Konya: Zengin Orta Anadolu İnsanı

Yazar: Hanife Kalkan

Ahmet Hamdi Tanpınar Konya için şöyle bir teşbih yapar; dışarıdan gösterişsiz, içten zengin Orta Anadolu insanı. Onu yakalayabilmek için saat ve mevsimlerine iyice karışılması gerektiğini de ekler (Tanpınar, 2017). Bu yazıda mevsimlerine karışacak kadar uzun olmasa bile zamanına karıştığımız ve tecrübe ettiğimiz Konya’yı keşfe çıkacağız.

Bu yıl onuncusu düzenlenen Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi’ne bir Selçuklu başkenti olan Konya ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin farklı şehirlerden gelen ve her biri farklı alanlarda ilmi çalışmalarını sürdüren arkadaşlarımızla muhabbetimiz, aynı program vesilesiyle Konya’ya geldiğimizi henüz bilmeden tren yolculuğunda başladı. İstanbul’dan iki kişi olarak yola çıkıp, Konya tren garından dört gün boyunca konaklayacağımız otele beş kişi olarak giriş yaptık. Hoş bir tevafukla başlayan muhabbetimiz, kahvaltı saatinde, servislerde, sunum aralarında ve yemek saatlerinde tanıştığımız farklı insanlarla birlikte artarak devam etti.

Kurulan bu muhabbetler ruhumuzu beslerken, 3 ve 5 Kasım tarihleri arasında üç gün süren ve Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde gerçekleşen kongre sunumları ise ilmi zenginliğimizi arttırdı. Birçok farklı alanda nitelikli çalışmalar kaleme almış arkadaşlarımızı dinleyip, gerçekleştirdiğimiz çalışmalarımızı sunma imkanı elde ederek, yorum ve sorularla birbirimizi ilmi anlamda beslediğimiz istifadeli bir program geçirdik. Programın dördüncü günü ise Selçuklu’nun kadim başkenti Konya’yı gezmeye ayrılmıştı.

Nasibimizde olan muhabbet, ilim ve dostluğu alıp, hafızalarımızda hoş bir anı bırakarak yola koyuluyoruz.

Gezi faslında ilk durağımız Neolitik döneme ait en eski yerleşim yerlerinden biri kabul edilen Çatalhöyük oldu. Burada bizi ilk olarak bölgenin bekçisi Sadrettin abi karşıladı. İlkokul mezunu olan ve uzun yıllardır burada çalışan Sadrettin Abi, burada gerçekleştirilen kazı çalışmalarına da şahit olmuş. Burada edindiği bilgi ve tecrübelerin katkısıyla da 9000 Yıl Önce Çatalhöyük’te Yaşam başlıklı bir kitap yazmış. Onun kıymetli tecrübelerinden bizler de nasipleniyoruz ve Çatalhöyük’ün hikayesini ondan dinliyoruz. Konya ilinin Çumra ilçesinde yer alan ve 1958 yılında keşfedilen Çatalhöyük, ilk ev mimarisini ve inanç eserlerini barındırması sebebiyle insanlık tarihine ışık tutmaktadır. Bizim için de 9400 yıllık bu mirası görmek ve ona dokunmak eşsiz bir deneyimdi.

Çatalhöyük’ten sonraki durağımız ise bugün müze olarak kullanılan Mevlevi dergahıydı. Dünyada da büyük ilgiyle karşılanan Mevlana’nın hoşgörüye dayalı düşüncesi, birçok farklı ulustan insanı dergahında bir araya getiriyor. Geniş avludan dergaha girerken Tanpınar’ın Beş Şehir’inde Konya’ya ayrılan bölümde Mevlana için zikrettiği cümleleri hatırlıyoruz.

“Onun dünyası hareket halinde bir dünyadır. Burada her şey yaratıcı aydınlığın ve aşkın kendisi olan Allah’ın etrafında döner, ona doğru yükselir, onda kaybolur, ondan doğar ve ayrılır, tekrar onunla ve birbirleriyle birleşir. Her şey burada birbirini özler, birbirinin aynıdır, birbirine cevap verir. Bu mahşerde ne öldüren, ne öldürülen, ne seven, ne sevilen birbirinden fark edilir.” (Tanpınar, 2017).

Tanpınar, Mevlana’nın Divan-ı Kebîr’inde yer alan şiirleri batmakta olan bir gemiden yükselen son duaya ve dışarıdan kavurucu gibi görünen ancak içeride bir gül bahçesi olan İbrahim’in atıldığı ocağa benzetir (Tanpınar, 2017). Tanpınar’ın satırlarını okuyunca Mevlana’nın dünyanın dört bir yanından onu ziyaret etmek amacıyla gelen insanlar tarafından neden ilgi ve merakla karşılandığını daha iyi anlıyoruz. Mevlana ve oğlu Veled’e ve babası Muhammed Bahaeddin Veled’e ait olan türbelerin başında duamızı okuduktan sonra el yazması kitapların, levhaların ve kandillerin sergilendiği müzeyi geziyoruz.

Kıymetli eserlerin sergilendiği bu alanda el yazması Kuran’ı Kerim ve Mesnevi nüshalarını görme imkanı elde ediyoruz. Türbenin geniş ve ferah avlusunda dinlendikten sonra gezimize devam ediyoruz. Buradan ayrıldıktan sonra rehberimizin vesilesiyle Kaşıkçı Dede ile tanışıyoruz. Mengüç Caddesinde bulunan Sanat sokağındaki küçük dükkanında ölmeye yüz tutmuş bir zanaat/sanat olan kaşıkçılıkla uğraşan Mustafa Sami Onay, hoş sohbetiyle karşılıyor bizi. Onay, kendisine verilen Kaşıkçı Dede lakabının nereden geldiğini ve kaşık yapımının püf noktalarını bizimle paylaşıyor ve bizlere hayır dualarda bulunuyor. Dört kuşak kaşıkçılık mesleğini sürdüren Kaşıkçı Dede’den kaşık yapılırken dilin de boş durmayarak “Allah”, “Hak” şeklinde tesbihlerle kalbi etkilediğini ve kaşığın dilin, kalbin ve elin müşterek bir ürünü olduğunu dinliyoruz. Kaşıkçı Dede’nin sohbetinin dimağlarımızda bıraktığı lezzet ile Aziziye Cami’ne doğru yol alıyoruz.

Son dönem Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden olan Aziziye Cami, 1671-1676 yılları arasında Şeyh Ahmet tarafından yaptırılmış ancak bu cami yandığı için 1867’de Sultan Abdulaziz’in annesi Pertevniyel Valide Sultan adına bugünkü cami yaptırılmıştır. Yivli ve gövdeli çifte minareleri Türk minarelerinden oldukça farklıdır. Caminin mimarisi hakkında XIX. yüzyılda Türk mimarisine hakim olan Avrupa sanat akımlarının etkisiyle yapılmış olduğu ve belli bir üslubunun olmadığı düşünülmektedir.

Bir sonraki durağımız öğle yemeği için meşhur Lokmahane restaurant oluyor. Selçuklu mutfağının esintilerini hala sürdürmekte olan Konya’nın meşhur lezzetlerini tadıyoruz. Özellikle düğün ve özel günlerde ikram edilen Bamya Çorbası ilk defa deneyenlerimiz için akılda kalan bir lezzet oldu. Kuzu eti ve çiçek bamya ile yapılan bu çorba, turistlerin de en çok tercih ettiği lezzetler arasında yer alıyormuş. Ana yemek olarak da sıcak pidenin üzerine kızarmış kuzu veya koyun etinin konularak közlenmiş biber ve domates ile servis edilen fırın kebabını denedik. Bu zengin Selçuklu mutfağını keşfettikten sonra ise Kelebekler Vadisi’ni ziyaret ediyoruz.

Avrupa’nın en büyük kelebek uçuş alanı olan bu vadi, onlarca farklı türde kelebek için yaşam alanı haline dönüştürülmüş. Kelebeklerin yaşam koşullarına uygun sıcaklıkta ve nemde tutulan bu vadide farklı renk ve türlerde kelebekleri görme imkanı elde ediyoruz. Vadi aynı zamanda kelebeklerin yaşam döngülerinin ve böceklerin sergilendiği bir müzeye sahip. Özellikle çocukların büyük ilgisini çeken kelebekler vadisi, görülmeye değer bir rotaydı.

Kelebekler vadisiyle birlikte gezimiz sona erdi ve üzerimizdeki tatlı yorgunluk ile birlikte dönüş yolculuğumuz başladı. Nasibimizde olan muhabbet, ilim ve dostluğu alıp, hafızalarımızda hoş bir anı bırakarak yola koyuluyoruz. Dilediğimiz, bizlerin de Konya’da hoş bir sada bırakmış olması yönünde.

KAYNAKÇA

Tanpınar, A. H. (2017). Beş şehir. İstanbul: Dergâh Yayınları.

Hanife Kalkan
2021 yılında İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Sosyoloji bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Aynı dönemde İLEM Eğitim Programı’ndan mezun oldu ve şu anda İLEM Eğitim Komisyonu’nda yer almaktadır. Hali hazırda İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Akademik ilgi alanlarını Postkolonyal Teori, Maduniyet Çalışmaları, Toplumsal Eşitsizlik ve Tabakalaşma oluşturmaktadır.
Leave a Comment

Son Yazılar