‘’Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ’at’’
Sâbit

                                                            ‘’Aşk yoksa saatler
                                              Bileklerde bir kalp gibi taşınmaz’’
Cevdet Karal

‘’Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde’’ diye başlar masallar ve ‘’Az gittik, uz gittik. Dere, tepe düz gittik. Gel zaman, git zaman memleketin birinde..’’ diye devam eder genellikle. Tekerlemeler anlatının hazırlayıcısıdır. Daha burada zaman algısı bizi içine çeker. Zaman net değildir. Lakin sizin tahayyülünüze kalır. Böylelikle anlatının zamanına gitmek için yola çıkar, o masalın içine dahil oluverirsiniz.

Genellikle bu tür anlatılarda, Greimas’ın ‘’eyleyenler modeli’’ ile ifade etmek gerekirse, ‘’özne’’, ‘’nesne’’ ve ‘’yol’’ üçlüsü vardır. Divan edebiyatımızdaki ‘’üçgen arzu’’ gibi; ‘’âşık’’ (arayan), ‘’mâşuk’’ (aranan) ve ‘’rakip/ağyar’’ (engel). Bu örnekleri divan ve halk edebiyatından bildiğimiz Leylâ ile Mecnûn, Kerem ile Aslı, Tâhir ile Zühre, Ferhat ile Şirin, Vâmık ve Azrâ vb. anlatılarda görmek mümkün. Mesela; Fuzûlî’den bu yana kaç zaman geçmesine rağmen hâlâ dilimize ve gönlümüze yerleşen Leylâ ile Mecnûn’un büyüsü kavuşamamalarındadır. Eğer kavuşsalardı yani evlenselerdi, çocukları olup mutlu mesut bir hayat geçirip yaşlansalar ve ölselerdi silinip giderlerdi. Leylâların ve Mecnûnların firkat ve vuslat arasında geçen bu hikâyelerin âşıklarına ve mâşuklarına sormak gerek: ‘’Geceler kaç saat?’’

Geceler uzun sürer eğer hastaysan, dertliysen, aşıksan… Ahmet Hâşim, Frankfurt Seyahatnâmesi adlı eserinin bir yerinde ‘’acılar gece çözülür’’ der. Geceler belki de bu yüzden uzundur. Sağlıklı bir insan huzurla uyuyorsa, sabah kalktığında uykusunu alır ve ne zaman uyuduğunu ne zaman uyandığını anlamaz. Oysa hastalar için geceler uzundur. Saatin sesi kulağını tırmalar, ne tarafa dönse uyku tutmaz veyahut su verecek birini arar belki. İşte kimi aşıklar da hastalar gibidir. Üzüntüden uyuyamaz, ağladıkça gece uzar. Bazı aşıklar da heyecandan uyuyamaz, bir an önce sabah olsun da sevdiğimi göreyim, der. Bir dakika, kaç saate bedeldir bilinmez.

Sevenlerin saati belli değildir. Kâh çölleri aşar, kâh dağları delerler. Kim bilir kaç zaman geçer, bilinmez. Attığı her adımda kalbindeki heyecanı artar. Zaman uzar da uzar. Sanki hiç geçmez. Hele ki hareket etmeden bekliyorsa bir istasyonda, otobüs durağında, bankta veya başka bir yerde. Durmadan saate bakar. ‘’Bileğinde taşıdığı saat değil, kalptir’’ artık. Ne zaman ki aşk ortadan kaybolur, ‘’saatler, bileklerde bir kalp gibi taşınmaz’’ olur…

İşte o zaman anlarız ki ‘’bir varmış, bir yokmuş…’’ Aşk yok’un içinde kaybolmuş…

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın