“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı?” diyordu Aziz Augustinus. Zaman nedir sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin kifayetsiz kaldığı aşikârdır, zira zaman kavramı şüphesiz ki tek bir cihetten verilecek cevapla yanıtlanabilecek bir kavram değildir. Muhakkak ki en kapsamlı cevap farklı alanların bütünleşmesi ve bu bütünleşme sonrasındaki sentezle ortaya çıkacaktır.

Zaman kavramına tarihsel olarak baktığımız zaman her ne kadar geçmişteki yaşantılar önemli bir yer tutsa da zamanı yalnızca bu yaşantılardan ibaret sayamayız. Çünkü yaşanılanları ifade etmek için insanların kullandıkları pek çok alet olmuştur. Bu aletler yeri geldiğinde felsefe, mimarî olarak karşımıza çıkarken yeri geldiğinde ise sanat ve benzeri alanlarda kendilerini göstermişlerdir. Dolayısıyla zaman kavramına olan bakış tek yönlü değil çeşitli açılardan olmalıdır.

Her ne kadar Isaac Newton açısından zaman homojen biçimde akan ve olaylardan bağımsız bir boyut olarak görülse bu şekilde kendisini gösteren tanımlamaların tek başına yetersiz kaldığı tartışılmaz bir gerçektir. Çünkü Newton’a göre yapılan bu kesin tanımlamaya karşı yine fizik alanında kendisini kanıtlamış önemli bir isim olan Einstein’in zamanı bir yanılsama olarak ifade ettiği onun Özel Görelilik Kuramı’ında görülmektedir. Einstein’ın kuramı ile sabit hızla hareket eden iki gözlemcinin matematik hesap ile aynı olayın gözlemcilere göre yer ve zamanı belirlenebiliyor. Bu kuram, Newton’un her yerde aynı işleyen, herkes için aynı “mutlak zaman” fikrini yıkıyordu.

Fizik alanında kendisini gösteren zaman tartışması yalnızca fizik dalına özgü değil aynı zamanda felsefede de benzeri bir durum karşımıza çıkmaktadır. Bunun en güzel örneklerinden birisi de şüphesiz ki Parmenides ve Hegel’de görebiliriz. Farklı dönemlerde ortaya çıkan ve döneminin dikkat çeken isimlerinden olan bu felsefecileri de zaman kavramı üzerinde farklı yorumlamalar yaptıklarına şahit olmaktayız. Parmenides’e göre varlık parça halinde değil, bütündür. Hareket ve değişim yoktur. Eğer hareket ve değişim söz konusu değilse o halde zaman kavramından da bahsetmek söz konusu değildir. Ancak Hegel’e göre ise zaman orada olan ve bilince kendisini boş bir sezgi olarak sunan bir kavramdır. 

Edebiyatta ise zaman dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri muhakkak ki Ahmet Hamdi Tanpınar olur. O, zaman kavramı ile bütünleşmiş bir isimdir. Tanpınar zaman kavramını “Yekpare geniş bir an” ve “parçalanmaz bir bütün” olarak tanımlamıştır. Her ne kadar mazi zaman kavramında önemli bir yer tutsa da asla bu kavramı donuk ve etkisi bitmiş bir biçimde kullanmamış aksine bugün ile ilişkisini kurup zamanı canlandırmıştır. Nitekim Tanpınar’ın da amacı tam olarak bu olmuştur; yani ona göre geçmiş ile bugün arasında bir köprü kurulması gerekmektedir. Sabahattin Eyüboğlu’nun şu sözlerinde de Tanpınar’ın zaman kavramını açıkça görmekteyiz; Şair Ahmet Hamdi Tanpınar da öldü: O da şimdi bir yaz denizi gibidir. O da şimdi ne içindedir zamanın, ne de büsbütün dışında: Yekpare, geniş bir ânın parçalanmaz akışında…

Sonuç olarak zaman kavramı ile ilgili anlaşılması gereken en mühim hususlardan biri; farklı tanımlama şekilleri ve bu tanımlamalardaki ihtilaflar olsa da, asıl dikkatlerin toplanması gerektiği nokta zamanın ancak farklı tanımlamaların sentezinde en güzel tanımı ve yorumu almasıdır. Her ne kadar tanımlamalar ve çıkarımlar ayrı ayrı değerli olsa da ancak yekdiğerlerini tamamladıklarında ortaya eşsiz ve bütüncül bir parça çıkar.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın