İslam Düşünce Atlası (İDA)

Değerlendiren: Abdulkadir Macit

0
3878

Parçaları Birleştir Bütünü Keşfet

İslam Düşünce Atlası (İDA), İlmî Etüdler Derneği’nde (İLEM) İbrahim Halil Üçer’in koordinatörlüğünde 200’e yakın yazarın katkı yaptığı bir düşünce tarihi yazımı projesidir. İLEM çatısı altında on beş seneyi aşkındır yürütülen çalışmaların bir cihetten semeresi ancak esasen daha köklü ve büyük meselelere yönelik bir başlangıç mesabesinde görülebilecek olan İDA, İslam Düşünce Tarihi’nin sadece başlangıcını değil, yürüdüğü güzergâhı ve istikametleri, yerleşme, genişleme ve derinleşme merhalelerini, muhasebelerini, kırılmalarını ve arayışlarını da ortaya koymaktadır.

Çalışma kapsamında başlangıcından günümüze gelinceye değin kesintisiz, dinamik ve bütüncül bir İslam düşünce tarihi yazımı önerilmektedir. Bu öneri İslam düşünce geleneğini coğrafya, tarih, mimari, bilginler ve ekoller üzerinden tanıtma, içeriden bir bakışın eşlik ettiği yeni bir dönemlendirme, her döneme göre İslam düşünce tarihindeki bilimsel disiplinlerin gelişim ve dönüşümlerini ele alan kapsamlı yazılar, bilgin, şehir, kurum ve mimari eser maddeleriyle temellendirilmiştir. Çalışmada 55 video, 903 isim, 1138 kitap ağı, 42 mimari eser, bine yakın maddeye yer verilmiştir. Projeye özgü kapsamlı haritalar ve grafiklerle desteklenen ve dört yıl süren çalışmanın sonunda interaktif programlar taşıyan açık erişimli bir web sitesi (www.islamdusunceatlasi.org) ve İslam Düşünce Atlası başlıklı üç ciltlik bir kitap meydana getirilmiştir.

İDA’nın ifa etmeyi amaçladığı esas işlev; İslam Düşünce Tarihi’ni ağaç-orman veya bir fotoğraf karesinin daha büyük bir karenin bir unsuru olduğu hakikatindeki gibi parça-bütün veya tikel-tümel birlikteliği üzerinden hakkıyla anlamaya çalışmaktır. İDA tabii olarak İslam düşünce tarihine geniş bir tarih anlayışı ile bakmaktan veya büyük fotoğraf ile tarihin vakıalarını ortaya koymaktan bahsetmektedir. Bütün bunlardan hareketle İDA, bütünlüklü bir tarih anlayışı ile modern dönemde esas itibariyle “ne ile karşı karşıya olduğumuz” sorusu kadar, “nasıl bir durumda bulunduğumuz” sorusunun da hâlâ cevaplanmayı bekleyen hayati sorular arasında yer aldığını ihsas etmektedir.

Niçin Dönemlendirme?

Bugünkü okuduğumuz tarih dönemlendirmesinin bize ait olmadığı izahtan varestedir. Zira bunun ardında doğrudan Hristiyan teolojisinden, Avrupa’nın tarih tecrübesinden ve Aydınlanma sürecinden etkilenen köklü bir felsefi ve tarihi arka plan vardır. Bizim kanaatimiz odur ki, Protestan ilahiyatçılar XVI. yüzyılda tarihi Hristiyan ilahiyatına ve teslise uygun bir şekilde tasnif etmişler, Hz. İsa’nın doğumuna, dünyanın altı günde yaratılması ile altı devir anlayışı üzerinden dönemlendirme yapmışlardır.

donemlendirme

Burada her şeyden önce bizim için mühim olan husus, tarihimizin dönemlendirmesini kendimizin yapmasıdır. Bu hususta konumuza ışık tutması için şu kadarını söylememiz kâfidir: Dönemlendirme yapmak bilimsel bir ön şarttır. Dönemlendirmesi yapılmamış bir tarih bilim olamaz. Dönemlendirme yapmak medeniyetlerin kendi iç dinamiklerini, gelişme aşamalarını, tarihsel seyirlerini, farklı ritimlerini, kültürler serisini, değerler setini ve ideal kişiliklerini ortaya çıkarmamıza yardımcı olur. Yani insan tipi, kültürel anlayışı ve zihin dünyası, ekonomik karakteri ve siyasal yapısı kendi içinde nispeten bir bütün teşkil eden paket dönemler, ayırıcı vasıflarıyla ortaya konmadan o devirlere ilişkin olayların anlaşılması ve yorumlanması sınırlı kalacaktır.

Muhakkak olan bir şey varsa o da, İslam Tarihi’nin hanedanlıklar üzerinden tanımlanacak bir medeniyet olmadığıdır. İslam medeniyetinin düşüncesi, sanatı, mimarisi, ilmi, estetiği, kendine münhasır toplumsal yapısı, siyaset anlayışı, iktisadi ilkeleri vs. var. Bunların hesaba katılmadığı bir dönemlendirme teklifinin İslam medeniyeti ve düşüncesinin fotoğrafının tamamını ortaya koyduğunu söylemek hiç de öyle kolay değildir.

İslam Düşünce Tarihi’nde Dönemlendirme[1]

İslam Düşünce Atlası’nda önerilen dönemlendirme esasen mütekaddimûnmüteahhirûn ayrımındaki temel kriterleri takip ederek, yeni bileşenler yoluyla geliştirilmiş ve İslam düşünce tarihini dört ayrı dönem içerisinde ele almayı teklif etmiştir. Bunlar:

  1. Dönem: Klasik Çağ (VII.-XI. asır)
  2. Dönem: Yenilenme Çağı (XII.-XVI. asır)
  • Erken Yenilenme Çağı (XII.-XIV. asır)
  • Geç Yenilenme Çağı (XIV.-XVI. asır)
  1. Muhasebe Çağı (XVII.-XVIII. asır)
  2. Arayışlar Çağı (XIX. ve XX. asır)

İDA’nın teklif ettiği bu dönemlendirme, düşünce tarihi açısından Avrupamerkezci gerekçelerle “yok hükmünde” sayılan bir dönemi ayrıntılı bir biçimde gösterecek ve genel düşünce tarihi çizgisine dahil edecektir. Ayrıca İslam düşünce tarihiyle ilgili bilimsel bir geçerliliği bulunmayan ve  “tarih hırsızlığı” anlamına gelen Oryantalist dönemlendirmeler terk edilerek; İslam düşünce geleneğinin kendi iç dinamikleriyle tutarlı, objektif, dinamik ve sürekli bir dönemlendirme aracılığıyla İslam düşünce tarihi yeniden yazılmıştır. Bu sayede yaklaşık bin yıl boyunca küre ölçeğinde düşünce tarihinin ana merkezi haline gelmiş olan Dâru’l-İslâm, düşünce tarihi yazımının dışına itilerek bir “coğrafya hırsızlığı”na maruz bırakılmıştır. İDA ile birlikte Mâverunnehir, Horasan, Bilâd-ı Rûm, Mağrip, Sind-Hind gibi havzalar ve Buhara, Sivas, Konya, Semerkant, Belh, Herat, Amasya gibi kadim İslam şehirleri düşünce tarihinin yeniden öznesi konumuna gelmektedir. Diğer taraftan kurumlar, mimari eserler ve tarihi hadiseler, eşlik ettikleri düşünce tarihi için yeniden bir mecraya dönüşmektedir.

islam dusunce atlası

Bizim kanaatimiz odur ki, Müslümanlar bu dört dönemde kaçınılmaz olarak farklı milletler ile karşı karşıya gelmişlerdir. Bu süre zarfında üzerinde duracağımız üç büyük karşılaşma gerçekleşmiştir. Bunlardan ilki Klasik Çağ’da İslam devletinin sınırlarının dört halife ve Emevîler döneminde gerçekleşen fetihlerle Hicaz bölgesinden çıkarak 132/750 tarihine kadar Horasan, Bilâd-ı Şâm, el-Cezîre, Mâverâunnehir, Endülüs, Harezm, Mısır ve Mağrib’e kadar ulaşması ile başta Antik Yunan, Fars ve Hint medeniyetleri olmak üzere komşu kültür ve medeniyet havzalarıyla ilmi düzlemde meydana gelmiştir.

Klasik Çağ’da temel İslam ilimleri ve kurumları teşekkül etmiş, İslam bilimlerinin teşekkül sürecini anlatan tedvîn, tasnif ve tebvîb aşamaları gerçekleşmiş, alanlara yönelik klasik eserler kaleme alınmıştır. Bu karşılaşmada tercüme faaliyetleri ile zikrettiğimiz felsefe ve düşüncenin anlaşılması, izahı ve tartışılması ilmi cihetlerle gerçekleştirilmiştir. Klasik çağın sonlarına doğru İslam dünyası ikinci büyük karşılaşma ile muhatap olmuşlardır. Bu karşılaşma sonuçta, XI. asırda Haçlıların Kudüs’e kadar gelerek bölgenin işgalini, ardından ise XIII. asırda Moğolların yıkıcı darbesi ile yüzleşmeyi kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu karşılaşma Müslümanların işgale açık olan taraflarının sorgulanmasında ve beraberinde kurumlarının, ilimlerinin ve düşünce yapılarının yenilenmesinde ehemmiyetli bir rol oynamıştır. Müslümanlar işgalden gerekli dersi çıkararak güçlü merkezi devletler üretmiştir ki, Osmanlılar, Babürlüler ve Safeviler bunun tipik örnekleridir.

İkinci karşılaşma Müslümanlarda kurumlarının, ilimlerinin ve birikimlerinin yenilenmesini beraberinde getirirken; Avrupalılarda ise Müslümanların mezkûr alanlarındaki yenilenmesinden etkilenerek kendi karanlık çağlarından kurtulma kapılarını aralamıştır. Nitekim bu süreçte Avrupalılar, Yunan ve Roma sonrasında reform, rönesans, aydınlanma ve sanayi devrimleri ile tarih sahnesine yeniden çıkmayı başarmışlardır. Avrupa’da bu süreç yaşanırken İslam dünyasında XVII. ve XVIII. asırlar İslam düşünce tarihi açısından endişeli bir muhasebe evresi yaşanmıştır. Biri Geç Yenilenme Dönemi’nin uzantısı şeklinde ortaya çıkarak kadîme, diğeri ise Batı’da ortaya çıkarak etkisini gittikçe arttıran cedîde nispetle mevcudu muhasebe eden bu iki asır, İslam düşünce tarihinin sonraki dönemleri açısından dönüştürücü bir etkiye sahip olmuştur. Bu dönem, aynı zamanda üçüncü karşılaşmanın muhatabı olan Avrupa karşısında yaşanılan savaşlarda elde edilen yenilgilerin, toprak kayıplarının nedenlerine dair soruların sorulduğu ve cevaplarının arandığı bir sorgulama süreci olmuştur. Bu karşılaşma tüm Müslümanları “Arayışlar Çağı” olarak nitelediğimiz dördüncü ve halihazırda içinde bulunduğumuz bir dönemin içine sürüklemiştir. Bu dönemde Hilafet topraklarının ve İslam coğrafyasının neredeyse bütünüyle işgali, İslam dünyasını tarih boyunca karşılaşmadığı ölçüde ciddi bir buhranla karşı karşıya bırakmıştır. Bu yüzden XIX. ve XX. asırlar İslam dünyasının hemen her alanda büyük dönüşümlerin yaşamasına sahne olmuş ve yaşanılan büyük krizin nasıl aşılabileceği yönündeki arayışları hızlandırmıştır. Osmanlı coğrafyasında mezkûr arayışlar; Avrupa’ya göre muhafazakâr modernleşme çabaları, Avrupa için batıcı modernleşme çabaları, Avrupa’ya karşı anti modernist çabalar ve İslam düşüncesini yeniden ele almayı ve geleneksel kurumlar ile açıklayıcı çerçeveleri ıslah etmeyi amaçlayan ıslah ve ihya çabası içinde olan İslamcı çabalar olmak üzere farklı akımlar üzerinden olmuştur.

Söz konusu ettiğimiz bu hususların ışığında bu çalışma bizi Çağdaş İslam düşüncesinin süregiden etkilerini hissetmeye devam ettiğimiz yeni dünya resmi ve tasavvurları karşısındaki arayışlarda, Arayışlar Dönemi’nin gerçek bir parçası olmaya davet etmektedir. Bu hususta proje danışmanı olan İhsan Fazlıoğlu da “Hafızasını kaybetmiş bir millet başkaları tarafından tanımlanmaya mahkûmdur” yakıcı sözüyle durumumuzun fotoğrafını çekerek hem geçmişimizi hem de geleceğimizi “anlamlandırmak” için İDA’nın kendi itikadımızın tarihî tecrübesine ilişkin bir ‘bilme’ ve ‘anlama’ modeli sunması itibariyle iyi bir başlangıç olabileceğini salık vermektedir.

[1] Bu hususta detaylı bilgi için bk. İbrahim Halil Üçer, İslam Düşünce Tarihi İçin Bir Dönemlendirme Önerisi, İLEM Konferanslar Serisi 10, İstanbul 2017. http://ilem.org.tr/pdf/2017-2018_acilis_kitapcik.pdf

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın