Müslümanların yaşadıkları çeşitli kriz ve bunalım dönemlerinde, din ile hayat arasındaki bağın yeniden gözden geçirilmesi kaçınılmazdır. Özellikle geçmişte Moğol-Haçlı istilaları ve günümüzde modernitenin tahakkümü bu bağın gözden geçirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu faaliyet geçmişte tecdid adı altında, genellikle din temelli ve ağrılıkla ulemanın bir görevi olarak tasavvur edilmiştir. Çağdaş dönemde ise ıslah başlığıyla, dini alan öncelikli olmak üzere hayatın bütün alanlarını kapsayan ve alimler ile yöneticiler başta olmak üzere Müslümanların bütün önderlerinin bir görevi olarak düşünülmüştür. Bu çalışma, İslam dünyasında geçmişten günümüze tecdidden ıslaha uzanan bu faaliyetin tarihsel, güncel ve düşünsel temellerini incelemektedir.

İslam medeniyetinin kendisini hareketlilik üzere kurduğuna vurgu yapan Lütfi Sunar, bu hareketliliğin kesintiye uğradığı kriz zamanlarında, ıslah faaliyetini toplum ve siyasetin yeniden gözden geçirilmesinin bir gerekliliği olarak ortaya koymaktadır. Müslümanların moderniteyle yüz yüze gelmelerinin yakıcı bir şekilde bu faaliyeti modern dönemde tekrar her alanda işlevsel hale getirdiğine dikkat çekmektedir.

Modern dönemdeki ıslah düşüncesinin tarihsel temeli bir ölçüde tecdid düşüncesinde yatmaktadır. Klasik tecdid anlayışıyla modern ıslah anlayışı arasında bir irtibat noktası bulunmakla birlikte; bunların kapsamı, işlevi ve öncüleri gibi alanlarda ciddi bir muhteva değişimi göze çarpar. Özgür Kavak, bu irtibat noktalarını ve muhteva değişimlerini konu edinmektedir. Kavak, klasik dönem tecdid anlayışının dini yaşantıyı bid‘atlarden arındırarak aslına döndürmeyi hedeflediğine dikkat çekerken, modern dönem ıslah anlayışının bundan farklı olarak modernitenin ortaya çıkardığı krize karşı çok boyutlu külli bir çabayı da içerdiğine vurgu yapmaktadır.

Tecdid, ıslah ve reform gibi kavramlar çağdaş dönemde genelde bu tür farklılıklar göz önüne alınmadan birbirinin yerine kullanılır. Halbuki Mehmet Ali Büyükkara’nın titizlikle gösterdiği gibi, bu kavramlar arasında nüans denemeyecek kadar mana farklılıkları var. Aslında çoğu defa biri diğerinin alternatifi olarak kullanılabilen bu kavramlar İslam dünyasındaki çeşitli yenilenme fikir ve çabalarının farklı yansımaları olarak ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan çağdaş İslam düşüncesinde ıslahatı geleneksel tecdid fikri etrafında anlayanlar bulunduğu gibi bunu bir reform hareketi olarak görenler de var. Gelenekselcilerde olduğu gibi geleneksel olanı ezeli hikmet üzerinde diriltmek olarak algılayanlar da bulunmaktadır. Islahata yüklenen bu fikri çeşitliliğin farklı tezahürlerini Büyükkara’nın çalışmasından takip etmek mümkündür.

Islah üzerindeki fikri tartışmaların en önemli referans kaynağı Kur‘an-ı Kerim olduğu gibi, bu tartışmanın çağdaş dönemdeki başlangıç noktasında sembol bir eser olarak Muhammed Abduh ve Reşid Rıza’nın öncülüğündeki Menâr Tefsiri vardır. Murat Kayacan, ıslah kavramının Kur‘an-ı Kerim’deki kullanım ve manalarına odaklanırken bu Kur’ânî kavramın Reşid Rıza ve Abduh’un elinde modernite krizinin karşısında çok boyutlu dinî, siyasi ve toplumsal bir projeye nasıl dönüştüğüne dikkat çekmektedir. Tarihte tecdid hareketlerinin genelde sünneti, modern dönemde ıslah hareketinin ise Kur’an-ı Kerim’i ön plana çıkardığını vurgulayan Kayacan, Kur‘an merkezli bir ıslahat projesinin doğuşunun fikri temellerine ışık tutuyor.

Klasik tecdid anlayışından modern ıslah anlayışına İslami düşünce ve pratiğin yenilenmesi fikrini konu edinen bu çalışma, tecdid ve ıslah düşüncesi hakkında önümüze yeni pencereler aralıyor.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın