Genelde böyledir bu. Canlılar birçok ardışık veya ardışık olmayan, bilinçli veya bilinçdışı hareketler içerisinde devinim halindedirler. Zamanla bu tanımladığımız hareketlerin bir hedefe giden yolun gereklilikleri olduğu anlaşılır. En azından böyle olduğunun anlaşılması beklenir.

İnsan görünen farklı özelliklere sahip hareketlerine bir neden bularak, var olan motivasyonunu sürdürmeyi veya motivasyon inşa etmeyi arzulamaktadır. Miskinlikten, tembellikten bu gibi bir çaba ile sıyrılıp bir anlam inşasına soyunmaktadır. Bu neden ve anlam, kendini arama ya da kendini gerçekleştirme çabası olarak kavramsallaştırmıştır. Bu kavramın içini doldurmaya yönelik ve insana bu çabasında yardımcı olmaya yönelik rehber mahiyetinde birçok disiplinden yaklaşımlar geliştirilmiştir. Her birisi, insanın kendisini aramak ya da gerçekleştirmek ile ilgili gayretine yönelik öncelikle tanım getirmeye çalışmıştır. Bunu yaparken de bu gayretin neden önemli olduğu vurgulanmıştır. Sonrasında ise her yazar kendi disiplini, gelenekleri, inançları ve düşünceleri içerisinden tekliflerde bulunmuştur.

Genel olarak bakacak olursak diyebiliriz ki insan canlılar içerisinde bahşedilen formu üzerinde kendisine sunulan ve zamanın ruhu ile bulunan, nasip olunan imkânları kullanarak bir anlam inşa edebilen ve böylece insan kimliğini kazanıp diğer canlılardan ayrılmış bir tür tanımına sahip olabilen bir canlıdır. Bir bitki veya bir hayvan için bunu söylemek mümkün değildir. İnsan olmak, insanın kendini arama veya kendini gerçekleştirme çabasının içerisinde kazanılabilen bir gerçektir. İslam Ahlak Düşüncesi literatürüne baktığımızda bu çaba insanın en büyük amacı olarak ortaya konmuştur. Nihai durak olarak kabul edilmiştir ve elde edilecek sonuçlar/kazanımlar üzerinde durulmuştur. İnsanın özellikle davranış formunda olan hareketlerini terbiyesi üzerine çalışan bu literatür, fazilet ve rezilet uç durumları içerisinde insanı itidal noktasında muhafaza etmenin hem koruyucu çalışmalarını hem de tedavi edici çalışmalarını pratik ve teorik olarak açıklamıştır, uygulamıştır. Psikoloji literatürüne baktığımızda ise bu gayretin izahı için ilk kuruculara kadar geriye gitmek mümkün iken en yaygın bilinen kaynak Maslow’un “İhtiyaçlar Hiyerarşisi” ile sabittir. Tabi ki bunun ötesinde yakın geçmişte Psikoloji alanına erdem odaklı bir bakış kazandıran Pozitif(Olumlu) Psikoloji’nin güncel yaklaşımları bulunmaktadır. Bilişsel yaklaşımların bu tür bir gayreti oluşturan bileşenlerin yani giriş bölümünde bahsedilen görünen hareketlerin beyin konumlandırılmaları üzerinden mekanizmalarına dair ciddi tespitleri söz konusudur. Ancak insanın bu sürecini en genel inceleyiş gelişim psikolojisi içerisinde olmuştur. İnsanın doğum öncesi döneminden itibaren adım adım her yeniliğini tanımlamakla meşgul olan bu alan insan atlası gibi bir çalışma yapıyor denebilir. Fakat daha çok dış gözlemsel bir bakış açısı ile çalıştığından insanın bu sürecini kendini gerçekleştirmesi olarak değerlendirmek yerine insanın erişkin formuna kavuşmasını ana eksen olarak açıklamaktadır. Günümüzde ise buna özellikle yaşlılık dönemi ile de devam edilmektedir.

Bu noktada insanın bu çabasının belki dönemsel atmosfer sebebiyle daha çok takılı kaldığı günümüzde, insana dair iyileştirici, geliştirici müdahalelerle yaygın olan ve gitgide daha da yaygın olacağı sürekli vurgulanan Psikoterapi alanına baktığımızda aslında psikoterapistlerin danışanın davranışsal, düşüncesel, fiziksel, refleksif ve bedensel görünen çıktılarını incelerken, bunların ötesinde bulunan temel dinamikleri çalışması gerektiği anlaşılmaktadır. Yani bu “görünmeyen çabanın” olduğunu ortaya çıkaracak teşebbüsler daha etkili olabilecektir. İnsanın hayatı içerisindeki işlevselliğini sağlama çabası esnasında ortaya çıkan hoşnutsuzluklarında ve problemlerinde bu emek üzerinde bakış geliştirmek oldukça önemli olacaktır. Görünen kısımdan çok görünmeyen kısma dair geliştirilen çalışmaları içeren psikoterapi kuramları ile insanın kendini arama gayreti ortaya çıkarılabilecek, birey için bir dönüm noktası/aydınlanma ortaya konulabilecektir.

Birçok disiplinden çalışmacılar bu görünmeyen emeği geçmişte, yakın geçmişte ve günümüzde tanımlayan eserler ortaya koymuşlardır. Mesela Rollo May’in “Kendini Arayan İnsan” kitabı bu literatürde önemli bir yerdedir. Viktor Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” ile Engin Geçtan’ın “İnsan Olmak” kitabı ve “Hayat” kitapları yine akla ilk gelen eserlerdendir. Dücane Cündioğlu’nun “Hz. İnsan” kitabı da örnek olarak sunulabilir. Tabii tüm bu eserlerin birbirinden ayrışan yönleri olmakla beraber aslında temellendikleri noktanın bu arayış çabası olduğunu düşünüyorum. Bu noktadan insana anlam sunma ve motivasyon sağlama niyetleri okunmaktadır.   

Özetleyecek olursak, insanın emek başlığı altında tanımlamış olduğu birçok gayreti söz konusudur. Fakat bu gayretlerin ne için olduğu gözden sıklıkla kaçabilmektedir. İnsan modern dünya da emeğinin karşılığını daha çok nicel olarak görmeye odaklanmış olsa da aslında nicel olarak karşılığı sunulanlarla, nitel olarak karşılığı sunulanlarla veya her ikisi ile karşılığı sunulanlarla yani tüm emeklerinin karşılığında sunulanlarla ulaşması gereken hedefini belirlemelidir. Aslında mevcut bulunan eserlerde bu işlemi kolaylaştırıcıdır. Böylece emeklerini anlamlandırmalıdır. Aksi takdirde emekleri sonucu ulaştığı salt maddi zenginliklerle beraber ortaya çıkan mutsuzluk/hoşnutsuzluk/tatminsizlik haliyle mücadelesinde bugün olduğu gibi zorlanacaktır, anlamsızlık deneyimleyecektir ve yaşam motivasyonunda geri kalacaktır, ümitsiz olacaktır. İnsan olmak, emeklerini görünmeyen emeğe bağlantılandırmakla yani kendini gerçekleştirmekle mümkündür denebilir.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın