“Güzel şehir İznik’e hoş geldiniz.” Dört kapılı şehrin Lefke kapısı bu sözlerle karşıladı bizleri. Şehre girdiğimizi anlayabilmek için dört kapının (Lefke Kapı, İstanbul Kapı, Yenişehir Kapı, Göl Kapı) birinden muhakkak geçmeniz gerekiyor. İki Türk devletine başkentlik yapan İznik toplamda dört medeniyete (Yunan, Bizans, Selçuklu, Osmanlı) ev sahipliği yapmış ve izlerini günümüze kadar taşımayı başarmıştır. Şehrin sokakları ve geriye kalan tarihi eserleri bizi kendi hikâyesini dinlemeye davet ediyor.

İlk durağımız Lefke Kapı ve eski su kanalları oldu. İşgal için gelen birçok orduyu geri çeviren surlar ve kapı (göl kapı dışında) hâlihazırda sapasağlam ayakta duruyor. Lefke Kapının içinden geçip şehrin içine doğru yürümeye başladık.

İkinci durağımız Çandarlı İbrahim Paşa türbesiydi, burada durup Çandarlı ailesinin İznik’e kattıklarını ve Osmanlı devletinin tarihindeki önemini dinledikten sonra Çandarlı Hayrettin Paşanın yaptırdığı Yeşil Camiyi görmeye gittik. 627 yıllık cami ilk günkü ihtişamını her şeye rağmen koruyabilmişti. “Bursa Yeşili” diye tabir edilen o rengi minaresinde çok net bir şekilde görebildik. Caminin tam karşısında ise Şeyh Kudbiddin’in türbesi bulunuyor. I.Murat’ın annesi olan Nilüfer Hatun anısına inşa edilen aşevi bugün müze olarak kullanılıyormuş. Bu alandan yavaş yavaş ayrılıp ana caddeye çıktıktan sonra, bir çini ustasını ziyaret ettik. Ustamızın ağzından çini yapımının inceliklerini, püf noktalarını, tarihi önemini ve satın alırken dikkat edilmesi gereken hususları öğrendik; ardından hep beraber atölyesinde çini yapımını seyrettik ve çini işlemesi yaptık. Hediyeliklerimizi aldıktan sonra ustayla vedalaştık ve öğle namazı için Ayasofya Camine yürümeye başladık. Sokak, yol boyunca hediyelik eşya dükkânları ve antikacılarla süslenmişti.

Ayasofya Camine geldiğimizde ise çok farklı bir tarihi eserle karşılaştık çünkü 1000 yıllık kilise geçmişi olan bu yapı yaklaşık 700 yıldır camii olarak kullanılıyordu; içeride her iki nefesten izleri hem görebiliyor hem de hissedebiliyorsunuz. Kılınan namazların ardından İhsan Fazlıoğlu hocamızla İznik’in ilim geleneğindeki önemini ve yerini konuştuk. Bu bereketli topraklardan Osmanlı ilim geleneğinde büyük önem taşıyan birçok ismin çıktığını öğrendik.

Öğle yemeğinin ardından I. Murat hamamına doğru yola koyulduk. Günümüzde aktif bir şekilde kullanılan hamamın karşısında ise çini ve seramik ustasının fırını yer alıyordu. Ustayla tanıştıktan sonra seramik gösterisini izledik. Medeniyetlerin seramiği nasıl ve ne şekilde kullandıklarını dakikalar içinde bir parça çamurla bizlere gösterdi. Dükkânını gezdikten ve vedalaştıktan sonra II. Murat hamamını görmek için yola koyulduk. Hemen arkasında bulunan İznik müzesini gezdikten sonra göl kapısına doğru yürümeye başladık. Fakat göl kapısı diğer kapılardan farklı bir şekilde daha fazla zarar gördüğü için restorasyon sebebiyle kapalıydı.

 Dünyada gün batımının en güzel göründüğü İznik gölü ise son durağımız oldu. Eşsiz bir manzara karşısında çaylarımızı içip sohbet ettikten sonra İstanbul’a dönüş için yola çıktık. “Medeniyetin ve geleneğin izlerini görmek bugün bile şevkimizi bu kadar arttırıyorsa kim bilir onu gerçekten idrak edebilmek ve hakkıyla hayata geçirebilmek ne kadar kıymetlidir.” hayalleri ve fikirleriyle İstanbul’a döndük. İlmi Etüdler Derneği’ne bu değerli gezi için teşekkür ederiz. Yoluyla ve yoldaşıyla çok güzel bir geziydi.


CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın