Darwinizmin Düşünce Dünyamıza Etkileri

Yazar: Esra Kamacı

Atila Doğan tarafından kaleme alınan “Bir Müslüman Evrim ve Sosyal Darwinizm’e Nasıl Bakmalı?” isimli eser, Yasin Aktay ve Mahmut Hakkı Akın’ın editörlüğünde “Bir Müslüman Nasıl Bakmalı?” serisi kapsamında çıkan kitaplardandır. Kitap iki ana bölümden oluşmaktadır. Materyalizmden Darwinizme Batı Düşüncesi isimli ilk bölüm, Darwinizmin çıkış koşullarını ve tüm dünyada yarattığı etkiyi önemli isimler ve ilişkili fikirler ışığında açıklamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyal Darwinizm ve Darwinci Materyalizm isimli ikinci bölüm ise Osmanlı’da Darwinci düşüncenin kimler tarafından nasıl ele alındığını açıklamış ve sonuç olarak tüm bu fikirlerin Müslüman olarak bizlerde nasıl karşılık bulması gerektiğine dair bir perspektif sunmuştur.

İlk bölümde öncelikli olarak Darwin’in içine doğduğu dünya tasvir edilmektedir. Darwin 1809’da İngiltere’de, ruhban sınıfı ve aristokrasinin yüzyıllar süren hükümdarlığından sonra ticaret ile zenginleşen burjuvazinin ve Fransız devrimi ile özgürlük, eşitlik, kardeşlik temelli dünya vaatlerinin Fransız İhtilali sonrası iç terör ve Napolyon Savaşları ile yanlışlandığı bir dönemde doğmuştur. Darwin’in içine doğduğu dünyayı da şekillendiren 18. yüzyıl Aydınlanmacı görüşü temelde akılcı, materyalist ve ilerlemeci bir anlayışa sahiptir. Aydınlanma yüzyılı, çok uzun yıllar boyunca izlerini birçok düşünürde ve fikirde gösterecektir. Toplumlarda doğrusal bir ilerleme olduğu iddia edilir ve ilkelden en medeni topluma (ki bu toplumlar İngiliz ve Fransız toplumlarıdır) doğru giden bir çizgi vardır. Bu bakış açısına göre bilgi güçtür ve iktidarın aracıdır. Darwin Aydınlanmacı görüşten yaklaşık 50 yıl sonra bu görüşün fikirlerini biyolojik bir süreç üzerinden canlandırmıştır.

Charles Darwin

Çıktığı beş yıllık gemi yolculuğunda Darwin gözlemleri sonucunda canlılarda bir süreklilik olduğunu iddia etmiştir. Darwin’in iddiasına göre canlılar kıtlık ile mücadele ederken kendi kendilerine evrimleşmektedirler, evrim süreci canlıların ilerlemesi anlamına gelmektedir. Kendi kendilerine evrimleşmeler, canlılardaki ilerleme sürecinde bir yaratıcının ihtiyaç dahilinde olmadığı anlamına gelmektedir. İlk canlıların ortaya çıkışını ise yaşama iradesi ile kendiliğinden ortaya çıktıkları yönünde bir açıklama ile betimlemiştir. Bu canlılar yiyecek kıtlığında diğer canlılar ile bir rekabete girişmişlerdir ve bu sırada çıkan kabiliyetler kalıtım yolu ile sonraki nesillere aktarılmıştır. Uzun yıllar boyu devam eden bu süreç yeni canlıların oluşmasına olanak tanır. Güçlü olanın kazandığı ve mutlak ilerlemenin var olduğu bu canlılar tarihi tasavvuru Darwin’in yaşadığı toplumun açıklaması olarak da okunabilir. Bu yakınlık sebebi ile Darwinizm sosyal bilimlerde hızlıca yankı bulmuş ve yüzyıllar boyunca Darwinizm temelli birçok fikir üretilmiştir.

Darwinizm aynı zamanda güçlü olanın gücünü kullanarak görece güçsüz olanı yenmesi ve ilerlemeyi devam ettirmesini meşrulaştırmıştır. Bu fikir toplumlara sirayet ettiğinde Batılı burjuvazi kendisini en güçlü olarak sıfatlandıracak ve piramidin en üstüne kendisini yerleştirecektir. Böylece tıpkı güçlü canlıların güçsüz canlılara yaptığı gibi Batı da geride kalmış diğer toplumları yok ederek ilerlemeyi sağlayacaktır. Cinsel ayıklanma da evrim teorisi kapsamında sözü edilen bir fikir olmuştur, cinsel ayıklanmaya göre çiftleşmede güçlü erkekler en iyi eşleri seçmektedirler. Böylece hasta, güçsüz bireylerin çiftleşmeleri önlenmektedir. Bu fikir feminist ideoloji tarafından erkeğin seçen ve kadının ise seçilen olarak yer aldığı bir ilişki biçimi sunması sebebi ile yoğun eleştiri almıştır.

Evrim teorisi, toplumlara entegre edilmiş ve bu ilişkilendirme ile toplumlar bir ilerleme çizgisine oturtulmuştur.

Evrimsel psikoloji kapsamında yapılan araştırmalarda da erkeklerin güzel ve parlak ciltli kadınları eş olarak seçtikleri ve bunun bir sağlıklılık göstergesi olduğu bulgulanmıştır. Bu gibi çalışmalar hem kadını seçilen ve seçilmek için belli özellikleri taşıması gereken, ilişkilerde pasif olan konumuna koyduğu için hem de kadınların bahsedilen özelliklerde bir vücuda/yüze sahip olmaları için oluşturulan sektörü beslediği için üzerine düşünülmesi gereken çalışmalardır. Bu fikrin temelde erkek egemen toplumun ve iktisadi iktidarın devamlılığını sağlaması yönü ile işlevsel bir reklam aracı olarak kullanıldığı göz önüne alınmalıdır. Bu bölümde evrim teorisinin maymun ve insan arasında niceliksel farklar dışında bir fark olmadığını iddia ettiğinden de bahsedilmektedir. İnsanlığın ayrı olarak topraktan yaratıldığı fikrinin, insanın kibirli ve ön yargılı yönünü beslediğinden söz edilmektedir. Bu durum akla günümüz veganlık fikrinin insan ve hayvan konumlandırmasını hatırlatmaktadır. Veganlara göre hayvanları bir yemek ve araç olarak kullanmak türcülüğün, insanın kendisini diğer canlılardan ayrı bir yere koymasının bir sonucudur.

Frans de Waal

Darwin’e göre insan ve hayvan arasındaki bu benzerlik sadece fiziksel özellikler ile de sınırlı kalmamıştır. Ahlak, dil, akıl, hayal için de bunlar söz konusudur. Darwin’e göre ahlak hayvanlardaki sosyal içgüdülerden kaynağını almaktadır. Bu fikir ahlakın kaynağının din olduğu fikrini yıkma girişimi olarak okunabilir. Evrim anlayışının bu fikrini destekler nitelikte Frans de Waal primatlar ile yaptığı araştırmalar sonucunda primatlarda, insanın iyi olma çabasının daha ilkel halini görmüştür ve ahlakın evrimsel süreçte geliştiği fikrine katılmıştır. Buna karşıt olarak 1963 yılında Kohlberg dünya çapında kabul gören Bilişsel Gelişim kuramında ahlakın bilincin kavramsallaştırması ile ilişkili olduğunu ve iyi ya da kötü olan eylemi gerçekleştirmenin ötesinde iyi ya da kötü olanın bu niteliği almasına dair sunulan gerekçelerin ahlakı gösterdiğini söyler. Bu durumda ahlak bir muhakeme süreci gerektirmektedir, nedenselleştirme süreci sonucunda ahlaklı olana karar veririz. Bu durumda hayvanların topluluk olarak yaşama şekillerine, sıklıkla karşımıza çıkan yemeği paylaşma videolarına ya da acı çeken hayvana karşı gösterdikleri pozitif tavra bakarak hayvanların ahlaklı olduklarını ya da bilişsel olarak ahlaklı davranma amaçlarının ya da yetilerinin olduğunu iddia edemeyiz. Kohlberg’in kuramını ele aldığımızda evrim teorisinin iddiasını kanıtlamak ancak bir primatın bize iyi olduğunu düşündüğü davranışın neden iyi olduğunu açıklaması ile mümkün olacaktır. Evrim teorisine dair tanım ve tartışmaları bu şekilde ele alabiliriz.

Evrim teorisi önemli olanın sosyal akıl olduğu fikrini de reddetmiştir. Önemli olan biyolojinin istek ve ihtiyaçlarıdır. Bu fikir günümüz hazcı toplumuna da kaynağını veren fikirdir. Ertelenemeyen zevkler ve mutluluğun bu isteklerin gerçekleşmesine bağlı olduğu günümüz toplumunda ekonomik/siyasi/kültürel iktidar(lar) insanları en büyük zaafları olan hazlarını kullanarak yönetebilmektedir. Doğal ayıklanmanın devamı için her birey kendi faydasını gözeterek içgüdülerini takip ederek (rasyonel olmayarak) hareket etmelidir. Bu fikir öncelikli olarak toplumsal yardım mekanizmalarını bozması sebebi ile problemlidir.

Evrimci teori birçok açıdan feminist teori ile çatışmaktadır.

Almanya’da saf bir ırk yaratma sürecinde hasta ve yaşlıların bu ırkı bozduğu fikri, kaynağını ilerleme ve ayıklanma kavramlarından almaktadır. Dünyayı genç, sağlıklı, güzel/yakışıklı insanların ve bu insanların oluşturduğu yırtıcı toplumların kuşatması fikri evrim teorisi ile meşrulaştırılmıştır. Bunun yanında insanın irrasyonel davranmasının öğütlenmesi, Haeckel’in modern bilim ile tanımladığı Darwin ve biyolojik evrim teorisi ile taban tabana zıttır. Bu durumda evrimci düşünürlerden olan Haeckel, Darwinizmi modern bilim şeklinde tanımlarken bir hataya mı düşmüştür? Bu noktada irrasyonel davranmak ile bilimsel olmak aynı teori içinde nasıl değerlendirilebilir? Bu çelişkilere evrimci anlayışın vereceği yanıtı bilmemekle birlikte, insanın sadece iç güdülerine göre davranmasının çoğu noktada toplumsal huzuru bozabilecek bir öğüt olduğunu alenen görebilmekteyiz.

Ernst Haeckel

Evrim teorisi, toplumlara entegre edilmiş ve bu ilişkilendirme ile toplumlar bir ilerleme çizgisine oturtulmuştur. Batı toplumları ilerlemiş toplumları oluştururken Batı dışı dünya geri kalmıştır. İlerlemenin gerçekleşmesi Batı dışı toplumların Batılılaşması ile mümkündür. Bu fikir emperyalist hareketleri de ilerleme sağlamak amacı ile yapılmış meşru hareketler olarak değerlendirebilme alanı tanımaktadır. Nitekim Batı, Batı dışına demokrasi getirdiğini iddia ederek yıkıcı çoğu davranışını dünya kamuoyuna kolaylıkla benimsetmiştir.

Kitabın ikinci bölümüne ulaştığımızda Osmanlı İmparatorluğu’nun Darwinizmle tanışma ve evrimci teoriyi anlamlandırma sürecini görüyoruz. Belli isimlerin fikirleri ışığında süreci açıklayan yazar bölümün sonunda daha anlaşılır kılmak için sürecin getirdiği 3 temel sonucu bizler için özetliyor. İlk olarak evrimci düşüncenin benimsenmesi materyalist boyutu ortaya çıkarıyor, ki bu durum din ve gelenek ile ilişkiyi büyük ölçüde koparıyor. İkinci olarak tekamül nazariyesi olarak isimlendiren teorinin kurulması Osmanlı aydınını kurduğu teorik çerçevede sıkıştırıyor. Bu çıkmaz, insanı sürekli olarak yarışan ve savaşan bir yere konumlandıran ve güçlünün sürekli olarak kazanacağına dair fikirler ile toplumsal birlik ideali arasındaki zıtlıktan kaynaklanmaktadır. Üçüncü olarak ise, evrim teorisi Cumhuriyetin de resmi ideolojisi olarak kendisini gösteriyor. Cumhuriyet dönemi sorunlarında evrimci teorinin benimsenmiş olduğunu bilmek yazar tarafından sorunların tespitinde ve tahlilinde önemli bir kriter olarak yorumlanıyor.

İkinci bölümde tüm bu süreç ve sonuçlar Ahmet Mithat, Beşir Fuat, Abdullah Cevdet, Hüseyinzade Ali’nin fikirleri temel alınarak aktarılmaktadır. Bu isimlerin fikirleri kitapta aktarılmakla birlikte ben bu yazıda özellikle Abdullah Cevdet’in kafatası büyüklüğü ile gelişmişlik arasında pozitif korelasyon kurduğu fikrine değinmek istiyorum. Abdullah Cevdet, gelişmiş ırkların gelişmemiş ırklardan daha büyük kafataslarına sahip olduklarına değinmiş ve kadınların da gelişmemiş canlılar olarak erkeklerden daha küçük kafataslarına sahip olduklarını belirtmiştir. Evrimci teori birçok açıdan feminist teori ile çatışmaktadır. Bu gibi fikirlerin yanında evrimsel psikolojiye göre kadının hanede durması ve erkeğin çok partnerli bir şekilde yaşamına devam etmesi ya da avcılık yaptığı için gelişmişliğinin arttığına yönelik fikirler de günümüzde birçok kişi tarafından cinsiyetçi bir söylem olarak ele alınacaktır, ki açıkça öyle olduğu görülmektedir. Abdullah Cevdet, evrimci teoriyi benimsemiş birçok düşünürle hemfikir olarak toplumu bir elit tabakasının yönetmesinin en doğru olan olduğunu da belirtmiştir. Gelişmenin sağlanmasının ancak böyle gerçekleşebileceğine yönelik inancı sebebi ile toplumun kafatası büyük kişilerce yönetilmesi fikrinde sabit kalmıştır.

Kitapta düşüncelerine yer verilen Hüseyinzade Ali’ye dair Abdullah Cevdet’in cümlelerine de dikkat çekmek önemli olacaktır: “Biz Ali Bey’i, Askeri Tıp Okulunun ilk sınıfından tanıdık. Ali Bey duruşuyla üzerimizde bir resul etkisi yapardı. Evet o Allah’ın peygamberi değildi fakat geleceğin peygamberiydi.” Bu cümle bizi kitabın ilk sayfalarında yer alan Bishop Wilberforce’nin sözüne götürüyor: “Bu kirli dinin peygamberi, Charles Darwin’dir.” Biyolojik bir teori olarak kendisini ortaya atan fakat hızlı şekilde sosyal bilimleri etkisine alan evrim teorisi, materyalist düşüncenin gelişmesine sebep olmuş ve en iyinin hayatta kalması gerektiği inancına dönüşmüştür. İnanç demek bu noktada tartışılabilir fakat görüldüğü üzere evrim teorisi, bilimsel bir teori olmaktan çok tüm toplum ve düşünürleri etkisine alan, toplumların dini olan ile bağını bilimsel olana verilen büyük önem ve anlam ile koparan bir yapıya işaret etmektedir.

“Bir Müslüman Evrim ve Sosyal Darwinizm’e Nasıl Bakmalı?”, öncelikli olarak evrim teorisinin Türlerin Kökeni ile sınırlı kalmadığını oldukça net bir şekilde bizlere aktarıyor. Eserde, evrim teorisi iktisadi, sosyal, siyasi yansımaları ile sunuluyor ve bu süreçte birçok coğrafyada etkili olan isimler özetleniyor. Müslüman olarak bizler hangi mefhum, teori, konu olursa olsun karşımızdaki meseleye düşünce dünyamıza etkileri ile geniş bir perspektiften konuyu ele alarak bir bakış geliştirmeliyiz, kitapta evrim teorisinin de ideolojik olarak nasıl bir amaca hizmet ettiğine ve bunun sürdürüldüğüne ışık tutuluyor.

Doğan, A. Bir Müslüman Evrim ve Sosyal Darwinizme Nasıl Bakmalı?. Beyan Yayınları, 2021, 114 s.

Esra Kamacı
1999 yılında Sakarya’da doğdu. İstanbul Üniversitesi psikoloji bölümünden 2021 yılında mezun oldu. ÇAP öğrencisi olarak devam ettiği sosyoloji bölümünde son sınıf öğrencisidir. İLEM 3. Kademe öğrencisi olarak eğitim programına devam etmektedir. 

Leave a Comment

Son Yazılar