Toynbee’nin Kehaneti

Değerlendiren: İDP Araştırma Stajyeri, Faruk Akyıldız

0
2920

Tarihçi yüzünü geçmişe dönmüş kahindir sözünü haklı çıkarır bir yazı kaleme alan meşhur İngiliz tarihçi Arnold Toynbee (1889-1975) “Savaş Hastası Bugünkü Dünya”[1] şeklinde çevrilen ve 1966 yılında Diriliş dergisinde yayınlanan yazısında 20. yüzyıldaki iki dünya savaşı üzerinden belli sonuçlara ulaşmaktadır. Temel olarak Toynbee’nin bu yazıda üzerinde durduğu nokta; Batı’nın yakın gelecekte çok büyük iki savaş geçirdiği ve bunların bir son değil birbirlerini takip eden bir süreç olduğudur. Bu sürecin, meydana gelen teknolojik gelişmelerinde katkısıyla daha büyük imha hareketlerine yol açacak yeni savaşlara sebep olduğunu ifade eden Toynbee, başlıkta da ifade ettiği gibi dünyanın kronik olarak savaş hastası olduğunu söylemektedir.

Bu bağlamda Batı medeniyetinin özellikle 19. yüzyılda gelişmesiyle birlikte 20. yüzyılda iki dünya savaşına sahne olması ve bu iki savaşın yıkımla neticelenmesi, Toynbee’nin temel konusunu teşkil etmektedir. Her ne kadar Toynbee’nin de haklı olarak vurguladığı gibi kendi içinde bulunduğumuz zamanı gereği gibi değerlendiremesek de ve gelecek hakkında yerinde tahminlerde bulunamasak da bu yazı bizi şaşırtmaktadır. Savaş hastası olarak tavsif ettiği dünya gerçekten iki büyük savaşla ciddi bir yıkıma uğramıştır ve bu savaşlar Toynbee’ye göre son değil aksine müteselsil bir şekilde devam edecektir.

Mezkûr iki dünya savaşından sonra insanların zihinlerinde kalan hatıralar ne kadar korkunç olsa da Toynbee’ye göre bu süreçten çıkartılan ders şunlar olmuştur: Birincisi; savaş Batı’da hep işleyen bir müessesedir, ikincisi ise bir sonraki savaşın teknolojinin de yardımıyla imha savaşı olacağıdır. Yani devam edecek olan bu savaş halkasının sonuncusu toplumun mahvolmasıyla nihayetlenecektir.

Tarihten ders almak şeklinde özetlenebilecek bu yorumu 51 yıl sonra okuyan bizler, eğer gerçekten tarihçinin kehaneti diye bir şey varsa bunun nasıl olabileceğini müşahede etmekteyiz. Çünkü günümüzde çalmaya başlayan savaş boruları Toynbee’yi haklı çıkartacak gibi gözükmektedir.

Yazının hem yayınlandığı 1966 yılı hem de şu an tekrardan gündeme getirdiğimiz 2017 yılı için önemi ayrıdır. Gerçekten de bu tarz bir yazının neden İslamcı bir dergide neşredildiği sorulmayı ve cevaplamayı hak etmektedir. Yazının çevrildiği ve İslamcı dergide yer aldığı bu dönemde Amerika ile Vietnam arasındaki savaş ve Türkiye’nin yüzleşmeye başladığı Kıbrıs meselesinin gündemde olması böyle bir yazının neden bu dönemde çevrilip yayınlandığına cevap olabilir.  Türkiye’nin ve dünyanın içinde bulunduğu bu süreçte yaşananları görmek ve tahlil etmek için Toynbee gibi bir tarihçinin bu fikirleri ön plana çıkarılmış olabilir.

Yukarıda sıralanan iki seçenek hem dünya çapında hem de Türkiye ekseninde makul görülmektedir. Çünkü ortada belli ki bir problem vardır ve bu problemin bir şekilde çözülmesi ya da en azından bu sürecin nereye gittiğinin bir şekilde anlaşılması gerekmektedir. Çünkü anlaşılamadan herhangi bir çözümün ortaya çıkması ihtimal dahilinde değildir. Bütün bunlar bir arada düşünüldüğünde 1966 yılında Diriliş dergisinde çıkan bu yazının kendi döneminin ahvaline dair bir yorum ihtiyacından dolayı çevrilip yayımlandığı düşünülebilir.

Şimdiye kadar Toynbee’nin 1966 yılında yayınlanan tek bir yazısını kendi bağlamına oturtmaya çalıştık. Ancak Arnold Toynbee’nin neşredilen yazısı sadece bununla sınırlı değildir. Toynbee, İslamcı Dergiler söz konusu olduğu zaman Diriliş’ten Büyük Doğu’ya kadar ve bunun gibi daha birçok dergide yazıları yayınlanmış bir tarihçi olması nedeniyle dikkat çekicidir. İslamcı Dergiler literatürü olarak tanımlayabileceğimiz bu mecrada, yazara ait yazılara baktığımız zaman karşımıza Batı ve İslam Alemi ve Batılı Yazar Kendi Medeniyetini Mahkum Ediyor gibi başlıklar çıkmaktadır.

Batı ve İslam Alemi’nin bu şekilde ortaya konulduktan sonra Batılı bir yazar olan Toynbee’nin kendi medeniyetini mahkum etmesi, İslamcı Dergiler’de müellifin nasıl algılandığını gösteren iki önemli örnektir. Yani bir Batı bir de İslam Alemi vardır ve Batı’dan bir yazar kendi mensubu olduğu medeniyeti mahkum etmekte, “yargılanamakta”dır.

Bu başlıklardan hareketle yazarın İslamcı Dergiler’de bu kadar çok “tutuluyor” olmasının nedeni “sarsılmaz” görünen veya öyle olduğu düşünülen Batı dünyasının düşünüldüğü kadar da sarsılmaz olmadığını göstermek olduğu düşünülebilir. Batı’nın günümüzdeki konumu nihai olarak son iki yüz üç yüz yıllık bir tarihi sürecin sonucudur. Bundan önceki süreçle birlikte düşünüldüğü zaman dünya tarihi bize Batı’nın her daim bu kadar “sarsılmaz” olduğunu söylememektedir. Batı’nın esas güç kazandığı dönem 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyıldır. 20. yüzyıl ise Batı’nın iki büyük dünya savaşıyla sarsıldığı dönemdir. Tarihe bu şekilde baktığımız zaman ilk bahsettiğimiz yazının vurguladığı hasta olma hali önem kazanmaktadır. Böylece okuyanların zihninde bu sürecin canlandırılması istenmiş olabilir.

Toynbee’nin iki dünya savaşı üzerine yazdığı ve Batı’daki savaşların devam edeceğini vurguladığı bu yazının 1966 yılında Diriliş dergisinde yayınlaması ve yazarın diğer muhtelif yazılarının İslamcı Dergiler’de mütemadiyen neşredilmesinin sebebi bu gibi gözükmektedir. Önemli olan okuyucu verilmek istenen mesajın anlaşılmasıdır. Böylece özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında İslamcı Dergiler’in tarih bahsinde okuyucuda uyandırmak istedikleri anlaşılabilmekte ve bunun üzerinden fikir yürütülebilmektedir.

Günümüzde dünya gerçekten de savaşın eşiğinde. Kehanet ise gerçekleşecek gibi durmakta. Bu bağlamda tarih bize geleceği tahmin etme imkanı ve zemini sağlıyor gibi gözükmektedir. Eğer genel olarak İslamcı Dergiler literatüründe okuyucuda genel bir tarih şuuru oluşturmak gibi bir kaygı/endişenin var olduğunu düşünürsek, bu şuurun desteklenmesi için belli fikirler etrafında belli yazıların yayınlandığını düşünebiliriz. Bu bağlamda Toynbee de İslamcı Dergiler için önemli bir zemin oluşturuyor gibi durmaktadır. Yazarın önemi ise dünya çapında bir isim olması ve kendi medeniyetini “mahkum” etmesidir.

[1]Arnold Toynbee, “Savaş hastası bugünkü dünya,” Diriliş, Cilt. 2, Sayı: 3, 1966 (Mayıs-Haziran), Sf. 13-15.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın