Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

Bir gün arkadaşlarımla muhabbet ederken konu çiçeklerden açıldı. Çiçekleri hep sevmişimdir. Gülleri, laleleri, erguvanları, leylakları, sümbülleri ve daha nicelerini… Çiçeklere baktıkça gönlüm şenlenirken çiçekleri kokladıkça ruhum güzelliklerle doluyor gibi hissederim. Hele ki bahar geldi mi İstanbul’un çocuklarıdır çiçekler. Kahkaha atarlar, oyun oynarlar, gönül çelerler. İşte böyle muhabbet ederken ‘’benim hiç çiçeğim olmadı’’ dedim. Bunun üzerine arkadaşlarım sürpriz yapıp çiçek aldılar. Yeşil bir saksı içinde bana gülümsüyordu. İsmini ‘’Nazende’’ koydum. Sanırım yanlış isim koymuşum. Çünkü çiçeğim soldu. Elime ilk aldığımda turuncumsu bir rengi vardı, açmayı bekliyordu tomurcukları. Birden bir şenlik oldu ve tek tek açıldı tomurcuklar. Tozpembeye dönmüştü rengi. Nazikçe suladım, çürümesin diye. Onunla muhabbet ettim. Yeri geldi sevincimi yeri geldi hüznümü paylaştım. Ve ona söz verdim ‘’seni bırakmayacağım Nazende’’ diye. Bir gün sarıya döndü rengi. Kurumaya başladı çiçeğim. Budamak zorunda kaldım. Yaprakları yemyeşildi.  Fakat onlar da sarardı. Belki tekrar açmak için solar çiçekler, yeniden yeşertmek için umutları. Verdiğim emek boşa gitmeyecek biliyorum. Aradan biraz zaman geçti. Bir tivit paylaşımı gördüm. Bir arkadaşın çiçeği solmuş ve tam beş yıl sonra tekrardan tomurcuk vermiş ve açmış. O fotoğrafa bir isim koysaydım ‘’emek’’ derdim. Çünkü emek vermek sabretmekti, ümit etmekti, hayal kurmaktı, vefaydı, istikrarlı olmaktı, şükretmekti.

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne baktığımda ‘’emek çekmek, emek harcamak, emek vermek, emeği geçmek, artık emek, el emeği, göz emeği, sağdıç emeği, emekçi, emeklemek, emekli, emeksiz, emektar, emek olmadan yemek olmaz’’ gibi ifadeler gördüm.

Emek verilen bir şeydi, emek almak diye bir deyim yoktu. Bir bebeğin ilk adımı öncesindeki defalarca emek(lemek)leri hayata karşı ilk emekti belki. Çok emekledik, kalkacak gibi olduk ve düştük ama hiç pes etmedik. Ailemiz cesaretlendirdi, bizi yürütmeye çalıştı, düştüğümüz an elimizden tutup kaldırdı. Emeklerken çaba gösteren sadece biz değildik.

Herkesin bir emeği vardı bu hayatta. Yıllarca kullandığımız o eşya emektarımızdı. Öyle insanlar bilirim ki yıllar geçip sözgelimi makinesi bozulunca “20 yıl boyunca emeğin geçti, hakkını helal et” diyerek vedalaşırdı onunla. Cansız da olsa emeğe duyulan saygı ve hassasiyetti bu.

Şöyle dönüp bakıyorum çevreme; o öğrenci, o öğretmen, o anne-baba emek verdi okumak, öğretmek, okutabilmek için. O aşık emek verdi sevdiği için, iyi gününde kötü gününde yanında oldu, zorlukları beraber aşacaklarına söz verdiler. O bahçıvan çiçeklerine emek verdi. Hiç vazgeçmedi beklemekten. Bin kere sulasa da usanmadı. Bir gün tomurcuk verdi ve açtı gül. Belki tek bir gül açtı, onca emek sadece bir gül içindi. Onu doya doya kokladı, saatlerce izledi. İşte emek buydu. Açar açmaz gördüğümüz, hissettiğimiz, kokladığımız o an.

Büyüklerimiz ‘’sefer bizden, zafer Allah’tan’’ diye buyururlar. Emeklerimizin sonucu zafer midir, bilemiyoruz ama sefer halinde olalım. Ve şu soruyu soralım kendimize: “Açmasını beklediğim bir gülüm var mı?”

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın