İLEM’de Tarihi Bursa Gezisi

Yazar: Esra Yıldırım & Şevval Güneş

Doğayla iç içe bir Osmanlı başkenti olan Bursa’yı görmek üzere sabahın erken saatlerinde İLEM eğitim görevlileri ve öğrencileri olarak kalabalık bir ekiple sohbetler eşliğinde yola çıktık. Üsküdar’dan başlayan yolculuğumuzun ardından Bursa’da ilk durağımız olan Cumalıkızık köyüne vardık. Eski adı Keşiş Dağı olan şimdiki Uludağ’ın eteklerinde bulunan bu köy, lodoslu ve güneşli bir hava ile karşıladı bizleri.

Cumalıkızık Köyü

Adını zamanında etrafında bulunan diğer Kızık köylülerinin burada Cuma namazı için toplanmalarından dolayı aldığı söylenen Cumalıkızık köyü, sivil konut dokusunu Osmanlı’dan günümüze kadar korumuş ve 2014 yılında UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.[1] Bu köyde en çok dikkatleri çeken yer “Cin Aralığı” sokağıydı. Bu sokak, dünyanın en dar sokağı kabul ediliyor. Kısıtlı bir zamanımız olsa bile burayı ziyarete vakit ayrıldığı için çok memnun olduk.

İkinci durağımız olan Muradiye Külliyesi, Sultan II. Murat tarafından yaptırılmıştır ve içerisinde pek çok şehzade ve hanım sultan türbesi bulunmaktadır. Rehberimizin yönlendirmesiyle ilk olarak II. Murat türbesini ziyaret ettik. Bu türbe, II. Mahmut’un vasiyeti üzerine kubbesi açık olarak inşa edilmiştir ve içerisinde sanduka bulunmamaktadır. Ayrıca diğer türbelere göre süslemeden uzak, daha sade bir türbedir. Diğer bir vasiyeti gereği yanına herhangi bir gömü de yapılmamıştır. Muradiye Külliyesi’nde bulunan diğer türbeler ise; Hüma Hatun, Şehzade Alaeddin, Şehzade Mustafa, Şirin Hatun, Gülruh Hatun, Ebe Hatun, Şehzade Mahmut, Cem Sultan, Mükrime Hatun ve Saraylılar türbeleridir. Bu türbelerde ise kıble yönünü gösteren mihraplar ve kubbeler işçiliği yüksek ve birbirinden güzel motif ve bezemelere sahiplerdi. Bazıları oyma kakma sanatı, bazıları çini bazıları tezhip gibi zanaat gerektiren bu işlemeler o dönemdeki güç ve zenginliğin bir sembolü olarak kabul edilmiştir. Kubbelerde bulunan çizimlerin ve motiflerin zamanla yıpranıp dökülmesinden dolayı bazı türbeler restore edilmiş ancak bu restorasyonlarda asıl desenlerden bir dilim orijinal olarak bırakılmıştı. Bu da bize tarihin hâlâ bizimle devam ettiği hissini vermişti.

Muradiye Külliyesi

Geçmişin izlerini taşıyan Muradiye Külliyesi’nin ardından bir sonraki durağımız Tophane Parkı’ydı. Tophane Parkı’nın girişinde Osmanlı’nın kurucusu Osman Bey ile devletin ikinci sultanı Orhan Bey’in türbeleri bulunmaktadır. Parkın içinde biraz ilerledikten sonra sol tarafımızda Osman Gazi türbesi ve türbenin önünde nöbet tutan Alpler bizi karşılamıştı. Her gün belirli bir saatte nöbet değişimi yapan Alplerin nöbet değişimini görme şansını yakalamıştık. Parkın içinde bulunan Bursa Saat Kulesi’ni de ziyaret etmiş, buradan Bursa’ya yukarıdan bakma imkanı yakalamıştık. Etraftaki kentleşmeden ötürü pek de hayal edilen gibi bir manzarayla karşılaşamasak da yine de bir kere bile olsa görülmesi gereken bir yer olduğunu düşünüyoruz.

Saat kulesi ve türbe ziyaretlerinin ardından parktan çıkıp Bursa’nın meşhur kestane şekerini tatmak üzere bir işletmeye girip çikolatalı ve sade kestane şekerlerine ek olarak bir de leblebi kurabiyesini tatma fırsatı yakaladık. Bu sayede de gezinin tatlı yorgunluğuna tatlı bir ara vermiş olduk. 

 Yeşil Türbe, diğer bir adıyla Çelebi Mehmet Sultan Türbesi de sonraki durağımız olmuştu. Yeşil Türbe’ye vardığımızda türbenin dışındaki seramiğin yeşil değil turkuaz olduğunu gördük. Zamanında restorasyon için gelen işçiler, aslında zümrüt yeşili olan seramikleri çalarak götürmüşler. Zamanın yıkıcılığı ile insanınkini kıyaslayınca içimiz burkulmuştu. İki katlı olan türbede aynı zamanda Sultan Çelebi Mehmet’in oğulları, kızları ve sütannesi de yatmaktadır.

Yeşil Türbe’yi görüp de Bursa’da yapılan ilk mermer abide olan Yeşil Camii’ye geçmeden olmazdı tabii. Caminin girişinde kullanılan taş işçiliği bizleri alıp yapıldığı döneme götürüyor adeta. Bu işçiliği Evliya Çelebi kadar muntazam ifade edemeyeceğimiz için onun satırlarını da zikretmek ve gitmediyseniz sizi bu satırlarla kapının önüne kadar götürmek isteriz:

Bir kıble kapısı var ki, bu kapının sağında ve solunda, tâ yüksek kemerine çıkıncaya kadar kat kat, yiv yiv girişme, islimî, rumîler ve zülf-i nigâr bol sanatlı nakışları işlenmiştir ki, Behzâd ve Velican Hıtâyî kâğıt üstüne bu nakışları kalemle işlemeye kadir değillerdir. Ama bu mermer ustası bu kapıya tam üç yıl ham mermer üzre sanat içre edip ustalığını göstererek bina sahibi Sultan Mehmed Han’dan üç senede kırk bin altın alıp, “Yeşil İmaret kapısı kırk bin altuna mâl olmuştur” diye dostlar arasında söylenir. Gerçekten karada ve denizde seyahat edenler arasında övülen, dünyaca meşhur yüksek bir kapıdır.[2]

Yeşil Camii

1419 yılında Çelebi Mehmet Sultan tarafından Hacı İvaz Paşa’ya yaptırılan bu cami, mimari olarak ters t plan tipine sahip. Tam ortasında şadırvan bulunuyor ve bu şadırvanın iki yanında sancaktan gelenlerin meselelerinin görüşüldüğü simetrik odalar var. Bu şadırvanın yapılış amacı üst katta bulunan hünkar mahfilinde konuşulan konuların suyun sesi absorbe etme özelliği kullanılarak altta bulunan diğer odalara ses gitmesini engellemek ve namaz kılanların da rahatsız olmamasını sağlamaktır. Caminin dikkat çeken bir diğer yanı ise ibadet alanının iki yanında bulunan sütunların ortalarında döner silindir kullanılmasıdır. Bu silindirin dönmemesi halinde yapının dengesinde bir sorun olduğu anlaşılmaktadır. Mimari yönden bizleri hayrete düşüren bu yapıda namaz kılmanın güzelliği de çok ayrı olmuştu.

Bir sonraki durağımız olan Panorama Bursa Fetih Müzesi ise Bursa’nın fethini ve sonrasındaki dönemi tanıtmayı amaçlamış. Burada fetih döneminin sosyal yaşamının örneklerini çok net görebiliyoruz. Alt katta Ertuğrul Gazi döneminden olan giysi ve savaş aletlerini görülebileceği bir alan da mevcut. İstanbul’daki panoramayı daha öncesinde ziyaret etmiş olanlar için Bursa Panorama biraz daha sade  gelebilir ancak Bursa ve fethi özelinde yapılmış bu mekan eğer vaktiniz varsa gezi listenize eklenebilir.

Son durağımız olan Ulu Camii, Sultan I. Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Yirmi adet kubbesi olan Ulu Camii’ye girdiğimizde bizleri Yeşil Camii’de olduğu gibi bir şadırvan karşılıyor ancak bu şadırvanın hem diğerinden daha büyük hem de kubbesinin açık olduğunu görüyoruz. Caminin bir diğer bahsedilmeden geçilmemesi gerektiğini düşündüğümüz mimari ögesi ise minberdir. Burada bulunan minberin yan tarafındaki işlemelerde dışarıya doğru yedi çıkıntısı bulunuyor ve bu çıkıntıların güneş sistemini temsil ettiği düşünülüyor. Caminin duvarlarının büyük bir kısmını kaplayan hat yazılarının her birinin anlamını rehberimizden dinledikçe hayranlığımız artıyor. Camide bulunan bu ayrıntıları da rehberimizden öğrenebildiğimiz için çok minnettardık.

Yapılan hatlar arasında en dikkat çekici olduğunu düşündüğümüz hat ise mihrabın sol tarafında, yanında hattatın kaleminin de asılı olduğu bir simetri şaheseri olan çifte “Allah Hu” yazısı olmuştu. Caminin içini alabildiğine inceleyip hayran olduktan ve rehberimizin bize sadece caminin içini yaklaşık bir buçuk saat anlatmasının ardından namazlarımızı da cemaat ile eda ederek, vesile olanlara dua ederek, sanatlı ve saltanatlı yılları yad ederek Bursa’ya veda ettik.

Yazımızı da nihayete erdirirken Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Bursa’nın yeşiline düzdüğü mersiyeyi de ekleyelim şöyle:

Bursa’da yeşilin manası çok başkadır; o ebediyetin rahmanî yüzü, bir mükâfata çok benzeyen bir sükûnun fâni bir saate sinmiş manasıdır. Yeşil Türbe, Yeşil Cami der demez, ölüm muhayyilemizdeki çehresini değiştirir, “Ben hayatın susan ve değişmeyen kardeşiyim. Vazifesini hakkıyla yapan fâninin alnına bir sükûn ve sükûnet çelengi gibi uzanırım…” diye konuşur.[3]


[1] UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 2014 yılında alınan “Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu” miras alanı, Orhangazi Külliyesi ve çevresini içine alan Hanlar Bölgesi, Hüdavendigar (I. Murad) Külliyesi, Yıldırım (I. Bayezid) Külliyesi, Yeşil (I. Mehmed) Külliye, Muradiye (II. Murad) Külliyesi ve Cumalıkızık olmak üzere altı bileşenden oluşuyor.

[2] Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nden Seçmeler, hazırlayan ve sadeleştiren: Seyit Ali Kahraman, Yapı Kredi Yayınları, 2010, sayfa 28.

[3] Beş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar, Dergâh Yayınları, sayfa 95-96.

Esra Yıldırım
Kadıköy Anadolu İmam Hatip Lisesinden 2019 yılında mezun oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi İç Mimarlık 2. sınıf öğrencisi. İlem’de 1. kademede eğitim görmektedir.
Şevval Güneş
2018’de Bahçeşehir Lisesinden mezun oldu. İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Biyomühendislik 2.sınıf öğrencisi. İlem’de 1. kademede eğitim görmektedir.

Leave a Comment

Son Yazılar