Çok özledim görüşelim mi demeleri, hep gittiğimiz o kahve dükkanını, boğaza nazır yapılan kahvaltıları, birlikte saatlerce süren çalışmaları, eş dost ziyaretlerini, yurt dışı planlarını, Kadıköy-Eminönü vapuruna binip martılara simit atmayı, göğe bakmayı, çimlere basmayı, deniz kokusunu içimize çekmeyi, doya doya nefes almayı bir süreliğine askıya almak zorunda kaldık gibi.

Zaman yetiremediğimiz süreçler ve hep bir koşturmaca ile geçerken hayatımız, bu durağan haller nasıl da bambaşka boyuta taşıdı her şeyi ve insanoğlu her durumda ayakta kalabileceğini yine ispatladı. İnsanlar önce evlerinde yeni yaşam alanları oluşturmaya başladı. Hareketsiz kalmaya alışmaya çalıştı. Belki bu birkaç gün sürdü. Sonra evini tanıdı, duvarları inceledi, fark etmediği birçok ayrıntının farkına vardı. Balkonda kurumaya yüz tutmuş çiçekler bile canlandı. Dışarda hayat durmuş olsa da aslında evde yepyeni bir yaşam başladı.

Yetişemediğimiz Hayatımıza Verilen Es

Neredeyse uyumadan uymaya geldiğimiz evimizde başlayan yeni süreçler. Evlere hapsolduk dedik ilk başta. Bunalımlar yaşadık, depresyonlara girdik. Öğünlerin sayısı bilinmeden yemekler yedik, kilolar aldık. Televizyondan, sosyal medyadan merakla, heyecanla haberleri takip edip, kimi zaman üzüldük, ağladık, kızdık, kimi zaman da takdir ettik. Sürece dair önlemler, tedbirler aldık.  Bir gün, iki gün, üç gün… derken alışmaya başladık. Mutfağın ne kadar eğlenceli bir yer olduğunu sosyal medya paylaşımlarında görmüş olduk. Ekmek yapmada meydan okumalara doyamadık. Evde ekmek yapabilmenin ve pişerken evi saran muhteşem kokunun keyfine vardık. Un, maya, su, tuz. Yağma yapmaya gerek kalmadan da aç kalmayacağımızı anlamış olduk. Blog blog gezdik, yemek sayfaları araştırdık, yeni tarifler denedik, sevdik, sevmedik ama yaptık. Kilolar aldık kaçınılmaz olarak tabi ve gidemediğimiz spor salonlarını evimizin salonuna sığdırıverdik. Dinlemeye fırsat bulamadığımız şarkılar eşliğinde forma kalmayı da başardık. Uygulamalar keşfettik, yeni süreçlere dahil olduk, izledik, okuduk. Evden katıldık toplantılara, canlı yayınlara. Dokunamadık belki sevdiklerimize ama yüzlerini her zamankinden daha fazla gördük seslerini daha çok duyduk. Daha çok düşündük, deneyimlerimizi gözden geçirdik geçmişe ve bugüne bakıp gelecekten anlama çıkarmaya çalıştık. Ve sanırım artık durağanlaşan hayatımızı hareketli günlerdeki kadar hareketli yaşayabiliyorduk.

Her Süreç Yeni Bir Şeyler Kazandırır

İyi hoş bu duruma da alıştık, alıştığımızı yaşıyoruz ama gelecek kaygısı yaşadığımız şu günlerde uzak ya da yakın geride bırakmak zorunda kaldığımız günleri özlüyoruz. En çok da doya doya göğe bakmayı özgürce nefes almayı. Bu süreçte olmamız gereken yerler evlerimizdi ve biz evlerimizi de geniş yaşam alanlarına çevirmeyi başardık. Özgür olduğumuz zamanlardan daha fazla şeyler ürettik. İnsanoğlunun başaramayacağı şey yoktur. Biz bu süreçte aslında değerini bilmediğimiz doğanın nefes almasına imkan tanıdık. Kirlettiğimiz sokakların, caddelerin bir süre kirlilikten arınmasını sağladık. Aile büyüklerimizi ne kadar ihmal ettiğimizi anladık. Yıllardır verilen eğitimlere rağmen başarısı düşük olan hijyen konusunda neredeyse level atladık. Bazen durup kendimizi dinlememiz gereken zamanların olması gerektiğinin farkına vardık. Durağanlığın da aslında üretmeye yarar zamanlar olabileceğini fark ettik. 

Sonuca Varmadan Varılan Sonuç

İster hareket edelim ister durağan yaşayalım girdiğimiz bu süreçten bir şekilde çıkacağız. Belki çok şey kazanmış olarak belki de yeteri kadar başarı göstermeden. Ama herkes iç dünyası ile yüzleşmiş olarak çıkacak. Geleceğe daha güzel bakarak daha umutlu daha bilinçli ve daha istekli yaşamak için. Belki sevecek insanoğlu bu durağanlaşma halini, daha çok vakit ayıracak kendine. Bu halin de üretmeye engel olmadığını düşünecek belki de ve biz bunların hepsini göreceğiz. Üç, iki, bir “Başladık!” dediğimizde.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın