Yeryüzü evren, doğa, çevre insanın varlık alanı aynı zamanda bitki ve hayvan türlerini de içinde barındıran büyük bir ev. Her varlık türü için farklı anlam ifade ediyor evren. İnsan için olduğu kadar diğer canlılar için de bir yuva. Bu günlerde bu yuvaya daha çok ihtiyacımız var. Diğer canlılar yeryüzüne bir müdahalede bulunmazken, insan hem evrene hem de içinde barındırdıklarına müdahale eden tek varlık gibi davranmaktadır. İnsanın yaşayabileceği tek gezegendir dünya başka bir hayat olan yer keşfedilmediği sürece. İnsan küçük alem(mikro-kosmos) kâinat ise büyük alem(makro-kosmos) olarak tanımlanır. İnsanda olan her şeyin kâinatta, kâinatta olan her şeyin de insanda bir cüz’inin bulunduğunu düşünenler insan ve evren arasında büyük bir bağ kurmuştur. İkisi de aynı membadan gelir. Bazen ise yeryüzü sebebini tam anlamasak da yıkımların, felaketlerin değişimlerin yeri olabiliyor. Hatta “yeryüzünün bozulması insanın farkında olmadığı kendi hastalığı” (Jale N. Erzen, Üç Habitüs, s.25) olarak tanımlanıyor haklı olarak. 

İnsanın varlık sahnesine çıkışı evren üzerinde gerçekleşir. Varoluşla birlikte bir takım temel ihtiyaçları söz konusu olan insan, bu ihtiyaçlarının kaynağını evrende bulabilmektedir. İnsan temel ihtiyaçlarını giderirken, doğanın her kaynağını kendi faydasına kullanmayı bir hak bilmiştir. Çoğu zaman sınırlarını aşarak başka canlı türlerinin varlık alanlarına girerek tahripkâr davranabilmiştir. Bütün amacı ise kendi cinsine refah içinde yaşam olanakları sağlamaktır. Evet insanın doğası gereği temel ihtiyaçları vardır ve doğadan beslenmek zorundadır. İnsan bu kaynakları nereye kadar ve hangi oranda kullanmalıdır? Ya beslendiği kaynağı yok ederse… İşte doğa ve insanın savaşı bu zeminde başlar. Şöyle bir söz var insan doğayla yaptığı savaşı kazandığı gün kaybedecektir diye.

Yaşadığımız bu felaket herkese bir şeyler düşündürdü. Ben de düşündürdüğü şey ise iki yönlü. Tüm dünyayı etkisine alan bu salgın felaketinin, doğa ve insan arasındaki sınırların aşılması ve doğanın alanına insanın aşırı müdahalesinin bir sonucu olduğu düşüncesidir. Bu durağanlık insanlığa doğal kaynakların kullanımında ve tabiata aşırı müdahalesine bir dur çağrısıdır. Evren bu bozulmalara bir mesaj verdi. Bir durun dedi, yerinizde kalın, çıkmayın dışarı, kullanmayın yolları, binmeyin araçlarınıza, yakmayın mangalları, temiz olun, temiz tutun çevrenizi, yerlere çöp atmayın, kirletmeyin. Kinlerinizi, nefretlerinizi, savaşlarınızı durdurun, susun ve sessiz kalın, içinizi dinleyin, hareket etmeyin durun ve kendinize dönün, evinizde kalın, bedeninizde kalın. Düşünün, hesaplaşın, yardım edin, merhamet edin yeniden özünüze dönün. Doğanın hakkını doğaya insanın hakkını insana verin.

 Salgının düşündürdüğü başka bir şey ise kaynakların kullanımındaki kısıtlama, dışarı çıkmamak, araba kullanmamak veya birçok fabrikanın üretimine izin verilmiyor olması aslında bir tür evrene soluk aldırmak gibi. Sanki evren bir koşucu ve daha iyi günler için durup nefes alıyor. Elbette bu durgunluk dünya ekonomisinde ve insan psikolojisi üzerinde birtakım sıkıntıları beraberinde getirecek fakat bir de şu açıdan bakmak gerekir. Bilim insanları bu sorun atlatıldıktan sonra salgın kaynaklı demografik ve ekonomik kayıpların analizini ederken bir de şunları da konuşuyor olacaktır. Dünya ülkelerinin salgın boyunca durağan kalmasıyla doğanın kazanımları, yapılan tahribatta azalma oranı, sera ve karbon monoksit gazı salınımının geçen yıllara göre oranı, bu durağan zamanların küresel ısınma, iklim değişikliklerine ve sismik hareketler gibi ekolojik dengeye etki oranları değerlendirilecektir.

İkinci yön ise bu durağan günleri nasıl değerlendirdiğimiz ve insanlığımız ile ilgili güzelliklere şahitliklerimiz.

Sosyal izolasyon var ama iletişim devam ediyor ve arkadaş çevremizle gündem üzerine konuşmadan edemiyoruz. Günlerin nasıl geçtiğini sorduğum bir arkadaşım her ne kadar home-office işlerine devam etse de iş rutininden biraz soluk almanın verdiği bir iç çekişle “uzun zamandır ilk defa kendimi dinleme fırsatı buldum” dedi. Diğer bir arkadaşım “çocuklarımla uzun süredir yapmayı planladığım şeyleri yapıyorum.” dedi. Bir diğeri tez çalışması için “okumam gereken kitap listesi var onları okumaya başladım” dedi.

 Yaşlılarımız torunlarıyla, anne babalar evlatlarıyla, aile bireyleri ile ortak aktiviteler gibi birçok faaliyetle kendimizle çevremizle tekrar sıcak iletişimler kurma ve birbirimize zaman ayırma fırsatını sağladık. Daha önce bu vakti bulamayan birçok kişi bu anları böyle bir imkana dönüştürdü. Hem virüsün psikolojik zararından kendini uzaklaştırmış hem de sosyal izolasyon çağrısını verimli bir hale getirdi. Bu salgın günlerinin bize gösterdiği başka bir yön ise fedakârlık, yardımlaşma ve dayanışma duygusunun tekrar gün yüzüne çıkmasıdır. Apartmandaki yaşlıları gözetmekten tutun her meslekten kişiler bildiği şeyi toplum yararına paylaşma derdine düştü. Toplumumuz büyük bir iyilik iklimine girdi ve fedakârlık görünür hale geldi. Görünen bu manzara durağanlık içinde hareketin başka bir alana evirildiğini fısıldıyor. İnsan, hareketini içe doğru çevirdi yeniden kendisine dönme fırsatı var etti. Dil, din, ırk, statü farkı gözetmeksizin sadece insan olma ortak noktasında buluştuğumuz bu günlerin insanlığa en az zararla atlatılması dileğiyle…

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın