16. yüzyıl Osmanlı düşüncesinde nazarî ilimler söz konusu olduğunda akla ilk gelen isim kuşkusuz Taşköprülüzâde’dir. Zira o, Fahreddin Râzî sonrası ortaya çıkan problemleri, selefin görüşlerini göz önünde bulundurarak irdelediği birçok eser kaleme almıştır. Bilhassa ilimler tarihi niteliğinde olan Miftâhu’s-Sa’âde ve Osmanlı dönemi alimlerinin tanıtıldığı Şakâiku’n-Nu’mâniyye adlı eserleriyle öne çıkan Taşköprülüzâde, yaşadığı çağın yöntemsel bütünleşme çabalarının özelliklerini kendi ilmî serüveninde tastamam gözler önüne serer. İLEM ve İSTEV tarafından bu velut yazarın henüz yazma halinde bulunan birçok eserini gün yüzüne çıkarma ve görüşleri üzerine ikincil bir literatür oluşturma amaçlı bir projeye başlanmış ve bu proje dahilinde 2016 yılında “Uluslararası Taşköprülüzâde Sempozyumu” düzenlenmiştir. Sempozyumun neticesinde ise Taşköprülüzâde’nin fikrî dünyasının keşfine katkıda bulunacak kapsamlı bir eser ortaya çıkmış: “Taşköprülüzâde’de Bilgi, Bilim ve Varlık”.

Eserin isminde beyan edildiği üzere kitap; bilgi, bilim ve varlık olmak üzere üç bölüm halinde tasnif edilmiştir. İlk bölümde Mehmet Özturan iki makaleyle yer alır. İlk makalesinde müellif, İslam mantık geleneğinde tam tanımın imkansızlığını savunan Fahreddîn Râzî, Îcî gibi düşünürlerin görüşlerine Taşköprülüzâde’nin eleştirilerini konu edinerek “tam tanım kendisiyle tanım mıdır?” sorusuna cevap arar. Diğer makalesinde yazar Taşköprülüzâde’nin düşüncesinde bilginin taksimi ve tasdik kavramını ele alır. Kitabın bilgi bölümünün ikinci makalesi Harun Kuşlu’ya aittir. Yazar Fahreddîn Râzî ile birlikte yeni bir form kazanan Menon paradoksuna karşılık geliştirilen cevapların tarihi sürecine değinerek Taşköprülüzâde’de vardığı noktayı belirtmiştir. Kitabın bir diğer makalesinde ise lise yıllarından alışkın olduğumuz münazaranın aslında karşı tarafı sözle alt etme uğraşı değil, aksine “hakikatin ortaya çıkarılması için iki taraf arasında yürütülen bir tartışma” olduğunu öğreniyoruz. Bu çalışmada müellif Berra Kepekçi, cedelin münazara ilmine dönüştüğü tarihsel süreci ve Taşköprülüzâde’nin münazara ilmine yaptığı katkıları ortaya koymaya çalışmaktadır. Bilgi bölümü Sami Arslan’a ait oldukça ilginç bir makale ile son bulur. Arslan çalışmasında Medînetu’l ‘Ulûm adlı eserin yapı taşları olarak addettiği kelimeler üzerinden müellifin fikrî dünyasını keşfetmeye çalışır. Buna göre eser; talebe-hoca, seyahat ve eser unsurlarına denk düşen üç tür fiil grubunu içermektedir. Taşköprülüzâde’ye göre seyahat, ilim için merkezî bir konumdadır. Öyle ki, âlim bir aileyi tanıtırken bir ferdin ecdadının aksine ilmî yetkinliğe ulaşamamasına sebep olarak seyahat etmemesini gösterebilmektedir.

