Özgür İrade Bağlamında Eş’arî Sistemde Ahlak Mümkün Müdür?

Yazar: Nur Kevser Aşçıoğlu , Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi

0
1047

Bilme yetisi insanı diğer varlıklardan ayırmaktadır. İnsan bu yetisiyle eylemlerini belirli ilkelere göre gerçekleştirmektedir. O halde insan eylemleri neticesinde meydana gelen iyilik, kötülük, doğruluk, yanlışlık gibi ahlaki olguların menşei nedir? Ahlakın muhtevasını belirleyen hususlar var mıdır? Varsa bunun bilgisine nasıl ulaşılır? İnsanın özgür iradesi iyiyi/kötüyü belirlemeye yetkin midir? İnsan aklının iyiye/kötüye taalluk etmesi ne şekildedir? Bu sorulara düşünce tarihi içerisinde çeşitli tartışmalar eşlik etmiştir. Bu meseleyi, Tanrı’nın kadir-i muhtar olması karşısında insanın özgür irade sahibi olmasının anlamı bağlamında tartışan ekollerden biri de Eş’arîyye’dir. Eş’arîlik ortaya çıktığı 10.yüzyıldan itibaren bazı görüşleri ahlakın kaynağını da kapsayacak bir biçimde diğer ekollerden ayrışmıştır. Bu çalışmada Eş’arîyye kelam ekolünün ahlakın kaynağı meselesine dair görüşleri, Eşarilik öncesinde önemli kavramlar ortaya atıp tartışmaları başlatan Mu’tezile ile karşılaştırmalı olarak  ele alınacaktır.

Ahlak Tasavvurları

Ahlak, Arapça hulk  sözcüğünden türemiş, bir kültür çerçevesi içinde kabul görmüş ve tanımlanmıştır. Ahlakın temelinde yer alan unsurun neye göre tespit edileceği ekollere göre farklılık göstermektedir. Bazı ekoller ahlaki olguların insandan bağımsız olarak var olduğunu yahut tanrısal buyruklara göre şekillendiğini ileri sürmektedirler. Böylece ‘ahlakın temeli’ problemi ortaya çıkmaktadır (Özturan, 2013, s. 18-21). İnsan dışındaki canlılara ahlaklı ya da ahlaksız tanımlaması yapılamıyorsa bu kavram insan olmakla ilgilidir. O halde ahlakın temeli sorunu/sorusu insanın ne olduğu ile ilgilidir denilebilir (Görgün, 2015, s. 4). Bu ifadeden hareketle bir insan için geçerli olan iyinin tikelliği ve onun yanında tüm insanlar için geçerli olan iyinin tümelliği ayrımı ortaya çıkmaktadır.

Eş‘arilerin ahlak anlayışı, ahlak nazariyelerinin Tanrı’dan gelen ilahi şeriat tarafından temellendirildiği bir ahlak olgusu şeklinde olup onlar, belirleyici olarak vahyi göstermektedirler. İnsan aklı, nas olmadan ahlakı belirleyemez, iyi ve kötünün değerini bilemez. Bu sebeple şeriat gelir ve insana iyiyle kötünün ne olduğunu bildirir (Kazanç,2016, s. 44). Buna göre Eş‘ari kelamcılara göre iyi yahut kötü değerlerin ontolojik zeminde kesinliğinden söz edilemez. Ancak vahiy var olan iyiyi mi söylemektedir yoksa aklî bir yönlendirme mi yapmaktadır konusu kelam ekolleri arasında tartışılagelmiştir. Belirlenmiş olan iyinin ve kötünün din belirlediği için iyi ya da kötü olması herkesçe kabul gören bir düşünce değildir. Bu ayrımdan ilk bahseden Platon  olmuştur ve tarihte yerini Eutifron İkilemi olarak almıştır. Bu tartışmalardan sonra akıllara ahlaki değerlerin belirlenmesi konusundaki ihtilafın sebebinin ne olduğu gelmektedir. Mutezile ekolü bu hususun yanlış itikat ve zan sonucu meydana geldiğini söylemektedir. Onlara göre iktisâbi bilgiler üzerinde ihtilaf olunabilir. Bu kısım bilgiler ise tikel bilgi kısmına dahildir ve İslam literatüründe bilgi edinme yollarından biri olarak kabul edilmektedir. Eş’arî ekolünün aklın yetersiz kalacağını düşündüğü aşama ise imanın akıldan önce gelmesi, imanın akla karşı üstünlüğü ve aklın bazı olguları açıklarken (örneğin metafizik) yetersiz kalacağı düşüncesidir.

İrâdî Aklın Ahlakî Olgulara Taalluk Etmesi

İnsan zihni,  ahlaki kavramların varlığına dair kendi içinde kanaat  getirdikten sonra elde ettikleriyle beraber bazı kaynaklar aramaktadır. Bu arayış elde edilen ahlaka dair felsefi bir soruşturma ve devamında da bunlara taalluk etme sürecidir. Bu sorgulamaların bireyi yahut toplumu ilgilendiren normatif düzenlemelerden ibaret olması düşüncesinin yanı sıra tartışmanın başladığı temel nokta iyinin/kötünün mahiyetinin nasıl bilineceğidir.  Felsefi anlamda sistemli düşüncenin belirmeye başladığı Aristoteles’ten beri her ilim ve sınaatin iyiyi gaye edindiğinden gözlemle, en iyi kavramına ulaşılmış ve iyi yahut kötü denilebilecek huy ve davranışlar tespit edilerek ahlaki olan (êthikos) belirlenmeye çalışılmıştır (Özturan, 2013, s. 33). Bu hedef İslam düşüncesi boyunca süregelmiştir.

Mutezile kelamcılarına göre, bir fiilin iyi yahut kötü olmasını gerektiren şey ya o fiilin bizzat kendi varlığından ya da ona ait vasıflardan kaynaklanmaktadır (Abdulcebbâr, s. 221). Bu görüşe göre ahlaki değerin kaynağı insandan bağımsız olarak vardır. Mu’tezile’nin ahlaki nesnelcilik bakış açısıyla öne sürdüğü bir diğer yaklaşım çeşidi ise vecihler nazariyesidir. Bu nazariyeye göre olgu ve hadiselere sırf var oldukları nedenden dolayı değerler yüklenemez. ”Secde, olmak bakımından her ikisinde de aynı eylem olduğu halde Allah’a secde edildiğinde iyi, şeytana secde edildiğinde kötü olabilmektedir.” (Abdulcebbâr, s. 310).  Eş’arî ekolünün değer anlayışında ise öne çıkan nokta ilahi irade ve kudrettir. Eş’arîler böylece Allah’ın otoritesinin önemini önceler bir tutum sergilemiş, iyinin kaynağını tanrısal buyruklar olarak belirleyip, şeriatta belirtilmemiş hususların ahlaki boyutuna karar verirken de kıyas ve istidlal yöntemine başvurmuşlardır. Akıl ise bu ekolde şer’î kuralları anlamaya ve uygulamaya yardımcı olan unsur konumundadır. Eş’arî ekolünün takındığı bu tavır Tanrısal Öznelcilik (teistik sübjektivizm) kabilindendir (Arslan, 2016, s. 9-19).

Şey,  Şeriat Dediği İçin mi İyidir?

Aristoteles eserine ”Her sanat ve araştırmanın, aynı şekilde her eylem ve tercihin bir iyiyi arzuladığı düşünülür; bu nedenle iyiyi ‘her şeyin arzuladığı şey’ diye yerinde dile getirdiler.” (Aristoteles, 2015,1094a) cümlesiyle giriş yapar. Kelam ekollerince tartışılmış olan bu ‘iyinin ne’liği/mahiyeti’, İslam düşüncesinin zaman çerçevesinde kendine has yorumlar getirmesiyle çeşitlenecektir. Eş’arîler görüşlerine şu türden deliller getirmişlerdir: İlk olarak güzellik ve çirkinlik, sabit ve istikrarlı zâti sıfatlardan değildir. Bu sebeple îzafîliğin değişmesiyle değişir. İkinci olarak eğer iyi ya da kötü fiillerin zatında sabit aslî bir vasıf olsaydı, asla değişmemesi gerekirdi oysa değişmektedir. Mesela yalan kötü bir davranıştır ancak bir masumun kurtuluşuna vesile olacaksa o durumda iyidir. Son olarak insan fiili ihtiyari ve iradi değildir, ızdırarî ve cebrîdir. İnsanı fiil ve harekete sevk eden şeyler (istek ve arzular) mahlûktur (Taftazâni, 2015, s. 171). Mu’tezile’nin görüşlerine getirdiği deliller ise şöyledir: Evvelâ  güzellik ve çirkinlik mevcut olmayıp şeriatın gelişi ile kesinlik kazansaydı, vahiy gelmeden önce namaz kılmak ile hırsızlık yapmak fiilinin arasında güzellik ve çirkinlik bakımından tam bir eşitliğin bulunması icap ederdi. İkinci olarak güzellik ve çirkinlik eğer aklen malum olmasaydı, insanlarda iyilik ve kötülük namına hiçbir şeyin bulunmaması icap ederdi. Bu duruma göre insanları din ve şeriata tabi tutmamak lazım gelirdi. Üçüncü ve son olarak iyilik ve adaletin güzelliği, kötülük ve zulmün çirkinliği bütün akıl sahibi olan bireylerce ittifakla kabul edilmiştir. Hiçbir dine bağlı olmayan bireyler bile âdetleri, maksatları farklı olduğu halde bunda ihtilaf etmemişlerdir (s. 172).

Ahlakın Kaynağı Hususunda Eş’arî ve Mu’tezile Ekolünün Görüş Ayrılıkları

Ahlakın kaynağını bilgi temelinde oluştururken kesinlik, hakikat gibi ortak kavramlara yer verilmektedir. Ancak bunun yanında ekollerin kendilerine has bir biçimde oluşturdukları ahlak yaklaşımları vardır. Eş’arîler ideolojilerini oluştururken akıl ile nakli uzlaştırma yoluna gitmişler ve nakli esas alarak aklı da etkin olarak kullanmışlardır. Kötülüğün insanlar için geçerli bir değer olduğunu ileri süren Eş’arîler, bunun sebebini ise insanların belirlenmiş olan sınırları çiğnemesi olarak belirtmiştirler. Yalan, Allah’ın onu insanlar için kötü bir davranış olarak belirlemesinden dolayı kötüdür. Eğer Allah yalan hususunda ”güzel bir davranıştır” buyursaydı, O’na hiçbir itiraz getirilemezdi (Eş’arî, s. 117). Eş’arîlik ekolüne göre değerleri muhteva sahibi yapan bizzat Tanrı’nın iradesidir. Mu’tezile ekolüne gelince, onlar ahlaki ideolojilerini oluştururken meydana gelen ayrışmanın sebebini insan tabiatının faklı oluşu ile açıklamışlardır (DİA, ”Câhız”, VII, s. 24). Dolayısıyla ihtilaf, insan tabiatının bir getirisidir. Eylemin özünde bulunan özelliklerden dolayı eyleme iyi ya da kötü denilmesinin akıl yoluyla olabileceğini savunan Mu’tezile’nin görüşü, iyi ve kötünün kavranmasına sezgisellik kattığı ve ahlaki kurallar üzerinde uzlaşmayı zora soktuğu için Eş’arî bilginlerce reddedilmiştir.

Sonuç

Eş’arîlerin, ilahi otoritenin kaybolmasıyla beraber karşıtlıklar çıkacağı endişesi taşıdığını görülmektedir. Çünkü Eş’arîlere göre ahlakî olan olgu ve değerleri bilmede eğer şeriatın getirdiği emir ve yasaklar temel alınmazsa, geriye sadece insan aklı kalmaktadır. Bu da Tanrı’nın mutlak otoritesine, kadir-i muhtar olmasına halel getirecek ve insanlar arasında görecelilik ortaya çıkaracaktır. Göreceli olan durumlar ise sabit bir ”ahlakî değer”in meydana gelişini imkansız kılacaktır. Mu’tezile ekolü ise Allah’ın gücü ve kudretini kabul etmekle beraber bunu ön plana çıkarmadan aklını ve bireysel vasıflarını kullanarak iyi olan fiilleri irade eden, kötü olan fiillerden uzak duran bir insan tasviri yapmaktadır.

Eş’ariyye ekolünün nesnel bir ahlaki düzen algısı, objektif gibi görünse de ahlaki değerlerin bir otorite tarafından güç ile belirlenmiş olması fikri olumsuz sonuçlar doğurabilir. Başka bir açıdan bakıldığında ise Mu’tezile ekolünün belirlemiş olduğu aklaki sistem aklîleştirilmiş olup şeriatin gücünü kullanma noktasında Eş’ariyyeye nispeten öne çıkmıştır denilebilir. .

Kaynakça

Cevizci, A. (2008). Etiğe Giriş. İstanbul: Paradigma Yayınları

Özturan, H. (2013). Akıl ve Ahlak. İstanbul: Klasik Yayınları

Özturan, H. (2015). Ahlâk Felsefesinin Temel Problemleri. Ankara: Nobel Yayınları

Görgün, T. (2015). Ahlakın Temeli. Ö. Türker(Edt.), İnsan Olmak ve Ahlak. Ankara: Nobel Yayıncılık

Kazanç, F. K. (2016). İslam Düşüncesinde Ahlaki Önermeler. E. Altaş & M. Yılmaz (Edt.), İlk Dönem Eş‘arî Kelâm Ekolünde Ahlâkî Önermelerin Kaynağı Sorunu (s. 44). Ankara: Nobel Yayınları

Cengiz, Y. (2016). İslam Düşüncesinde Ahlaki Önermeler. E. Altaş & M. Yılmaz (Edt.), KâdîAbdülcebbâr’da Ahlâkî Önermelerin Kaynağı (s. 24). Ankara: Nobel Yayınları

Fahri, M. (2014). İslam Ahlak Teorileri. (M. İskenderoğlu & A. Arkan, Çev.) İstanbul: Litera Yayıncılık

Arslan, H. (2016),“Ahlaki Değerlerin Nesnelliği ve Öznelliği Açısından Mutezile ve Eş’arîlik”, Hikmet Yurdu, 9-19

Aristoteles. (2015). Nikomakhos’a Etik. Çev. Saffet Babür. Ankara: BilgeSu Yayıncılık

Özdinç, R. (2013). Akıl İrade Hürriyet. İstanbul: Dergah Yayınları

Fakhry, M. (1997). (Kazanç, F. K. Çev.)“Ahlaki Gönüllülük İlk Cebrîler ve Eş’arîler, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 315-329

Kazanç, F. K. (2007). Gazali Öncesi Ehl-i Sünnet Kelâmında Ahlak Düşüncesi. Ankara: Ankara Okulu Yayıncılık

Taftazâni. (2015). Şerhu’l-Akâid, Çev. Süleyman Uludağ. İstanbul: Dergah Yayınları

Düzgün, Ş. A. (2005). Allah, Tabiat ve Tarih. İstanbul: Lotus Yayınevi

Yavuz, Yusuf Şevki, (1993), “Câhız”, TDV İslam Ansiklopedisi, Ankara, TDV Yayınları, c. VII, 24-26.

Kuçuradi, I. (2002). Etik. Ankara: Türküye Felsefe Kurumu Yayınları

Şehristânî. (2008).el-Milel ve’n-nihal. İstanbul: Litera Yayıncılık

İsfahânî. (2003). ez-Zeria. (A. Keskinsoy, Çev.). Trabzon: Kalem Yayınevi

Şehristâni. (2004). Nihâyetü’l-İkdâm. Beyrut: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye

Bağdâdî. (2011).el-Fark Beyne’l-firâk. (E. R. Fığlalı, Çev.). Ankara: Diyanet Vakfı Yayınları

el-Bâkıllânî. (1957). et-Temhîd. (E. M. Et Tayyib, Çev.). (McCarthy. Neşr.), Beyrut: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye

KâdiAbdülcebbâr. (2001). el-Muğnî fî Ebvâbi’t-Tevhîdve’l-Adl. Beyrut: Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye

Eş’arî. (2016). El-Lüm’a fi’r-Reddi AlâEhli’z-ZeyğiVe’l-Bida’. (K. A. Mavil& H. Y. Mavil, Çev.). İstanbul: İz Yayıncılık

el-Îcî. (2001). el-Mevâkıf fî Ilmi’l-Kelâm. Beyrut: Alemü’l- Kütüb

KâdîAbdulcebbâr. (2013). Şerhu’l-Usûli’l-Hamse. (İlyas Çelebi, Thk.). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER