2018 – 2019 İLEM Açılış Konferansı Gerçekleştirildi

Değerlendiren: Sümeyye Kabakçılı, İLEM 3.Kademe Öğrencisi

0
567

12 Ekim 2018 Cuma günü Doç. Dr. Berat Açıl, İslam Araştırmaları Merkezi konferans salonunda 2018-2019 İLEM Açılış Konferansı’nda “Osmanlı’da Estetik ve Poetika: Kelam, Mucize, Zorunluluk” başlıklı konuşmasını gerçekleştirdi. Program İLEM Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Güder’in açılış konuşması sonrasında İLKE Derneği Yürütme Kurulu Başkanı Lütfi Sunar’ın takdim konuşmalarından sonra Berat Açıl’ın konferansı ile devam etti.

Konuşmasına, estetiğe karşı birçok insanın ilgi duyduğunu fakat yine de çoğunluğun estetik çalışmalarını devam ettirmediğini vurgulayarak başlayan Açıl, kendisinin yürüttüğü bu araştırmanın hâlâ devam eden bir çalışma olduğunu, araştırmanın en az üç-dört yıl daha süreceğini vurguladı. Batı ve İslam felsefesinde estetiğe dair örnekler vererek konuşmasının sürdüren Açıl, bu konuşmanın amacının Osmanlıların estetiği mi yoksa poetikayı mı daha çok tartıştığını sorgulamak olduğunu belirtti.

Estetik, bir disiplin olarak 18. yüzyılda Avrupa’da kurulmuş olsa da tartışmalarının kökeni bundan daha eskiye gitmektedir. Platon’un Devlet’inde estetikten ve şairlerin durumundan özellikle bahsedildiğini belirten Açıl; Devlet’te estetiğin “taklit” ve “mimesis” kavramları üzerinden tartışıldığını, toplumu “kandırmayı” amaçlayan şairlerin toplumdan uzaklaştırıldığını vurguladı. Batı felsefesinde estetik üzerine yazılmış olan bir diğer önemli kaynak Aristoteles’in Poetika’sını örnekler veren Açıl, kitaptaki felsefi bir sistem içindeki tartışmaların, şiire dair tartışmalara döndüğünü ifade etti.  Devlet ve Poetika kitaplarının yanında Plotinos’un Enneadlar adlı kitabına değinen Açıl, Plotinos’un görüşlerinden sıklıkla etkilenen İslam filozofları onun bu kitabını biraz daha geri planda bıraktığını bu durumunda İslam filozoflarının estetik tartışmalarına biraz daha mesafeli olduklarını gösterdiğini ifade etti.

Konuşmasına İslam felsefesinden örnekler vererek devam etti. İslam felsefesinde estetik mevzuunu tartışan önde gelen filozofların Farabi, İbn Sina ve İbn Rüşd olduğunu öne çıkan kavramların ise “muhakat”, “tahyil” ve “gaiyyet” kavramları olduğuna dikkat çekti. Tahkiye etmekle alakalı olan Muhakat, mimesis kavramına karşılık geldiğini ama burada kelimede estetik anlamda bir yön değiştirme bulunduğunu aktardı. Tahyil, şiirin nasıl ortaya çıktığını anlatma sürecine karşılık gelirken; Gaiyyet, her şeyin bir amaç hâlinde hareket etmesini ve kendinden bir üst dereceye ulaşma çabasını olduğunu belirtirken; estetik konusunda öne çıkan diğer Yeni Platoncu filozoflar ise Kindi, Amiri, İhvan-ı Safa, İbn Miskeveyh, İbn Hazm, Gazzali, Şehristani olarak sıraladı.

Osmanlı’daki estetik tartışmalarına geçmeden önce günümüzde İslam estetiği üzerine yapılan çalışmalardan birkaç örnekler sundu. Turan Koç’un İslam Estetiği ve Beşir Ayvazoğlu’nun Aşk Estetiği kitapları bu alanda yayınlanmış en önemli eserler olduğunu,Turan Koç’un İslam estetiğini itikat bağlamında incelediğini ve genel olarak İslam estetiğinden bahsettiğini, Beşir Ayvazoğlu’nun ise estetik bahsini stilizasyon ve soyutlama bağlamında incelediğini ve temelde Osmanlı estetiğine odaklandığına dikkat çekti.

Osmanlı’da Estetik ve Poetika anlayışına yoğunlaşan Açıl, Osmanlı’da şiirin iki yönlü tartışmayla şekillendiğini aktardı. Bu tartışmanın “Şiirin meşruiyeti” ve “Şiirin zorunluluğu” şeklinde gruplandırarak değinen Açıl, Osmanlı Devleti’nde 16. yüzyıla kadar divan dibâcelerinde şairler şiirin meşru olduğunu kanıtlamaya çalıştıklarını, Kur’an’ın şiir olmadığını vurgulayan şairlerin bunun yanı sıra Kur’an’da şiirin zemmedilmediğini vurgulamaya çalıştıklarını söyledi. Divan şairlerinin hadislerden de örnekler vererek şiirin kategorik olarak değil, kullanış biçimi açısından zemmedildiğini açıkladığını söyledi.

Osmanlıların estetik düşüncesine kattıkları ilk kavramın “acz”den gelen “mucize” kavramı olduğunu Acz, sesin, sözün ve şiirin imkânı olduğunu söyleyen Açıl, mucizenin ise muhatabı anlamaktan aciz bırakma anlamında kullanıldığını söyledi. Nef’i, Nedim, Şeyh Gâlib gibi şairlerin mu’ciz-beyan olmak istediklerini ve şair olarak Kur’an’ın söyleyişinden örnek almayı amaçladıklarını söyleyen Açıl, bu şairlerin şiirlerinden örnekler vermiştir. Bu örneklerden sonra konuşmasının devamında Şeyh Gâlib’in Hüsn ü Aşk adlı mesnevisinin Tevhid bölümünü acz bağlamında incelemiş ve Şeyh Gâlib’in poetika konusunda en tutarlı şairlerin başında geldiğini belirtmiştir. Osmanlı’da şiir tartışmalarının bir diğer ayağı olan “Şiirin zorunluluğu” tartışmasını yine Şeyh Gâlib’in beyitlerinden delillerle Kelam delili ve Belagat delili olarak açıklayan Açıl, kelam delilinde Şeyh Gâlib, Allah’ın her daim yaratmaya devam ettiğini, bu açıdan şiirde, söz söylemede sözlerin tükenmeyeceğini vurguladığının söyledi. Açıl, konuşmasının burasında Şeyh Gâlib’in genç bir şairken Şair Nabi’yi geçmek ve şiire yeni mazmunlar getirmek amacıyla Hüsn ü Aşk’ı yazdığını hatırlatmıştır. Sözlerin tükenmeyeceğini kanıtlayan Şeyh Galib, burada Mutezile görüşlerinin de yanlışlığını ve terk edilmesi gerektiğini vurguladığını söyledi.

Açıl, Belagat delilinin ise şiirin ve şairin varlığının, Kur’an-ı Kerim’i şiirden ve insan sözünden ayırmak için var olmak zorunda olduğunu belirten görüş olduğunu açıklamıştır. Kur’an-ı Kerim cahiliye devrinde Araplara indirildiğinde Araplar kendi şiirleriyle övünüyorlardı, fakat Kur’an-ı Kerim’in mükemmelliğini gördükten sonra kendi şiirlerinin acziyetini anlamışlardır. Günümüzde de insan sözünün acziyetinin anlaşılması, Allah’ın kelamının mükemmeliyetinin ortaya çıkması için şiir ve şairin yani “fark ve temyiz ehlinin” var olması gerekmektedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in şiir olmadığını en iyi anlayacak olanların şairler olduğunu vurguladı.

Açıl, konuşmasının başında Osmanlı’da poetikanın mı yoksa estetiğin mi daha çok tartışıldığını sorguladığını belirtmişti. Verilen örneklerden ve tartışılan konulardan da görüldüğü üzere Osmanlı şairleri tarafından poetika mevzuu daha çok tartışılmıştır. İlk tartışma konusunun şiirin meşru olup olmadığı mevzusu iken Şeyh Gâlib ile beraber bu tartışmalar itikadi tartışmalara dönüştüğünü ifade etti. Sunumunu nihayete erdirmeden önce, dilsel ve felsefi açıdan bu çalışmayı geliştireceğini söyledi.

Soru-cevap faslından sonra Berat Açıl’a hediye takdimiyle program sona ermiştir.

Konferans metnine ulaşmak için buraya tıklayın.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER