyuz.” sözleriyle de yardım meselesinin bir tercih değil seferberlik, elden ne gelirse canla başla ortaya koyma olduğunu özetlemiş oluyor. 

Akkor “acılarını unutturmak mümkün değil ama hayata da başlamak zorundayız” düşüncesiyle ve “insanlara özenle onları düşündüğümüzü hissettirelim” hassasiyetini güderek Yeniden Hayat Lokantasını açıyor. Yeniden Hayat ayrıca acil durumda oluşturulmuş sıcak yemek dağıtım merkezinden ziyade servislerinden mekan düzenlemesine kadar Kahramanmaraş Elbistan’da depremden etkilenen kardeşlerimizi ağırlamak için özenle oluşturulmuş ücretsiz bir lokanta. Alanın yanında ücretsiz bir kafe ve çocuk oyun alanı da bulunmakta. Akkor “Biz ekibimizle beraber ilk üç ayı planlayarak gelmiştik buraya. Ben açılışı duyurunca Anadolu lokantaları bize ekstra desteğe geldi ve biz daha da güçlendik. Bu bizi de çok memnun etti, daha kolay yönetebiliyor ve daha çok kişiye ulaşabiliyoruz. Anadolu’dan gelen kebapçıların, tantunicileri, pastanecilerin, fırıncıların destekleri ile çok büyük bir imece oldu burada ve böylece depremin ilk haftası 25 bin kişiyi ağırlayabildik.” ifadeleriyle arkadaki geniş ekibe de vurgu yapıyor.

Assalam İstanbul Cafe Africa- İstanbul/Çengelköy

Bu ay dergimizin 8. sayısında yer verdiğimiz Assalam İstanbul’u güzel bir vesileyle tekrar anmak istedik. Assalam İstanbul her pazar gelirini depremzedelere infak etmekte. Ayrıca kafe aracılığıyla Ramazan ayı boyunca her gün 30 depremzede kardeşimize iftar verebilirsiniz. Misafirlerinizin iftar için kafeye ulaşımını da dernek sağlamakta. Deprem bölgesine giden günlük iftar bedeli: 9.000₺.  

https://www.instagram.com/p/CpspeAesbJ5/ 

Müstesna Bi’ Mekân-İstanbul/Balat

Haliç’in kıyısında, Balat/Cibali’de İstanbul Sinema Evini de bünyesinde barındıran bir nevi sanat kafe olarak hizmet veren Müstena Bi’ Mekân da her pazar gelirini depremzedelere infak etmekte.

https://www.instagram.com/p/CozY-5iMJfs/

Deprem Eğitimi Veren Bazı Kurumlar

Deprem haberini aldığımız ilk dakikalardan itibaren bir çoğumuz bölgeye gitmek istedik, havaalanlarında kalabalıklar oluştu fakat yalnızca eğitimli olanlar bölgeye gidebildi. Yaşadığımız bu olayda anladık ki afetlere eğitimli ve hazırlıklı olmak koordinasyon ve yardımcı olabilme açısından elzemdi. Bu nedenle bu sayımızda deprem gibi doğal felaketlerle karşılaştığımız zaman neler yapabileceğimizi öğreten üç eğitim kurumunu listeledik.  Afet gönüllü eğitimi için linklerden eğitim süreçlerini takip edebilirsiniz.

Ayrıca kızılay aracılığıyla bulunduğunuz şehirlerdeki eğitim merkezlerinde ilk yardım eğitimleri alabilirsiniz.

12 Mentörlük

Depremden etkilenen 10 ilde üniversite sınavına (YKS) hazırlanan kardeşlerimize yardımcı olmak amacıyla kuruldu. Site üzerinden mentörlük yapmak için başvuruda bulunabilirsiniz veya sınav için ihtiyacınız olan kaynak kitapları talep edebilirsiniz. Hedeflenen üniversite ve bölüme uygun olarak atanan mentörler haftada iki kez online konferansla öğrencilerle buluşturulmaktadır. Siz de deprem bölgesindeki kardeşlerimize mentörlük yapmak isterseniz site üzerinden gönüllü olabilirsiniz. Ayrıca yine site üzerinden ilgili sekmeden BKM Kitap’a yönlendirilerek kaynak kitap yardımında da bulunabilirsiniz.

https://12mentorluk.org/

Ramazan Alışverişleriniz İçin Yerel Üreticiler

Ramazan ayı boyunca nasip oldukça sevdiklerimizle sofralarda buluşup, özenle hazırlıklar yapıyoruz. Mutfak alışverişlerimizi online olarak gerçekleştirmek de yoğun tempoda kurtarıcımız oluyor. Bu ay online alışverişleriniz için deprem bölgesinde hizmet vermeye devam eden yerel üreticilere yer vermek istedik. Tek seferlik yardımlardan ziyade sürdürülebilirliği sağlamak ve yeniden düzene dönmeye katkı sağlamak açısından alışverişlerimizi bölgeden yapmak çok kıymetli.

Listenin tamamı için Instagram hesabı Lokma sitesinin paylaşımına bakabilirsiniz https://www.instagram.com/p/Co6_2tZMDq3/

Benim Ramazanım

Ramazan ayı dertlerimize deva olacak, bereketiyle bizi sarmalayacak manevi bir iklimdir. Bu manevi iklimde televizyonda da Ramazan’ a özel programlar bulunmaktadır. Ramazana özel bu programlarda; Kur’an-ı Kerim tilaveti, sohbet, dua ilahiler sunulur. Ancak bugüne kadar çocukların sürekli takip edebileceği, onlara özel, çocukların dilinden bir Ramazan programı yoktu. Bekir Develi ve diğer güzel insanların bir araya gelmesiyle çocuklar için özel bir ramazan programı oluşturuldu.  You Tube üzerinden her gün bir bölüm minik izleyicilere sunulmaktadır. Yayın içeriği 4-12 yaş aralığındaki kız ve erkek çocuklarına göre hazırlanmıştır.  

Peki  bu programın içeriğinde neler var?  Bekir Develi ve Efla Makbule Tanrıkulu’ nun sunumu eşliğinde  çocuk hafızların dilinden Kur’an-ı Kerim tilaveti, Şule Kala ile çocukların aklına takılan soruların cevapları, Merve Gülcemal ile bilmeceler (eğitici oyunlar, Ramazan terimleri), küçük şefler ile birbirinden lezzetli tarifler, Nur Dombaycı ile her gün yeni bir resim çizimi, Kevser Yakut ve Elif Yakut ile okudukları kitapların seyirciler ile paylaşılması ve  acar muhabiri Yusuf Talha ile sokaktaki insanlara soruların yöneltilmesi. İçeriğinde çocukların da yer aldığı dolu dolu bir Ramazan programı. Çocuklar için bu Ramazan programını düşünen ve hazırlanmasına destek olan herkese teşekkür eder minik izleyicilerimize keyifli seyirler dileriz.

Nobahari

Kiarostami 15-16 yaşlarında iken Mehdi Hamidi Şirazi’nin şiirlerine hayrandır fakat şairin kitaplarını satın alacak parası yoktur. Bu yüzden bir arkadaşının abisine ait olan Şirazi’nin şiir kitabını 3 günlüğüne ödünç alır. Üç gün boyunca Kiarostami kitabın tamamını eliyle kağıtlara geçirir. Tabi bu süreçte şiirleri de ezberler fakat hayran olduğu bu şiirleri ezberlemesi ile birlikte, şiirlerin büyüsünün kaybolduğu hissiyatına varır ve hayal kırıklığına uğrar.

Yıllar sonra Londra’da bir arkadaşı kendisini biriyle tanıştırmak ister. Kiarostami’nin habersizce yanına gittiği kişi ölüm döşeğinde yatmakta olan Hamidi Şirazi’dir. Arkadaşının isteğiyle yıllar öncesinde ezberlediği dizeleri şair karşısında okur ve Şirazi’nin gözlerinden yaşlar süzülür. Şiiri şairine kavuşturan Kiarostami’nin zihnine kazıdığı dizeler de kendisi için yeniden anlamına kavuşmuştur.

Kiarostami’nin, ölüm döşeğinde yatan Hamidi Şirazi’yi şiirle uğurlaması gibi yıllar sonra kendisi Sadi Şirazi’nin dizeleriyle uğurlanmıştır. Gözden süzülen yaşlar bu defa Kiarostami’ye aittir.

Çun est hal-i bostan ey bad-ı nevbahari 

Kez bülbülân berâmed feryad-i bî-karâri 

Gül nisbet-i nedâred baru ye del-feribet 

Tu der miyân-ı gülhâ çun gül miyân-ı hâri

 

*Söyle ey bahar yeli, nedir bu bahçenin hali? 

Figan ettirir bülbülü böyle telaşlı, gamlı

Parlak çehrenin nispetinden solar güllerin güzelliği

Bütün çiçekler içinde sen dikenler arasında bir gülsün

 

Ey genci nuştâr ber hastegân guzargun

Merhem be-dest u mâra mecrûh-i mi-guzâri

Omr-i deger be-bâyed be’d ez vefât mâra

Kin ömr tey nemûdim ender ümidvâri

 

*Ey şifanın kaynağı hastaların yüzüne bak

Merhem sendedir bizi böyle koyarsın

Lazım olan başka bir ömür zamanımız tükenmişken

Şimdikinde, elimizdekinde ümit içinde, ümit içinde