Kitabın ikinci bölümü İhsan Fazlıoğlu’nun makalesiyle açılır. Fazlıoğlu 16. yüzyıl Osmanlısındaki felsefe bilim geleneğini evveliyatıyla birlikte ele alarak dönemin düşüncesine dair bir çerçeve oluşturur. İlhan Kutluer’in imzasını taşıyan ikinci makale, ideal şehir fikri etrafında Farabi ve İbn Sina’nın görüşleri ile İbn Haldun’un toplumsal değişim yasalarını inceleyerek realiteyle meşgul olan umran ilmi üzerine bir incelemeye yer verir. Bu iki düşünceyi devralan Taşköprülüzâde medenî bir hayat ile dinî hayatın birbirini bütünlediği fikrini savunarak, medeniyet için gerekli olan bilim ve sanatın, dinî hayat için de gerekli olduğunu düşünmektedir. Bilim bölümünün üçüncü makalesinde Eşref Altaş, Taşköprülüzâde merkezinde Cürcânî, Molla Lütfî, Molla İzârî gibi isimler etrafında “Felsefe nedir?” sorusuna cevap aramaktadır. Ahmet Kamil Cihan, Taşköprülüzâde’nin Miftâhu’s-sa’âde isimli eseri ve Mehmet Emin Şirvanî’nin el-Fevâidu’l-Hakâniyetu’l-Ahmediyye isimli eserini ilimler tasnifi üzerinden karşılaştırır.

Varlık bölümünün ilk çalışması ise Ömer Türker’e ait. Türker, Fahreddîn Râzî takipçisi felsefe ve kelam ve hatta tasavvuf metinlerinin yapıları itibarıyla anlaşılma güçlüğünün nedenlerini izah ederek dönemin düşünce dilini belirginleştirir. Buradan hareketle Taşköprülüzâde’nin kelam eserinde Allah’ın kadir-i muhtar olduğu, âlemin yoktan yaratıldığı ve nedenselliğin reddini savunurken; tasavvuf eserlerinde vahdet-i vücudu savunmasının nasıl anlaşılacağı üzerinde durur. Makalede aşama aşama ortaya konan çözümleme, dönemin diğer düşünürlerini anlamak için de bir yol haritası niteliğindedir. İbrahim Halil Üçer “Tanrı, İrade ve Metafizik Nedenlik: Taşköprülüzâde’nin Tam-Eksik Neden Ayrımı ve Felsefî-Kelâmî Kaynakları Üzerine” isimli makalesiyle kitapta yer alır. Kübra Şenel; Taşköprülü’nün bir eseri çerçevesinde Allah’ın bilgisinin tikeli tikel olarak bilmeyi içerip içermediği, sudur teorisi ve Tanrı’nın ezelî bilgisinin harice çıkış süreci meselelerini inceler. Beş tümelin mantıksal seviyede ele alınışını gelenekten farklı olarak vahdet-i vücut teorisindeki süreçlerle ilişkili biçimde inceleyen Kavâidü’l-hamliyyât isimli risale, Mehmet Zahit Tiryaki tarafından irdelenmiştir. Eserde yer alan bir diğer makale Muhammed Ali Koca ve Salih Günaydın’ın ma’dûmun şeyiyyeti tartışması üzerine kaleme aldığı çalışmadır. Son olarak ise Ahmet Faruk Güney, Taşköprülü’nün kelam ve felsefeye dair bir eserinde vahdeti vücut görüşünü incelemiştir.

İLEM Yayınları’ndan İhsan Fazlıoğlu ve İbrahim Halil Üçer editörlüğünde çıkan bu eser, Taşköprülüzâde’nin düşünce dünyasına nüfuz edebilme çabasıyla titizlikle hazırlanmış ve okuyucunun istifadesine sunulmuştur. Osmanlı’nın bu önemli düşünürüyle ilgili çalışmaların kısırlığı karşısında mezkur kitap, Taşköprülüzâde’yi anlamada önemli bir boşluğu dolduracak niteliktedir.

Kitabı incelemek veya sipariş vermek için:⠀
👇
https://www.ilem.org.tr/taskopruluzdede-bilgi-bilim-ve-varlik

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın