Ali Şeriati’ye Göre Modern Çağın Temel Dinamikleri

Yazar: Seyyit Ahmet Sarı

İslamcı düşüncenin önde gelen fikir adamlarından Ali Şeriati’nin Medeniyet Tarihi II isimli eseri çağdaş medeniyetin temel dinamiklerini tahlil etmektedir. Şeriati, yeni bir insanlık medeniyetinin doğuş halinde olduğunu ve bu yeni dönemin anlaşılabilmesi için çağdaş asırların (17, 18, 19 ve 20. yy) özelliklerinin tanınması gerektiğini dile getirir[1]. Çünkü yeni dönem bu asırların bağrında neşvünema bulmaktadır.

Makine-bürokrasi-ekonomi sarmalının içine sıkışan insan, insani varoluşuna uygun bir hayat sürme imkanından mahrum kalmaktadır.
Ali Şeriati

Kitap her bölümde modernitenin ayrı bir veçhesini ele alan altı ana bölümden oluşmaktadır. “Çağdaş Asırların Özellikleri” ismini taşıyan ilk bölüm modern toplumu meydana getiren ve modern çağda insanı etkisi altında bırakan yapısal unsurları tetkik etmektedir. Yazara göre çağdaş asırların iki önemli olayı; büyük kapitalizmin ve evrensel sömürünün ortaya çıkmasıdır[2]. Son 3 asırda meydana gelen diğer gelişmeler bu iki büyük olayın etrafında şekillenmesi dolayısıyla her ikisinden de izler taşımaktadır.

Kapitalizm ve sömürü olgusuyla bağlantılı olarak işlenen diğer bir kavram “alinasyon”dur. Modern hayatın çeşitli yönleri karşısında insan yabancılaşmaya maruz kalmıştır. Makine-bürokrasi-ekonomi sarmalının içine sıkışan insan, insani varoluşuna uygun bir hayat sürme imkanından mahrum kalmaktadır. Bu noktada Ali Şeriati bir paradoksa dikkatimizi çekmektedir: Modernitenin ilerleme vasıtasıyla insanı içine çektiği toplumsallaşma biçimi kişilerin birbirleri üzerinde ahlaki sorumluluk bağlarını kopararak bireyselleşmeye sebep olmaktadır. İnsanın ihtiyaçlarını öteki kişiler üzerinden giderdiği ve ötekilerin yardımına koştuğu toplum yapısı, yerini bu görevlerin hepsini üzerine alan toplumsal kurumlara ve bürokratik yapılara bırakmaktadır[3]. Dolayısıyla bu toplumsallaşma biçimi geliştikçe insani ilişkilerin anlamı buharlaşmakta ve insan derin bir yalnızlaşma içine düşmektedir. Şeriati’ye göre çağdaş medeniyet gittikçe insandan bağımsızlaşmakta, insan sadece bir şeylere maruz kalan bir nesneye dönüşmektedir.

Küreselleşme ile beraber bölgesel sınıflar yerlerini küresel sınıflara devretmekte, dünya üretenler ve tüketenler olarak iki bloğa bölünmektedir. Burada tüketim, evrensel sömürünün kusursuzca işlemesi için icat edilmiş yeni bir olgudur; oysa önceden temel ihtiyaçların temini anlamında yorumlanmıştır. Modern çağda tüm bu gelişmelerin işleyebilmesi için düalist bir din oluşturulmuştur. Hümanizm dininin teorik hakimiyeti yaşanan gelişmelerdeki rahatsızlıkları izale ederken pratikte faydacılık dini etkindir. Şeriati bu düalizm çerçevesinde oluşan gerilimi kitabında şöyle ifade etmektedir: “Tarih boyunca hiçbir zaman insan toplumunun oluşu ile görünüşü arasında bu kadar zıtlık olmamıştır.”[4]

Kitap her bölümde modernitenin ayrı bir veçhesini ele alan altı ana bölümden oluşmaktadır.

Ali Şeriati’nin diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de yöntem ve kavramsal analiz, toplumsal çözümlemeyle beraber yer almaktadır. Kitabın ilerleyen bölümlerinde dünya görüşü-kültür-ideoloji ilişkisi üzerine fikirler serdedilmektedir. Şeriati’ye göre zeminini dünya görüşünün oluşturduğu tarih ve insan felsefelerinin birbiriyle uyumlu terkibi ideolojiyi oluşturmaktadır. Dünya görüşü, inanç ve kültürle sıkı sıkıya bir ilişki içerisindedir ve toplumların düşünme stilleri de bu veçhede farklılaşmaktadır. Şeriati bu noktada Aimé Césaire ile Frantz Fanon’u örnek gösterir. Sosyal açıdan hedefleri (evrensel sömürü olgusuna karşı bir cephe oluşturmak) bir olsa da meseleleri algılama ve dünyaya bakışta kendisi ile bu düşünürlerin farklılaştığını iddia etmektedir. Nitekim sömürgeci Batı da bu iki kültür bloğunu tanımlarken farklı tarzlar benimsemekte, birine “Sen insanlık tarihinin en büyük kültür temsilcisisin.” derken diğerine “ Sizin kültürünüz, elbiseniz yoktu, ben size elbise verdim.” demektedir[5].

Ali Şeriati kitabın üçüncü bölümünü çağdaş medeniyetin düşünsel meselelerini tartışmaya ayırmıştır. Sırasıyla Freudizm, Darvinizm, diyalektik materyalizm, izafiyet teorisi ve sosyalizmi ele almaktadır. Hepsini birbiriyle irtibatı içerisinde düşünce tarihinde bir yere oturturken sosyalizme bilhassa önem vermektedir. Ali Şeriati’nin eserlerinin tümünde görülebilen bu önem, Şeriati düşüncesi üzerine çalışanlar arasında bir tartışmaya da sebep olmuştur. Kimi düşünürler onu özellikle İran Marksizmi ve Fransız hümanist sosyalizmi içerisinde bir bağlama oturturken[6] kimileri de bu etkiyi minimize ederek meseleyi tamamen çağdaş dönem ıslah ekolü bağlamında ele almaktadır[7]. Hatta Marksizmin tamamen aleyhinde olduğunu iddia eden araştırmacılar da olmuştur[8]. Kitap bu tartışma hakkında da yorum yapabilecek elverişli fikirler serdetmektedir.

Şeriati’ye göre çağdaş medeniyet gittikçe insandan bağımsızlaşmakta, insan sadece bir şeylere maruz kalan bir nesneye dönüşmektedir.

Öncelikle Şeriati sosyalizmin özel bir çeşidi olan Marksizmi önemsemekte ve onunla hesaplaşmaya çalışmaktadır. Modern dünyayı kavrayışımızda elverişli kalıplar oluşturduğunu kabul etmekle birlikte sosyalizmi modern kapitalist sistem sorunsalına nihai çözümü sunabilecek kabiliyetten yoksun görmektedir. Bunu sosyalizmin açmazları üzerindeki şu üç eleştirisinde görebiliriz:

  1. Şeriati Marksizm ile kapitalizmin ekonomiyi yücelten maddeci görüşte birleştiklerini iddia etmektedir. Bu anlamda bu iki fenomen maddi tüketimi hayat felsefesi görmede uzlaştıkları için birbirlerine alternatif olmaktan yoksundur[9].
  2. Avrupa’da proletarya ile burjuva ve onların temsilcisi olan sosyalistler ve bürokratlar çatışma içinde görünseler de sömürgecilikte birbirlerini desteklemektedirler. Çünkü bu sömürgecilik sonucu elde edilen artı-değerden Avrupa’daki her sınıf istifade etmektedir[10].
  3. Şeriati’ye göre bilimsel sosyalizm tanımlaması eleştirilmesi gereken bir tanımlamadır. Marksistler önce iktisadın temel etken olduğuna inanmış sonrasında bu inancı destekler nitelikteki argümanlar için tarih, felsefe ve sosyolojiye eğilmişlerdir[11]. Yani sosyalizm bilimsel sonuçlardan hareket eden tarihin ve onun yasalarının bir sonucu değildir.

Yazar, tüm bu eleştirilerle sosyalizmin yetersizliğini göstermiş, fakat bunu, sosyalizmi küçümser şekilde veya göz ardı edilesi bir fenomen haline dönüştürerek yapmamıştır. Şeriati’ye göre sosyalizmin temel kitabı olan Komünist Manifesto 19. yüzyıl Batı Avrupa kültürel atmosferinin bir sonucudur.

Şeriati çağdaş medeniyeti incelerken bilinçli bir tanıma ile seçim yapma iradesini elinde barındıran bir düşünür olarak davranmıştır.

Şeriati kitabın dördüncü bölümünde derinlikli bir liberal demokrasi eleştirisine girişir. Bunu yaparken öncelikle ıslah-hizmet ayrımı üzerinden politik etkinliği ikiye ayırır. Hizmet topluma var olan halini değiştirmeden ihtiyaçları üzerinden yardım etmektir. Islah ise topluma olması gereken şey çerçevesinde bir yardım teminidir. Eğer toplumun ıslahı söz konusu olmazsa hizmet yoluyla zenginlik ve refah o toplumun sapmasına sebep olabilir. Liberal demokrasi bireylere oldukları şekliyle saygı göstermeyi salık vermektedir. Burada insanın ve toplumun olması gereken üzerinden ıslahı gibi bir çaba söz konusu değildir. Eğer liberal bakış açısıyla düşünecek olursak İslam’ın İran’ı zorla fethetmesi kötü bir şeydir, der Ali Şeriati[12]. Ancak ıslah açısından baktığımızda bu fetih mahkum edilmesi bir kenara, yapılması uygun olan(caiz) şeydir. Çünkü ıslah için amaç bir toplumun şahıslara, putlara ve hurafelere inanıp tapmaktan kurtulmasıdır.

Kitabın sonraki bölümleri sömürgecilik olgusunu çözümlemeye ve Batı medeniyetinin asli krizine dair öngörülerine ayrılmıştır. Sömürgecilik üzerine görüşler İslamcı düşünce içerisinde dolaylı olarak hep var olagelmiştir. Çünkü bu düşüncenin doğumuna sebebiyet veren en önemli tarihi sosyolojik olay İslam diyarının sömürgeci işgaline uğramasıdır. Ancak çalışmalarında doğrudan buna eğilmiş ilk kişiler Ali Şeriati ve Malik b. Nebi’dir. Şeriati Batı medeniyetinin asli krizine ve oluşmakta olan yeni medeniyetin ayak seslerine dair görüşleriyle kitabı sonlandırmaktadır.

İslamcı düşüncenin önde gelen fikir adamlarından Ali Şeriati’nin Medeniyet Tarihi II isimli eseri çağdaş medeniyetin temel dinamiklerini tahlil etmektedir.

Kitabın anlatım dili ve üslubuna bakacak olursak derslerin metne dönüştürülmesiyle oluşturulmuş bir eser olması metnin üslubunu akıcı kılarken, soru ve cevaplara da yer verilmesi okuyucunun dikkatini sürekli metinde tutmasını sağlamaktadır. Kitabın neşri sırasında uzun bölümlerde okuyucunun metne boğulmaması için sık aralıklarla koyulmuş ara başlıklar hem okuyucuyu zinde tutmakta hem de sonrasında metinde aranan unsurun bulunmasında kolaylık sağlamaktadır.

Ali Şeriati, değerlendirmesi yapılan bu kitapla tüm insanlığın yüzleşmek zorunda olduğu çağdaş medeniyeti kendi kavramsal örgüsüne uygun şekilde tetkik etmiştir. Bunu yaparken kendine öncü olarak gördüğü ıslah ekolü mensuplarının (Cemaleddin Afgani, Muhammed İkbal) yöntemini kullanmış, ne “batı için ve batıya göre” ne de “batıya karşı” bir düşünsel eylem içine girmiştir. Şeriati çağdaş medeniyeti incelerken bilinçli bir tanıma ile seçim yapma iradesini elinde barındıran bir düşünür olarak davranmıştır. Bu haliyle kitap aynı zamanda sosyal teori ve çağdaş siyasal düşünce disiplinlerinde de kıymeti bilinmesi gereken bir eser olarak tebarüz etmektedir.

Ali Şeriati, Medeniyet Tarihi II, çev. Prof. Dr. Ejder Okumuş: Fecr Yayınları, 2013, 288s.


[1] Ali Şeriati, Medeniyet Tarihi II, çev. Prof. Dr. Ejder Okumuş, İstanbul: Fecr Yayınları, 2013, s. 16.

[2] a.g.e., s. 21.

[3] a.g.e., s. 30.

[4] a.g.e., s. 63.

[5] a.g.e., s. 135.

[6] Yedullah Shahibzadeh, “İran’da İslamcılık ve Post-İslamcılık”, Lütfi Sunar (Ed.), Modern Dünyada Çağdaş Düşünce 3. Cilt içinde, Ankara: Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı Yayınları, 2020, s. 77-106.

[7] Abdülaziz Sachedina, “Ali Şeriati: İran Devriminin İdeoloğu”, John L. Esposito (Ed.), Güçlenen İslam’ın Yankıları içinde, çev. Erol Çatalbaş, İstanbul: Yöneliş Yayınları, 1989, s. 215-238.

[8] Asaf Hüseyin, İslâmî Uyanış Fikri, çev. Taha Cevdet, İstanbul: Pınar Yayınları, 2017, s. 96.

[9] Ali Şeriati, Medeniyet Tarihi II, çev. Prof. Dr. Ejder Okumuş, İstanbul: Fecr Yayınları, 2013, s. 199.

[10] a.g.e., s. 188.

[11] a.g.e., s. 204

[12] a.g.e., s. 239.

Seyyit Ahmet Sarı
1999 yılında Kahramanmaraş’ta doğmuştur. Lise eğitimini memleketinde tamamladıktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik Haberleşme Mühendisliğini kazandı. İlerleyen yıllarda mühendislik eğitimini yarıda bırakarak İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. Halihazırda Hukuk Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesinde lisans eğitimini sürdürmektedir. Çağdaş İslam düşüncesi, siyaset felsefesi, siyasal ideolojiler ve son dönem Osmanlı düşüncesine ilgi duymaktadır. İLEM III. Kademe öğrencisidir.
Leave a Comment

Son Yazılar