İslamcı Dergilerde Kudüs

Değerlendiren: Hüseyin Arslan, İDP Araştırma Stajyeri

0
2200

Ey aziz Kudüs… Biz Allah’ı unuttuk, nefsimize uyduk. Kendi aramızda fırkalara ayrıldık. Şerefli değerlerimiz yerine, şehvanî arzuları tercih ettik. Putlara ve tağutlara ibadet ettik. Aldatıcı serapların ardından koştuk. Bozguncuların ve sapmışların boş fikirleri bizleri aldattı. Bugün biz, ektiğimiz o cehalet, delalet ve gaflet tohumlarının cezasını çekiyoruz. Allah’ın hidayetinden yüz çevirmişliğin azabını çekiyoruz.*

Kudüs, İslam’ın bir değer yüklemesinden dolayı Müslümanlar için hep önemli bir yer olmuştur.  Kudüs’ün ilk olarak 636 yılında Hz. Ömer ve ikinci kez de 2 Ekim 1187 tarihinde Selahaddin Eyyübi tarafından fethedilmesi bu durumun en önemli tezahürleridir. Kudüs,I. Dünya Savaşı’na kadar Müslümanların egemenliği altında kalmıştır. 1917 yılında Kudüs’ün İngilizler tarafından işgal edilmesiyle burada yaşayan Müslümanlar, zulme maruz kalmaya başladılar. İngilizlerin desteği sonucunda özellikle Doğu Avrupa’da yaşayan Yahudiler, Kudüs ve çevresine göç etmeye başladılar. Göçler ile Kudüs’te yaşayan Yahudi sayısı her geçen gün artmıştır. İngilizlerin, Yahudilere silah yardımında bulunmasıyla Yahudiler, Müslümanlara karşı silahlı saldırıya geçtiler. 2 Kasım 1917 tarihinde dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour’un, Siyonist hareketin önemli isimlerinden Baron Walter Rothschild’e yazdığı bir mektupta (Balfour Deklarasyonu) Yahudilere bir vatan vaadinde bulunması Kudüs’te yaşayan Müslümanları daha tedirgin hale getirdi.

Yahudiler, Kudüs’te başlattıkları katliamlar sonucunda 14 Mayıs 1948 yılında Batı Kudüs’ün de sınırlarının içerisinde yer aldığı İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan ettiler. İsrail, 1967 yılında Altı Gün Savaşı’nda galip olmasıyla Ürdün sınırları içerisinde bulunan Doğu Kudüs’ü de işgal etti. 1980 yılına gelindiğinde ise İsrail, Kudüs’ü “bölünmez başkenti” olarak ilan etti. Hiçbir devlet İsrail’in bu kararını tanımamasına rağmen İsrail, meclis ve bakanlıkları Kudüs’e taşınmıştır. ABD Meclisi 1995 yılında Kudüs’ü İsrail başkenti olarak kabul etti. Ancak Donald Trump’a kadar hiçbir ABD Başkanı, büyükelçiliğin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınmasını onaylamadı. Trump’ın, büyükelçiliğin taşınma kararını deklare etmesiyle bu karar dünya gündemine oturdu. Kudüs’ün statüsü tekrar tartışma konusu oldu.

Türkiye için Kudüs her zaman önemli bir yer olmuştur. 1980 yılında İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan edilmesiyle Milli Selamet Partisi önderliğinde Konya’da Kudüs mitingi düzenlendi. Her Kudüs Müslümanlar için kanayan bir yara olmuştur. İslamcı Dergiler Projesi’nden yararlanarak İslamcı dergiler incelendiğinde Kudüs ile ilgili birçok yazı ve haberin yer aldığı fark edilmektedir. Bu yazıda bazı İslamcı dergilerde yayınlanan Kudüs ile ilgili yazılar değerlendirilecektir.

Hilal Dergisi 1958 – 1993 yıları arasında Ankara ve İstanbul’da yayınlandı. Derginin yazı işleri müdürlüğünü Osman Yüksel Serdengeçti, Mustafa Egemen, Mehmet Akif İnan, Mustafa Kazdal ve sahipliğini Salih Özcan üstlendi. Dergide Kudüs’ü konu alan birçok yazı mevcuttur.

Derginin Mart 1969 tarihinde yayınlanan 91. sayısında Kemaleddin Hoca’nın (soyismi belirtilmemiş) 9 Haziran 1917 yılında Londra’nın Caxton Hall Konferans Salonu’nda yaptığı konuşma Halil Zafir tarafından tercüme edilerek “Filistin Kimin Olmalıdır?” başlığıyla neşredilmiştir. Yazıda ilk olarak Kudüs’ün Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar için önemine değinilmiştir. Özellikle Müslümanların tüm peygamberlere iman etmeleri ve diğer dinlerin mensuplarına hoşgörülü davranmalarından dolayı Kudüs’ün onların hakları olduğu vurgulanmıştır. Diğer dinlere mensup kişilerin Müslümanlara hürmet göstermeyeceği ifade edilmiştir. Yaşanan tarihsel süreçten örnek verilerek Müslümanların tarih boyunca havra, sinagog, kilise ve manastırları nasıl koruduğu izah edilmiştir. Buna karşın Kordova, Toledo ve Granada da Hıristiyanların ve Filistin’de Yahudilerin yaptığı zulümler dile getirilmiştir. Bu anlamda Filistin’in Müslümanların egemenliği altına girmesi gerektiği belirtilmiştir.

Derginin Kasım 1971 tarihinde yayınlanan 122. sayısında kimin tarafından kaleme alındığı belirtilmeyen ancak Ramazan Nazlı ve Ahmet Alkış tarafından tercüme edilen “Kudüs’e Hitap” başlıklı bir yazı neşredildi. “Ey aziz Kudüs” şeklindeki hitapla başlayan yazı duygusal bir dille kaleme alınmıştır. Zamanın derinliklerine kök salmış sağlam bir temele, kuvvetli bir inanca sahip olan Müslüman ümmetinin düştüğü zillete vurgu yapılmaktadır. Şanlı ümmetin geçmişte sahip olduğu siyasi ve askeri güç dile getirilerek şuanki durum eleştirilmiştir. Yazıda “Ey aziz Kudüs… Biz Allah’ı unuttuk, nefsimize uyduk. Kendi aramızda fırkalara ayrıldık. Şerefli değerlerimiz yerine, şehvanî arzuları tercih ettik. Putlara ve tağutlara ibadet ettik. Aldatıcı serapların ardından koştuk. Bozguncuların ve sapmışların boş fikirleri bizleri aldattı. Bugün biz, ektiğimiz o cehalet, delalet ve gaflet tohumlarının cezasını çekiyoruz. Allah’ın hidayetinden yüz çevirmişliğin azabını çekiyoruz.” şeklinde ümmet adına bir özeleştiri yapılmaktadır. Müslümanların acilen akıllarını başlarına almaları ve İslâm’ın buyruklarına sımsıkı sarılmaları gerektiği dile getirilmiştir. Müslümanların önlerinde zafer veya şahadet olmak üzere iki yol olduğu ifade edilerek yazıya son verilmiştir.

Temmuz 1980 yılında yayınlanan derginin 210. sayısında Mahmut Alagöz tarafından kaleme alınan “Hadislerin Düşündürdükleri” başlıklı bir yazı yer almaktadır. Ayasofya, Şah’ın ölümü, Afganistan, İslam Dünyasında yaşananlara Türkiye’nin tepkisi gibi konuların işlendiği yazıda Kudüs’ün Yahudi başkenti olup olmayacağı da ele alınmıştır. Müslümanlar için mukaddes bir yer olan Kudüs’ün Yahudiler tarafından işgali, Mescid-i Aksa’nın yakılması ve bunların sonucunda İsrail tarafından Kudüs’ün başkent ilan edilmeye çalışılması İslam Dünyasının düştüğü zillete örnek olarak gösterilmiştir. Bu anlamda Müslümanların tekrar özleri olan İslâm’a sıkı sıkıya sarılmaları gerektiği belirtilmiştir. Çünkü yaşanan zilletin müsebbibi Müslümanların İslâmiyet’ten uzaklaşmaları olarak gösterilmiştir. İsrail ile savaşan Mısır, Suriye, Irak, Ürdün ve Lübnan gibi ülkelerin en büyük problemleri İslâmi değerlerden çok daha fazla kapitalist ve sosyalist değerlere önem vermeleri gösterilmiştir. İlgili yazıda İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesi sonucunda Türkiye’nin, Kudüs’te bulunan maslahatgüzarını geri çektiği, Mısır hükümetinin İsrail ile Filistin’in özerkliğini konuşmaya devam edeceğini, dönemin İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Habib Şattı’nın sefaretlerini Kudüs’e taşıyacak devletlere petrol konusunda ambargo uygulayacaklarına dair açıklama ve haberlerine yer verilmiştir. İsrail’e kınama ve uyarma metinleri yayınlamanın hiçbir önemi olmadığı ve İsrail’in güçten anlayacağı ifade edilmiştir.

1943 – 1978 yılları arasında İstanbul’da yayınlanan, yazı işleri müdürlüğünü Necip Fazıl Kısakürek’in yaptığı ve Behçet Adil Bağdatlıoğlu, Necip Fazıl Kısakürek ve Neslihan Kısakürek’in sahiplendiği Büyük Doğu Dergi’nde Kudüs’ü konu edinen birkaç yazı yayınlanmıştır.

Derginin 20 Ocak 1971 tarihinde yayınlanan 113. sayısında Re. Çe. tarafından kaleme alınan  “Kudüs Yanıyor Mu?” başlıklı bir yazı yer almaktadır. Yazı, Jak Löbar ve Jerar Israel tarafından kaleme alınan“Jerusalem Brule-t-il?” (Kudüs Yanıyor Mu?) başlıklı eserden alıntı yapılarak dünya devletlerinin Ortak Pazar adı altında yeniden bir Yahudi – Hıristiyan ittifakına doğru yol almaya başladığı vurgulanmıştır. Bir cihan imparatorluğu kurma ümidiyle İslâm Medeniyetine karşı atağa geçtikleri ifade edilmiştir. Yazının sonunda “Yahudi – Hristiyan kırması Ortak Pazara, her hakkını onlara bırakmış bir sığıntı olarak giren Türkiye’de bu inceliği seçebilecek gözler acaba kaç tanedir?” ifadelerine yer verilmiştir.

Derginin 8 Mayıs 1948 tarihinde yayımlanan sayısında ise “Kudüs Kadısına Hüküm: Yahudi Tapınaklarını Yıkınız!” başlıklı bir yazı yer almaktadır. İbrahim Hakkı Konyalı’nın arşivleri tararken rastladığı ve 1587-1588 yılları arasında Sultan Üçüncü Murad Döneminde Kudüs kadısına gönderilmek üzere kaleme alınan bir fermanın metni yazıda neşredilir. Ferman, eski Kudüs kadısının Yahudilerin, Hazret-i Ömer Camii bitişiğine yapılan bir havradan bahsettiği ve Yahudilerin bu havrada yaptıkları gürültü nedeniyle Müslümanların huzur içinde ibadetlerini yapmalarını engellediğini dile getiren mektubunu padişah iletmesi sonucunda kaleme alınmıştır. Padişah fermanda Yahudilerin o döneme kadar Kudüs’te mabet yapmalarına izin verilmediğini hatırlatarak kendisinin de müsaadesinin olmadığını vurgulayıp mabedin kapatılmasını, arazinin ya mescide dâhil edilmesini ya da mescide gelir sağlanacak şekilde araziden yararlanılması gerektiğini ifade etmiştir.

*İslamcı Dergiler, Türkiye kültür ve yayıncılık tarihinde zengin bir birikimi temsil ediyor. İslamcı Dergiler Projesi kapsamında çok sayıda dergi taranıp araştırmacıların hizmetine sunuldu. Biz de bu yazımızda yüzyıllardır hem İslam Tarihini hem de dünya tarihini doğrudan etkileyen ve bugün dahi çeşitli karşılaşmaların zeminini teşkil eden Kudüs meselesini İslamcı dergiler üzerinden okumuş olduk.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın