‘’Geleneğin birikiminden, yeni bir düşüncenin inşasına’’ sözünü kendisine gaye edinerek 2002 yılında faaliyet hayatına başlayan İlmi Etütler Derneği (İLEM), her yıl olduğu gibi bu yıl da ilk dersini açılış konferansıyla gerçekleştirdi.

Bu yılki açılış dersi Dr. Yusuf Alpaydın’ın “Erken Modern Dönemde Osmanlı-İslam Bilimi ve Oxford Üniversitesi” konferansıyla gerçekleşti. Programa birçok değerli hocanın yanı sıra, bu yıl İLEM Eğitim Programına kabul gören yeni ‘ilim sevdalıları’ da katıldı.

İLEM’in, nitelikli ilim insanı yetiştirmek, kendi ilim ve medeniyet anlayışımızdan hareketle sahih bir hayat nizamı için gerekli olan bilgi ve birikimi oluşturmak gayesiyle kurulduğunu ifade eden Turan, selamlama konuşmalarını yapmak üzere sözü, İlmi Etütler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Süleyman Güder’e bıraktı.

Dönemin ilk dersi sadedindeki açılış konferanslarının İLEM için ayrı bir öneme sahip olduğunu belirten Güder, bu ilk konferanslara özellikle ilmi kamuoyuna yeni birşey söyleme vaadinde bulunan hocaların davet edildiğini belirterek, uzunca bir süre yapmış oldukları araştırmalarının sonuçlarının da paylaşıldığı bir yer olmasını istediklerini ifade etti.

Bugünün bir diğer öneminin de İLEM eğitim programına kabul edilen 86 öğrenciyle ilk buluştukları gün olduğunu belirten hoca, selamlama konuşmalarını yapmak üzere sözü çatı kuruluş İLKE Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Nihat Erdoğmuş’a bıraktı.

Konuşmalarına İLKE Vakfı’nın faaliyet alanları hakkında bilgi vererek başlayan Erdoğmuş, uzun soluklu bir varoluş gayemizin olması gerektiğinin altını çizerek, odak alanlarımızı kaybetmeden bu gayeyi taşıyabilecek çalışmalara ihtiyacımız olduğunu belirtti. İLEM’in de bu minvalde çalışmalar yaptığını belirterek İLEM çalışmalarının daha da derinleşmesi temennisiyle konuşmalarına son verdi.

Program, Yusuf Alpaydın konferansıyla devam etti.

Konuşmalarına, genel bir kabul eleştirisiyle başlayan Alpaydın, İslam Bilim Düşüncesi ile Avrupa’nın etkileşimine baktığımızda rahatsız edici bir anlatım olduğunu, aynı şekilde genel bir kanıya göre 13. Yüzyıldan sonra Osmanlının Avrupa’yı tehdidinden ötürü kültürel ve bilimsel etkileşimin azaldığını belirtti. Ancak Avrupa’nın siyasal, ekonomik, bilimsel egemenliğinin olduğu dönemde, Osmanlı’nın birçok Avrupa kurumunu topraklarına transfer etmesine rağmen nasıl olur da Osmanlı’nın dünya egemenliği kurduğu dönemde Avrupa ile kültürel veyahut bilimsel bir iletişim kuramadığını sorgulayan hoca, Osmanlı tarihi için karanlık bir dönem olarak görünen 17. yüzyılı seçerek, genel kanının aksine Osmanlı’nın Avrupa üzerindeki etkileşimini kanıtlamak üzere ‘’Erken Modern Dönemde Osmanlı-İslam Bilim ve Düşünce Metinlerinin Oxford Üniversitesindeki Yansımaları’’ adlı bir çalışma yaptığını ifade etti.

Avrupa’da 13. yüzyıldan sonra üniversite kurumlarının ortaya çıktığını belirten hoca, bu kurumların, kurumsal yapısı, serbest araştırmaya, düşünce ve kürsü özgürlüğüne sağladığı imkanlarla bir ölçüde modern bilimin doğmasına imkân verdiğine dair bir söylemin olduğunu belirtti. Kurulan bu üniversitelere İslam medreselerinin örnek teşkil ettiğini belirten hoca, 13. yüzyıl Paris Üniversitesi ile 11. ve 12. yüzyıl Bağdat Nizamiye medresesi arasındaki ilişkinin açık olduğunu belirtti.

Osmanlı ve Avrupa ülkeleri arasında devam eden dinî ve kültürel ihtilaflara rağmen, 17. yüzyıl Osmanlı ve İngiltere arasında büyüyen ticaret ilişkilerine ve kültürel etkileşimlere tanık olduğunu belirten hoca, zamanla Osmanlı topraklarını ziyaret etmenin, İngilizlerin kendilerini anlamalarının ve İngiliz kimliğinin bir parçası olduğunu ifade etti.

17. Yüzyılda Oxford Üniversitesi’nin hem mimari hem müfredat hem de kurumsal açıdan Osmanlı medreseleriyle yakın irtibatında, hem İngilizlerin Katolik ana gövdeden ayrılarak Anglikan öğretiyi inşa etme çabaları hem de üniversite rektörü William Laud’un özel ilgisi bulunduğunu belirten hoca, Oxford Üniversitesi’nde doğu etkilerinin zirveye çıkmasına neden olan William Laud üzerine yoğunlaşarak, Oxford Üniversitesi’ndeki Osmanlı yansımalarını ortaya koymaya çalıştı.

Anglikan kilisesinin Katolik kilisesinden entelektüel olarak ayrışma sürecinin devam ettiği ve Osmanlı-İngiltere ilişkilerinin güçlü olduğu bir dönemde görev yapan Laud, gençlik yıllarından itibaren Hristiyan inancın saf ve bozulmamış hâlinin bulunduğunu düşündüğü Doğu kiliselerine ve genel olarak Doğu hikmetine yönelik bir ilgiye sahip olmuştu. Ayrıca 1630 yılında kendi bağışıyla eğitim aldığı Saint John’s Kolejinde yaptırdığı avlu ve binada İslam mimarisiyle sıklıkla özdeşleştirilen noktalı kemerin kullanılmış olmasıyla da Doğuya yönelik bir ilgisinin olduğu anlaşıldığının altını çizdi.

1630’lu yıllara gelindiğinde Osmanlı’dan İngiliz üniversitelerine kitap toplanması sürecinin bir tür devlet politikasına dönüştüğünü belirten Alpaydın, Şubat 1634’te İngiltere Kralı, Türkiye (Levant) Şirketine, Osmanlı ile ticaret yapan her geminin her seferinde bir adet el yazması kitabı getirmesini gerektiren bir yazı (Oxford Rektörü ve Canterbury Başpiskoposu William Laud’un isteği ile) gönderdiğini belirtmiştir.

Ardından toplanılan kitapları tablo şeklinde katılımcılara sunan Alpaydın, toplanılan kitapların onun eğitim politikaları, üniversitedeki eğitim reformu üzerinde etkilerinin olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Toplanan kitaplar hakkındaki düşüncelerin ardından toplanılan kitapların yüzyıllara göre dağılımı üzerine eğilen Alpaydın, Oxford için toplanan kitapların yüzyıllara göre dağılımının 13-16. yy. arasında üretilmiş metinler üzerinde yoğunlaştığını, bunun da İngiltere’nin güncel Osmanlı nazariyatına ilgisini gösterdiğini ifade etti.

Son yıllardaki artan ilgiye karşın erken modern Osmanlı-Avrupa etkileşimlerine yönelik bilgilerimizin oldukça sınırlı olduğunun belirten Alpaydın, bu alan ile alakalı da elimizde incelenecek ve araştırılacak birçok malumatın da olduğunun altını çizerek konferansına son verdi.

Soru- cevap faslının ardından Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Güder’in Yusuf Alpaydın’a hediye takdimiyle program sona erdi.

Konferans metnine ulaşmak için buraya tıklayınız.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın