Din ve Zihniyet

Değerlendiren: Köksal Pekdermir - İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Yüksek Lisans Öğrencisi

0
2323

Sabri F. Ülgener, Din ve Zihniyet, Ankara: Derin, 2006, 208 s.

Disiplinlerin olgunlaşıp, rüşdünü ispat etmesi uzun sayılabilecek bir zaman içinde, oldukça yoğun ve yorucu bir işçilik neticesinde gerçekleşir. İlmi disiplinleri bir bina olarak düşünecek olursak, bu binanın tamamlanmasında alanla irtibat halinde olan hemen her düşünürün tuğlası, diğer bir ifade ile emeği vardır. Her gelen bir tuğla koyar ve uzun yıllar neticesinde binanın ana gövdesi tamamlanır. Bu sebeple her çalışma kendi içinde bir önem taşır. Temele konulan malzeme doğrultusunda inşa edilen binalar gibi, ilmi disiplin alanları da genellikle “kurucu babalar” olarak isimlendirilen önderlerin/mimarların fikirleri doğrultusunda ortaya çıkar ve gelişir. Hiç şüphe yok ki bu durum, din sosyolojisi içinde geçerlidir.

Yukarıda ifade edilen bağlam kapsamında düşünüldüğünde, sosyolojinin ve özelde ise din sosyolojisinin uğraş alanlarından birisi olan, ekonomi-din arasındaki ilişkinin ortaya konulmasına yönelik ilklerden olması, bu yönüyle dealanın temellerini oluşturması bakımından Ülgener’in 1981 yılında literatüre kattığı Din ve Zihniyet isimli eseriönemlidir. Ekonomi-din ilişkisini inceleyen kimselerin, Batı’da nasıl Weber ve Sombart gibi isimleri dikkate alması gerekiyorsa, Türkiye’de konuyla ilgilenenlerin, Ülgenerismiyle yüz yüze gelmeleri neredeyse kaçınılmazdır. Bu yaklaşımdan hareketle, elinizdeki çalışmada Ülgener’in söz konusu eseri değerlendirilmeye çalışılacaktır.

Kaba bir tasnif ile kitabı; Din ve İktisat Ahlakı (Genel Çizgiler)-İslam, Tasavvuf ve İktisat Ahlakı ve Sonuç olmak üzere üç bölüme ayırmak mümkündür. Doğan’ında ifade ettiği üzere Ülgener genel olarak çalışmalarında, Osmanlı toplumunun ekonomik olarak geri kalmasının nedenlerini tarihsel bağlam da ve kültürel yönleriyle incelemeyi hedef edinmiştir. Bu amaca yönelik çözümlemeleri ekonomi, din ve zihniyet arasındaki ilişkinin ortaya çıkartılması üzerinde yoğunlaşır (Doğan, 2015:214). Din ve Zihniyet, Ülgener’in iktisat ahlakı ve zihniyet üzerine ortaya koyduğu iki kitaptan sonuncusudur.[1] Ülgener ilk çalışmasında zihniyet olarak isimlendirilen olgunun genel bir resmini çizmiş, ikincisinde ise resmi çizilen zihniyet yapısının dini-manevi köklerine inmeye çalışmıştır (Tuna, 1987:10). Birinci çalışmasında zihniyet dünyasını ortaya koymuş, ikincisinde ise ortaya koyduğu zihniyeti daha yakından inceleyip, dinin zihniyet oluşturmada ki rolüne değinmiştir.

Söz konusu çalışmada Ülgener, kapitalizmin ortaya çıkmasında Kalvinizm başta olmak üzere Protestan ahlakının önemli bir rol oynadığını kabul eden yani, dini zihniyete vurgu yapan Weberci yaklaşımdan hareketle ve tersten bir okumayla, Osmanlı toplumunda ortaya çıkmayan rasyonellik temelli iş ahlakını, diğer bir ifade ile kapitalistleşmeyi engelleyen nedenleri, yani suçluyu araştırır. Sonuç olarak ise kapitalizmin, daha yumuşak bir ifade ile meslek ahlakının Osmanlı’da ortaya çıkmayışının nedenini, dünyadan el etek çekerek az ile yetinmeyi öğütleyen, Batıni tasavvufi anlayışa bağlar. Ülgener’e göre Batınilik, içe kapanma ve donuklaşma yoluyla iktisadi çöküşe zemin hazırlayan esas faktördür. Öyle ki Batıni hareketin etkisiyle yazarın Ortaçağlaşma (Ülgener, 2006: 130) olarak isimlendirdiği süreç yaşanmış, böylece Batı’da gerçekleşen ekonomik gelişme Osmanlı toplumunda sağlanamamıştır. Ülgener’in ‘Ortaçağlaşma’ şeklinde kullandığı kelime, çalışmanın dikkat çeken kavramlarından birisidir. Bu kavram ile yazar, batının Ortaçağ zihniyetinden kurtulurken, İslam dünyasının tersine bir süreç yaşayarak, Ortaçağ zihniyetini benimsediğini anlatmak istemiştir.

Weberci yaklaşımı benimseyen Ülgener söz konusu çalışmayı, Weber’in eksik bıraktığı yerleri tamamlamak vebu boşluğu doldurmak için gerçekleştirmiştir. Ülgener’e göre‘İslam’ın iktisadi gelişmeyi engellediği’ şeklinde bir sonuca ulaşan Weber’in çalışmalarında, İslam özellikle de tasavvufun iktisat ahlakı geniş yer bulmamış, isabetli tespitlerle birlikte acele ve tek yanlı hükümler araştırmanın değerine gölge düşürmüştür (Ülgener, 2006:16). Ne var ki Ülgener, acelecilik ve tek yanlılıkla suçladığı Weber ile aynı görüşü paylaşmakta ve tıpkı Weber gibi Müslüman toplumların ekonomik kalkınmayı sağlayamadığını kabul etmektedir. Buradan bakıldığında Ülgener kendisi ile çelişir gibi görünmekte ancak Ülgener’in, Weber’e yönelik tek yanlılık ve acelecilik eleştirisinin, ‘Müslümanların kapitalistleşemediği’ sonucuna değil, kapitalistleşmeyi engelleyen sebebe yönelik olduğu hatırlatıldığında çelişkigörüntüsü ortadan kaldırılacaktır.

Weber’e göre ekonomik gelişmeyi engelleyen etken bizzat İslam’ın kendisi iken, Ülgener’e göre İslam değil, İslam’ın bünyesinde ortaya çıkan batıni tasavvufi harekettir. Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere Weber, iktisadi geriliğiiçsel nedenlere bağlarken, Ülgener dışsal nedenlere bağlamakta, Weber’in düşüncesine karşı delil olarak ise Kur’an ve hadislerde geçen birtakım ifadeler ile tasavvufun formlarından birisi olan Melamilik ekolünün dünya anlayışını getirmektedir. Bir sonraki aşamada Ülgener,Melamiliği tam olarak Kalvinizmin karşısına yerleştirmekte, buradan hareketle de Weber’in İslam hakkındaki görüşlerinin bir eleştirisini yapmaktadır. Kanaatimizce Ülgener’i Weber’den ayıran asıl nokta burasıdır.

Yukarıda söylenenlerden de anlaşılacağı üzere Ülgener,Weber’in “İslam iktisadi gelişmeyi engellediği’ ifadelerine karşı, İslam savunusunu yapmakta ve gelişmeyi İslam değil, Batınilik engellemiştir sonucuna ulaşmaktadır. Ülgener’in Weber’in tezine yönelik eleştirilerinin, ‘gerçek İslam’ın öyle olmadığı şeklinde savunusundan’ hareketlesosyolojik eleştiriden daha çok teolojik bir eleştiri olduğunu söylemek mümkündür. Bu yönüyle de kitabının başında tavan-taban ayrımı yapan ve kendisini daha çok ‘taban’ın yani dinin yayılma alanı bulduğu halk kitlelerinin ilgilendirdiğini söyleyen Ülgener, söz konusu ilkeye sadık kalmamış gibi görünmektedir.

Çalışmada kullanılan kaynaklara bakıldığında, Aydın’ında (2016:427) belirttiği gibi Ülgener’in başvuru kaynaklarının geniş bir alana yayıldığı görülecektir. Hem Batı’dan hem de Doğu’dan eserler kullanılmış, ayrıca Doğu’dan kullanılan kaynaklar da kendi içerisinde oldukça geniş bir alanı kapsamıştır. Sözgelimi edebiyattan tasavvufa kadar birçok alanda kullanılan kaynaklar bu duruma örneklik oluşturur. Başvuru kaynaklarının bu kadar geniş bir alanı kapsaması Ülgener’in geniş bilgi ve birikimini ortaya koymakta ve çalışmanın değerini arttırmaktadır.

Ülgener, zihniyet yönünden incelediği dönemin, edebi ve tasavvufi eserleri başta olmak üzere kültür muhtevasında önemli yeri olan çizgileri bir araya getirip döneminin zihniyet yapısını başarılı bir şekilde ortaya koymakta ne var ki Weber’e karşı argüman geliştirme endişesiyle Batıni yaklaşımın söz konusu başarısızlıktaki rolünü abartmaktadır. Kanaatimizce bu durumun temel nedeni, ‘ekonomik gelişmenin sağlanamadığı’şeklinde ön kabul ile çalışmaya başlanmış olmasıdır. Öyle ki burada temel mesele ekonomik gelişmenin sağlanıp sağlanmadığının ortaya konulması değil, ekonomik gelişmeye engel olan nedenin ne olduğunun araştırılmasıdır. Bu şekilde bir ön kabulden hareketle yapılan iktisat-din araştırmalarından ulaşılacak iki sonuç vardır.  Bunlardan birincisi; gelişmeye bizzat dinin, ikincisi ise; din değil din çatışı altında görünen diğer etkenlerin neden olduğu şekildeki sonuçtur. Weber’in önünde iki, İslam savunusu yapan Ülgener’in ise bir seçeneği vardır.Weber birincisini Ülgener ise ikincisini tercih etmiştir. İslam’ın meseleye nasıl baktığını ortaya koyan Ülgener için başka türlüsü de mümkün değildir. Özetle sosyolojik bir yaklaşımla, bir grubun (Batınilik) ekonomik zihniyet yapısı başarılı şekilde ortaya konulmakta ne var ki teolojik savunuların, metodolojik yaklaşımınve en önemlisi de ön kabulün gölgesinde kalınarak Batınilik, geri kalmanın nedeni olarak genelleştirilmekte tabiri caizse günah keçisi olarak ilan edilmekte, sonuç olarak ise çalışmanın sosyolojik yönü gölgelenmektedir.

Ülgener söz konusu araştırmasında, Müslüman toplumlarda ekonomik kalkınmaya engel olan anlayışı yeri geldiğinde ciddi şekilde eleştirmekten geri durmamıştır. Ne var ki çalışmada, ortaçağlaşmaya sebep olan zihniyet yapısının karşısına koyduğu ‘modern ekonomi ahlakı’nın yeterince eleştirdiğini söylemek mümkün değildir. Yazar son sayfalarda çok kısa bir kapitalizm eleştirisi sunmakta, denge kelimesiyle ifade edilebilecek bir yaklaşımla (Ülgener, 2006:151) konuyu kapatmaktadır. Bu yönüyle çalışma okuyucuya, kapitalizmin diğer bir ifade ile modern ekonomi ahlakının kritik edilmesi konusunda kendisinden beklenileni sunmamaktadır. Söz konusu eksiklik kitabın en zayıf taraflarından birisini oluşturmaktadır. Ayrıca çalışmanın, ekonomik kalkınma ya da rasyonel bir iktisat ahlakının nasıl üretileceğine dair ipuçları barındırmadığı, daha çok betimleyici bir yaklaşım benimsediğini söylemek gerekir.

Yukarıda değinilen eksikliklerle birlikte eser, Türkiye tarihine yönelik yapılan araştırmalar arasında, içerdiği konunun yeniliği ve metodolojisi bakımından üzerinde durulmaya değer bir çalışmadır. Ülgener, Din ve Zihniyet çalışmasıyla hem özgün bir alana yönelmiş hem de hakim olan Gökalp-Durkheim çizgisinin pozitivist/açıklayıcı anlayışına karşı, Weberyan yani antipozitivist/anlayıcı yaklaşımı benimsemiştir. Konusu ve metoduyla ilklerden olması bakımından önemlidir. Ayrıca, başarılı sayılabilecek bir Weber okuması konusunda örneklik oluşturmasıyla da dikkate değer bir çalışmadır.

Genel olarak değerlendirecek olursak; zihniyet araştırmalarından, somut tarih araştırmalarından beklenilen güveni beklememek gerekir. Ayrıca zihniyet araştırmaları sübjektif değer yargılarının sızmasına oldukça müsait bir alan olduğu hatırlanmalıdır. Tüm bu zorlukların gölgesinde yazar, zihniyeti oluşturan önemli araçlar sunmakta vebir grubun zihniyet yapısı ortaya çıkartmaktadır. Bu yönüyle örneklik oluşturması bakımından değerli bir çalışmadır. Ayrıca bunlara ek olarak alana ilişkin ilklerden olması, başarılı sayılabilecek bir Weber okuması yapması, hakim olan açıklayıcı yaklaşımın aksine anlayıcı metodu benimsemesi, iktisatçı, teolog ve sosyolog yönleriyle, zihniyet konusunu Türk din sosyolojisine dahil ederek, girişte zikrettiğimiz binanın köşe taşlarından birisini eklemesiyle de önem taşımaktadır.

KAYNAKÇA 

Aydın, M. (2016). Bir Zihniyet Çözümlemecisi: Sabri Fehmi Ülgener. Bayram Ali Çetinkaya (Ed.). Doğudan Batıya Düşüncenin Serüveni İçimde (ss. 425-453). C 10. İstanbul: İnsan.

DOĞAN, Ş. (2015). MaxWeber Ve Sabri F. Ülgener’de Zihniyet – Din İlişkisi. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 5 (2), 203-226.

Özkiraz, (A). (2001). Sabri F. Ülgener’de Zihniyet Analizi. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi SBE.

TUNA, O. (1987). Prof. Dr. Sabri F. Ülgener ve İki Eseri. İktisat Fakültesi Mecmuası, 43 (1-4).

[1] Birincisi, İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası isimli eseridir.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın