Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İmar ve Siyaset İlişkileri

Değerlendiren: Mehmet Yıldırım

0
2696

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İmar ve Siyaset İlişkileri, Bekir Cantemir, 7 Mart 2015 Cumartesi, 17.00

İLEM Sunumlarda Bekir Cantemir, Çok Partili Hayata Geçiş Sürecinde İstanbul’un Mekân ve Sosyal Yapı Dönüşümü (1945-1960) başlıklı doktora tezi bağlamında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İmar ve Siyaset İlişkileri konulu bir sunum gerçekleştirdi. Sunumda günümüzde de sıkça tartışılan ve güncelliğini hiçbir zaman kaybetmeyen imar siyaset ilişkilerine dair İstanbul merkezli olarak son derece ilgi çekici bilgilere yer verildi.  Sunumun merkezinde İstanbul’un olmasının nedeni 1950 yılına kadar Osmanlı başkenti kimliğini üzerinde taşıması olumlu olumsuz yanlarıyla bir Osmanlı şehri görünümünde olması olarak açıklandı. Zaman olarak 1945-1960 yıllarının seçilmiş olması ise çok partili hayata geçiş esnasında imar-siyaset ilişkilerini CHP ve Demokrat Parti üzerinden okuma çabasından kaynaklanmaktadır.

Öncelikle 1800-1960 yıllarındaki dönüşüme odaklanan Cantemir, bu zaman dilimini modernleşmeyi, özel mülkiyetin ortaya çıkışı ve imar yasalarını içermesi nedeniyle İstanbul’un şekillenmesinde rol alan en önemli dinamikler olarak görmektedir. Yeniçerilerin kaldırılması İstanbul’un şehirciliğinde çok önemli yerde durmaktadır. Yeniçerilerin ortadan kaldırılması sonrasında yetki paylaşımı ve tanımının ortaya çıkardığı sıkıntılarda bu bağlamda Cantemir’e göre hala varlığını sürdürmektedir. Osmanlı’da şehir nasıl organize ediliyor sorusuna, yanıt aradığını ifade etti. Fetvalara, her bölgenin kendi yapısına uygun içtihatlara ve her ustanın görgü ve çalışma şekline göre kullanılan malzemeler ile bir bölgede şehirler, evler ve yollar inşa edilmektedir.Osmanlı'dan Cumhuriyet'e İmar ve Siyaset İlişkileri

1839’da Avrupa’daki şehirleri incelemek üzere Bekir Paşa Avrupa’ya gönderilmiştir. Bekir Paşa, İstanbul’un yangın problemini göz önüne alarak bunu aşmak için İstanbul’da ahşap yapılar yerine beton binalar yapılmasını önerir. Bu durum yasalara da yansımış ve binalar inşa edilirken malzemelerin ne olduğuna bakılmaya başlanmıştır. Bu bakımdan günümüz kentsel dönüşümünde binaların malzemesine bakılması ile geçmiş dönemdeki bu uygulama arasında Cantemir’e göre bir fark bulunmamaktadır. Yani kamusal alanın organizasyonundan değil kamusal alanın inşaat malzemesini konuşuyoruz.

1848’de Turuk ve Ebniye (yol ve bina) Nizamnameleri çıkarılmıştır. Cantemir’in burada dikkatimizi çektiği şey yine imar diye bir kanunun olmamasıdır. Bina ve yolların düzenlemesi üzerine bir şehirleşme anlayışı söz konusudur. Bu nizamnameler 1910’a kadar beş kez revize edilmiştir. 1930’larda bu nizamnameler içerik değişmeden bina ve yollar nizamnamesine çevrilmiştir. 1955’de ise savaş sonrası imar tecrübelerinin sonucunda imar kanunlarına dönüşmüştür. Cantemir, Türkiye’de şehirciliğin dönüşümünü anlamak için fetvaları, Ebniye ve Turuk Nizamnamelerini ve imar kanunlarını incelemek gerektiğini ifade etti.

1858’de özel mülkiyetin ortaya çıkışın şehircilik üzerine etkisini ele alan Cantemir, Osmanlı döneminde kişilerin sahip oldukları arazinin yüzde 90’ına kendisinin yüzde 10’una ise padişahın sahip olduğunu bu uygulamanın Cumhuriyet döneminde sahip olunan arazinin yüz yüzü vatandaşın olacak şeklinde değiştirildiğine dikkat çekti. İngiltere ile Türkiye arasında bir kıyaslama yapan Cantemir, tapu üzerinden vatandaşlık haklarının ülkemizde çok fazla olmasından kaynaklı sıkıntılı bir imar anlayışı olduğunu bunun da tapu sahiplerinin bir araziye tapusu bende istediğimi yaparım düşüncesine yol açtığını ifade etti.

Tanzimat’tan sonra şehirleşmeye yönelik bir hedef konulmuş ve Kırım savaşından sonra da şehir sorunlarının devam etmesi ile birlikte 6. Daire-i Belediye yani Osmanlı’da modern anlamda ilk belediye kurulmuştur. II. Abdülhamit dönemi krokilerini inceleyen Cantemir, II. Abdülhamit’in İstanbul’un imarı projesinde, Kapalı Çarşı’nın bir kısmını yıkıp İngiliz mimarisine göre bir belediye binası inşa edilmesinin yer aldığını ifade etti. Bu anlamda aslında II. Abdülhamit, Mustafa Kemal, Adnan Menderes ve bugünkü iktidarın şehre yaklaşımı arasında çok fark bulunmamaktadır. Herkes kendi düşüncesi bağlamında şehre bir anlam yüklemiş ve şehirleri buna göre planlama çabasında bulunmuşlardır.

Cantemir, sunumuna tezinin ikinci bölümünde olarak 1923-1960 İstanbul’daki imarda kurum, hukuk ve değişime odaklandığını ifade ederek sunumuna devam etti.  Tek parti döneminde şehir meclislerinin oluşumu ve valilerin belediye başkanı olmasını, mezkûr durumların belediyelere ve şehirciliğe etkileri bağlamında ele aldığını ifade etti. Şükrü Kaya’nın içişleri bakanı olduktan sonra şehircilik adına 1933 yılında kanunlar çıkarılmıştır. 5 yıl içerisinde tüm Türkiye’de belediyelerin haritalarının çıkarılmasını ve şehir planlamalarının yapılmasını gerektiği ifade etse de belediyelerin bunları yapacak ne maddi gücü ne insan gücü ne teknik imkânları vardır. Durum böyle olunca Ankara’da merkezi bir yer kurulma fikri ortaya çıkmış ve Belediyeler Birliği kurulmuştur böylece yerelin sorunları merkezin tecrübeleri ile çözülmek istenmiştir. Ancak bu düşünce de faaliyet konusunda başarılı olamamıştır çünkü her yerin ihtiyacı farklıdır.

Cumhuriyet döneminde İstanbul’un imarı için bazı mimarlar İstanbul’a çağrılmıştır. Bu mimarlardan biri olan Le Corbusier’in röportajından bir alıntı paylaşan Cantemir, Le Corbusier’in İstanbul’un bir ruhu var ve İstanbul’u ancak ile onunla aynı ruha sahip olan bir Türk’ün planlayabileceğini ifade ettiğini aktardı. İstanbul’un planlaması üzerine konuşmasını sürdüren Cantemir, yerel yönetim-iktidar işbirliğinin her dönemde olduğu vurgusunu paylaşmak gerekir. Cantemir, imar planı kavramının nasıl çıktığı ve imar planının Türkiye’de nasıl uymadığı hakkında kafa yorduğunu ifade etti. Cantemir’e göre Türkiye’deki imar planları Mekke’nin putlarına benzemektedir. Çünkü Türkiye’de önce kurallar konur sonra bu kurallar nasıl aşılır düşüncesi hâkimdir.

Tezinin üçüncü bölümünde Lütfi Kırdar’ın belediye başkanlığı döneminde Henri Prost’un plan deneyimini ele aldığını açıklayan Cantemir’e göre Türkiye’de imar uygulamalarında teori ve pratiğin her zaman birbirinden farklı olduğunu dile getirdi.

Cantemir, tezinin dördüncü bölümünde ise Prost’un planlarının nasıl uygulandığını ele aldığını açıkladı. İsmet İnönü tarafından İstanbul’a belediye başkanı yapılan ve Adnan Menderes döneminde de belli bir zaman bu görevde kalan Fahrettin Kerim Gökay’ın döneminde ya estetik ya da konfor ayrımında konfordan yana tavır aldığımızı ve lastik tekerleklerin şehri bu dönemde işgal ettiğini sözlerine ekleyen Cantemir, ulaşım politikalarını belirlenmesinde uluslararası siyasete de değindi.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın