İvan İlyiç’in Ölümü

Değerlendiren: Saadet Taşyürek, İLEM I. Kademe Öğrencisi

0
152

Lev N. Tolstoy, İvan İlyiç’in Ölümü, Çev: Mazlum Beyhan, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2014, İstanbul, 83 s.

Lev Nikolayeviç Tolstoy, dünya edebiyatına iz bırakmış Rus filozof, pasifist, kısa öykücü ve yazardır. Eserlerinde realist bir tutum sergileyen yazar hayatını yaşamın anlamını bulmaya ve insanoğlunun acılarını en aza indirmeye çalışarak geçirmiştir. Edebi eserlerinin yanı sıra halkı eğitmek amacıyla din, siyaset, devlet ve sosyo-kültürel konularda da yazılar yazmıştır. Anna Karenina ve Savaş ve Barış adlı romanları dünya çapında ün kazanmasını sağlamıştır. Onun ölüm ve hayatın anlamı temasını temele alan Hayat Üzerine Düşünceler, Üç Ölüm, Polikuşka, İtiraflarım ve İvan İlyiç’in Ölümü adlı eserleri Heidegger gibi pek çok filozofu derinden etkilemiştir.

İvan İlyiç’in Ölümü adlı eserde Tolstoy, ölüme doğru yol alan kahramanı İvan İlyiç’in kendi iç hesaplaşmalarını ve ölüm karşısındaki tutumunu sergiler. Başarılı bir yargıç olan İvan İlyiç’in cenaze töreniyle başlayan roman, flashback tekniğini kullanarak okuyucuyu geçmiş zamana götürür ve başkahramanın tüm hayatını anlatır. Hayatı boyunca başarılı olmak ve iyi bir mevki sahibi olmak için çalışan İvan İlyiç tam hayatını düzene koymuşken hastalanır, zamanla çalışamayacak hale gelir. Bu esnada ölümü düşünmeye başlar ve hayatı yaşanması gerektiği gibi yaşayamadığını düşündüğü için ölümden korkar. Bir anda hayatının son bulacağı ve yok olacağı gerçeğiyle yüz yüze kalan İvan İlyiç ölüm kavramını ve hayatı anlamlandırmaya çalışır.

Tolstoy’un romanının ana temasını oluşturan ölüm kavramını varoluşçu felsefe açısından ve İslam filozoflarının bakış açısından değerlendirmek istiyorum çünkü bu iki farklı yaklaşım İvan İlyiç’in ruhsal portresini anlamlandırmamızda bize farklı perspektifler sunuyor.

ÖLÜM TEMASI

Ben”le “varoluş”un ayrılmazlığı düşüncesinden yola çıkan Varoluşçuluk felsefesine göre insan yaşamının anlamsızlığına dikkat çekmesi ve onun değersizliğini gösterebilmesi açısından en temel problem ölümdür. Diğer felsefi akımlara karşın varoluşçu felsefe bireyin biricikliğini vurgular; genelleştirmelere ve tipleştirmelere karşı çıkar. Bu anlayış doğrultusunda da kişinin hayatı kadar ölümünün de benzersiz olduğuna değinir. Bilen ve bildiğinin farkında olan bilinçli bir varlık olarak insanın sonlu varoluşun farkındalığını yaşamasıyla boşluğa düştüğünü bu yüzden de hayatı anlamlandırması, ölümü anlaması ve kendini mutlak sona hazırlaması gerektiği vurgulanır. Bu sebeple insanın ölümü ilk olarak kendi dışındaki kavramsal anlamıyla değil de, içsel olarak hissetmesi önemlidir. Bu durumu Tolstoy’un bu romanındaki İvan İlyiç karakterinin Kiesewetter’in Mantık kitabındaki “Gaius insandır, insanlar ölümlüdür, o zaman Gaius da ölümlüdür.” şeklindeki tasım örneğini hatırlaması ve tüm varlığıyla bildiği ama bir türlü alışamadığı ölüm gerçeğini değerlendirişinde de görürüz (sayfa 49).

 Varoluşçu felsefenin en önemli temsilcilerinden Heidegger’in ifadesiyle otantik bir varoluş ancak kendi ölümümüzü benimsemekle mümkün olabilmekte; ölüm, yaşamımızı tamamıyla bize ait kılabilecek projeleri önümüze serebilmektedir. Belki de İvan İlyiç bu benimseyişi gerçekleştiremediği için herkesin kahredici ölüm korkusunu sürekli yaşamaya mahkûm olmasının mümkün olmadığını düşünmüştür. Bu yüzdendir ki sağlıklı ve mutlu olduğu zamanlarda ölümü aklına bile getirmemiş olan İvan İlyiç, hayatın gündelik akışında ölümü bir başkası için kolayca kabullenirken, kendisi adına onu cesaretle kabullenme sorumluluğundan hep kaçmıştır. Hatta zaman zaman bu kaçış ölmüş olanın bir başkası olmasından duyulan memnuniyete bile dönüşmüştür. Aslında başkalarının ölümüne dair gözlemlerimiz sebebiyle zihnimizde ölüm hakkında bir fikir olsa da, kendi ölümümüzü zihnimizde canlandırmamız dahi mümkün değildir.1 Freud’un da vurguladığı üzere, kendi ölümümüzü hayal ederek anlamaya ve kurgulamaya her kalkıştığımızda kendimizi aslında bir seyirci konumunda buluruz (Bauman, 1992, s.25). Bu gerçeği Tolstoy bize Pyort İvanoviç’in yakın arkadaşı İvan İlyiç’in cenaze töreninde “ölen ben değilim, o” duygusuna kapılarak rahatlaması ve bir an için kendi ölümünü düşünüp rahatsız olmasıyla bu fikri hemen bastırıp görmezden gelerek arkadaşı Fyodor Vasilyeviç’e kart oynamaya gidişiyle göstermiştir.

Uzun bir hastalık dönemi geçirdiği için İvan İlyiç son derece sarsıcı bir tecrübe olan ölüm gerçeğiyle ölmeden evvel yüzleşmiştir. Bu yüzden Epikuros’un ‘ben varken ölüm yoktur; ölüm olduğunda ise ben varolmayacağıma göre, ölüm ne ölüyü ne de yaşayanı etkilemeyecek olan, kayıtsız kalınması gereken bir durumdur.’ fikri İvan İlyiç için bir şey ifade etmemiş, kaygılarını önleyememiştir. Çünkü insanın ölümden korkmasının tek sebebi yok olmak, artık yaşayamayacak olmak değil aynı zamanda ölümden sonrasında ne olacağı ve hayatını gerektiği gibi yaşayıp yaşayamadığı fikridir. İnsan yaşamının anlamsızlığına dikkat çekmesi ve değersizliğini gösterebilmesi açısından en temel problemin ölüm kavramı olduğunu vurgulayan varoluşçu felsefe, insanın bu korkunun yol açtığı boşlukla ve kaygıyla nasıl baş etmesi gerektiğine ya da hayatı ve ölümü nasıl anlamlandıracağına dair net bir gerçeklik öne sürememiştir. Peki, insan bu derin korkuyla nasıl mücadele edebilecek ve iç huzurunu nasıl sağlayabilecektir?

Felsefeyi ölüme hazırlık olarak gören İslam filozoflarıysa2 ölümü bir son olarak algılamazlar ve onun aslında yeni bir imkân olduğunu vurgularlar. Ölüm korkusunun hayat ve ölüm hakkındaki bilgisizlikten kaynaklandığını düşünen İslam filozofları bu korkunun üstesinden gelmenin yolunun akılla hayatı kavrayabilmek ve yaşamın temeline manevi anlamda bir ölümsüzlük inancı koyabilmek olduğunu beyan etmişlerdir. Örneğin Ebu Bekir er-Razi, ölüm korkusunun sonsuzluk arzusuyla giderileceğine ve ebediyete olan bu inancın da insanı erdemli olmaya ittiğine işaret etmiştir. İslam düşünürlerine göre ruh sonsuzluk için yaratılmıştır. Bu yüzden Farabi insanın hayata değer verip iyi işler yaparak- salih amel işleyerek- ebedi mutluluğu elde edebileceğini söyler. Ölümsüzlük arzusu ve ölüm korkusunun birbirine paralel olduğunun farkında olan Mevlana ise ölümden sonraki hayatın sonsuzluğuna inanmakla insanların ahlaki ve ruhsal gelişimlerine yardımcı olmayı hedefler. Ölümün Allah’a ve sonsuz imkânlar dünyasına ulaşmak olduğunu söyleyen Mevlana, ünlü eseri Mesnevi’de bu düşüncesini şu şekilde anlatır;

“Ölümüm bana can gibi hoş geliyor. Dirilmemle adeta bir ölümsüzlük ölümü bize helâl olmuştur. Azıksızlık azığı bize rızık ve nimettir. Ölümün görünüşü yok olma, içyüzü dirliktir. Ölümün görünüşte sonu yoktur. Gelecekte ise sonsuzluktur. Bana da ölüm tatlıdır. ‘Onlar ölmemişlerdir,  Rablerinin huzurunda diridirler.’ ayeti benim içindir.”

Yunus Emre’nin felsefesindeyse fâni olduğunu bilen insan için bugün, yarındır. Yarını bugünde görmek demek, ölmeden önce ölmektir.3 İnsan ölmeden evvel öldüğündeyse bu dünyanın geçiciliğini fark edip sonsuzluğu vad eden İlahi aşka duçar olur.

“Âşık öldü diye, sala verirler

Ölen hayvan olur, âşıklar ölmez

Ten Fanidir, can ölmez, çün gitti geri gelmez

Ölür ise ten ölür, canlar ötesi değil”

şiiriyle Yunus Emre ölümün yalnızca görünüşte olduğunu ruhun ise ölümsüz olduğunu vurgular.

 İslam filozoflarının bu görüşlerine bütünsel olarak baktığımızda, onların varoluşçu felsefecilere nazaran ölüm kavramına daha pozitif yaklaştıklarını görürüz. Bu pozitif yaklaşımın bir sonucu olarak kişinin ölüm korkusuyla yüzleşmesinin sanıldığı kadar zor olmadığı çıkar ortaya. İvan İlyiç için derin bir korku ve kaygıya yol açan ‘belkide sürdürdüğüm yaşam, sürdürmem gereken yaşam değildir.’ düşüncesine verilebilecek en güzel karşılık İslam filozoflarının da vurguladığı gibi, ruhun ölümsüzlüğünü anlayarak ölümle Allah’a kavuşacağını bilmektir. Ebedi hayatta mutlu olabilmek içinse bu dünyada, İslama uygun, faydalı ve anlamlı bir hayat yaşamak gerekir

1 KOÇ Emel, Varoluşsal Bir Problem Olarak Ölüm Üzerine Bir Değerlendirme: Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü Adlı Eseri, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt 12 Sayı 22 Aralık 2009 ss.245-259.

2 SARUHAN Müfit Selim, İslam Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi, AÜYFD 47 (2006), sayı I, s. 87-105

3 SARUHAN Müfit Selim, İslam Filozof ve Düşünürlerinde Ölüm Korkusu ve Tedavisi, AÜYFD 47 (2006), sayı I, s. 87-105

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın