İslam İlimler Tarihinde Dönemlendirme Sorunu

Değerlendirme: Yunus Ballı

0
2502

İslam İlimler Tarihinde Dönemlendirme Sorunu, Tuncay Başoğlu, 08.01.2016 Cuma

İslam Düşünce Tarihi Yazımında Dönemlendirme Sorunu seminerlerinin altıncı konuğu Tuncay Başoğlu oldu. Başoğlu, sunumu üç ana başlık üzerinden gerçekleştirdi.

  • Dönemlendirmenin kendisi nedir ve gerekli midir?
  • İslam ilimler tarihi bağlamında bir dönemlendirme yapabilir miyiz, yapsak nasıl olabilir?
  • İslam ilimler tarihi çatısı ve ekseninde fıkıh tarihi dönemlendirmesi nasıl yapılabilir?

Başoğlu’na göre dönemlendirme hem bir ihtiyaç hem de bir vakıadır.  İhtiyaçtır çünkü tarihi kavrama ve yorumlamada karşımıza çıkacak olan en önemli unsurlardan biridir. Vakıadır Çünkü belirli özellikleri ve getirdiği yeni şartlarla ilgili tüm hal ve faaliyetlere sirayet eden makro dönüşümler realitesi mevzu-u bahistir. Nitekim temel İslami ilimler, makro dönüşümler esnasında yeni literatür, alt ilim dalları, metot ve terminoloji kazabiliyorken beşeri ve tabii ilimler ise yeni ilimler edinebilmektedir. Tabi Başoğlu, bu dönüşümlerin keskin olmadığını da belirtti. Çünkü olagelen bize göstermiştir ki eski ve yeni unsurlar miladın akabinde belli bir süre beraber devam etmiştir.İslam İlimler Tarihinde Dönemlendirme Sorunu afiş

Başoğlu, bu bahiste gerçekliğini kabul etmekle beraber dönemlendirmenin itibari olduğunu da ifade etti. Çünkü hangi din ve medeniyete sahipsek, hangi mevkifte duruyorsak ona göre dönemlendirme yapıyoruzdur. Sözgelimi Batı adına ilk-orta-yeni çağ tasnifi İslam Medeniyeti için kullanılamaz. Kullanılır ise “Ortaçağ karanlığı” ifadesi bu medeniyet için havada kalır, hatta tahrif edici olur. Zaman itibariyle böyle olduğu gibi batı-ortadoğu-uzakdoğu gibi mekan itibariyle yapılan tanımlamalar da böyledir. Yine Müslümanlarda dünya tarihi yazımının kısas-ı enbiya eksenli olduğunu ifade edip Elmalılı’nın Kasas Suresi tefsirinde yaptığı dönemlendirmeye atıfta bulunur. O, Hz. Musa’ya kadar (Tevrat’ın nüzulü) olan dönemi Kurun-u Ula; buradan Hz. Muhammed’e (sav) kadar gelen (Bi’set) dönemi Kurun-u Vusta; bundan sonrasını ise Ahir Zaman dönemi diye ayırır. Tabi bu misali 1850’den sonrası için tespit edebildiği, Müslümanlardaki tek külli dünya tarihi ayırımı olarak zikreder. Burada Başoğlu, Prof. Dr. Mustafa Demirci’ye[1] benzer şekilde Risaletin belirleyicilik ve merkeziliğini de zikreder.

İkinci bahiste ise iki farklı bakış açısı üzerinden gidilebileceğini söyler: Makro dönüşümler ve istikra… Yalnız ikisini de yapmak durumundayız. Sonrasında çoklu yani hem tek tek ilimler hem de makronun alt dönemlendirmeleri yapılabilir. Tabi bu değerlendirmeler İslam tarihi içerisinde yapılmalıdır. İbn-i Haldun’un bedevi-hadari ayrımında olduğu gibi sosyolojik okumalar da yapılmalıdır. İslami ilimler tarihinde makro düzeyde ilimler tasnifi yaparken şunlar göz önünde bulundurulmalıdır:

  • İlimlerden bahsederken İslam Medeniyetinin hangi inkişaf ve taayyün seviyesinde olduğunu hesaba katmalıyız. Hz. Peygamber döneminde fıkıhtan bir ilmi disiplin olarak söz edebilir miyiz? Abbasiler dönemi fıkhı ile Osmanlı dönemi fıkhı aynı mıdır? Yine Gazali, Cüveyni, İbn-i Sina gibi kurucu düşünürlerden Osmanlı’da niye bahsedemiyoruz? Bunlar esasında farklı taayyün seviyesinde olmamızdan kaynaklanıyor.
  • Makro dönüşüm ve gelişimleri belirleyen uzun dönemli yapıları oluşturan siyasi, sosyal ve fikri dönüşümler
  • İlimlerin doğup geliştiği coğrafya… Nitekim ilimler, merkezi ülkeler coğrafyasında şekil almıştır. Buralar ise 35-45 enlemleri arasında yer alan Orta Asya-Mağrip eksenidir. Aynı dönem içerisinde yaşamış olan Horasan-Maveraünnehir coğrafyası hakimi Selçuklular ile Mısır merkezli coğrafyanın hakimi Memlükler arasında toplum, eğitim ve ilmi çevre itibariyle farlılıklar söz konusudur. Memlüklerde tabii ve tecrübi ilimlerde önemli gelişmeler yaşanıyorken Selçuklularda akli ilimlerde önemli gelişmeler yaşanıyordu. Yine Memlüklerde tarihçiler, coğrafyacılar, muhaddisun ön planda iken Selçuklularda ise mütekellimun, fukaha ve felasife ön planda idi.
  • İlimler tarihine dair gelişimlerde çeşitli emareler de söz konusudur. Bunlar arasında literatür ve terminolojik gelişimi zikredebiliriz.
  • İslam tarihinde tek düze, sürekli bir ilerlemenin olduğunu söyleyemeyiz. Aksine fetret-istikamet dönemlerinden bahsedebiliriz. İstikamet döneminden -ki bundan kasıt altın çağ değildir- makro düzeyde sosyal ve siyasal sorunlarla beraber fetret dönemine girilir. Çözüm ve uyanış ehli tarafından sadır olan fikri gayretlerin meyvesi olarak inkişaf zuhur eder ve yeniden bir istikamet evresine geçilmiş olur. Dolayısıyla döngüsel yahut spiral taayyün seviyelerinden söz edebiliriz. İslam ilimler tarihinde de istikrar olmaksızın yani toparlayıcı bir devlet tezahür etmeksizin ilmi, fikri eserler ile cüzi ilimlerde bir inkişaf beklememiz doğru değildir.

Başoğlu, İslam ilimler tarihine dair yukarıda zikrettiğimiz maddeleri göz önünde bulundurarak beşli bir dönemlendirme yapar. Bunların ilk ikisini bir başka soyutlama düzeyinde mütekaddimun dönem; üç ve dördüncü dönemleri müteahhirun dönem; son dönemi ise modern dönem diye tasnif eder. Bunlar şöyledir:

  1. 1-3. asırlar: İlimlerin teşekkülü dönemi
  2. 3-6. asırlar: Kriz ve diğer medeniyetlerle hesaplaşma dönemi
  3. 7-9. asırlar: Hazmedilmiş bilgiler üzerine yepyeni çalışmaların ortaya konduğu yeni kurucu düşünürler dönemi
  4. 10-12. asırlar: Üç imparatorluk dönemi… Bu imparatorluklardan Safeviler diğer imparatorluklar olan Osmanlı ile Babürler yani Orta-Asya, Hint coğrafyası arasındaki ilmi sürekliliği kesintiye uğratıyor. Dolayısıyla merkezde parçalanma vuku’ buluyor. Uç bölgelerde (Hint, Çin vesaire) ise diğer medeniyetlerle fikri hesaplaşma ve sentez arayışlarına gidiliyor.
  5. Modern dönem: Kriz dönemi

Başoğlu, 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl başlarında İslam medeniyetinin bünyesi içerisinde Batı medeniyetine karşı özentiler olurken bugün aynı şeyin söylenemeyeceğini ifade eder. Çünkü bugün sadece teknolojik ve organizasyonel bir üstünlükten söz edebiliriz. Yine bugün, sadece ulema nezdinde değil toplum nezdinde de Batı’nın ahlaki ve insani olarak bize bir şey sunamayacağı kanaati hakimdir. Bosna ve Irak, Arap Baharı’nda darbecilerin desteklenmesi gibi tecrübeler esasında bize bunu göstermiştir. Hatta bunlar yeni bir istikamet döneminin başlangıcı olarak da görülebilir.

Başoğlu, fıkıh tarihi dönemlendirmesine gelince öncelikle bu alana dair eserlerin (Tarih-i Teşri-i İslami türü eserler) 20. yüzyılda telif edilmeye başlandığını söyler. Bundan önce ise ulema ve fukahaya dair tabakat ile rical türü eserler söz konusu idi. Arap dünyası ve ülkemizdeki şablon Mısırlı İslam tarihçisi ve hukukçusu Muhammed Hudari Bek’in (1837-1927) tasnifinde tezahür etmektedir:

  • Peygamber dönemi
  • Büyük sahabeler dönemi
  • Küçük sahabeler dönemi
  • Abbasiler dönemi sonuna kadar mezhep imamları dönemi (üçüncü asrın sonuna kadar)
  • Dördüncü asırdan 1258’e kadar mezheplerin yerleşmesi ve taklit dönemi
  • 1258 sonrası mahza taklit veya çöküş dönemi

Hayreddin Karaman’ın tasnifi ise şu şekildedir:

  • Peygamber dönemi
  • Sahabe dönemi (Emevilerin sonuna kadar)
  • Fıkhın olgunluk çağı olan mezhep imamları dönemi (Abbasiler)
  • Fıkhın duraklama çağı (Büveyhiler)
  • Fıkhın gerileme çağı (Moğol istilasından 19. yüzyıla kadar)
  • Fıkhın uyanışı ve kanunlaştırma çağı

Bu şablonlar ve içtihat-taklit ile ilerleme-erileme ikilemleri ile fıkıh tarihi okumalarının İslam dünyasını körleştirdiği iddiasındadır Başoğlu. Roma İmparatorluğu’nda olduğu gibi Osmanlı’da da hukuk ön plana çıkmalıdır. Bu varsayımdan hareketle fıkıh tarihi kapsamlı bir araştırmaya tabi tutulmalıdır. Ülkemizde bu meyanda Selçuklu sonrası çalışılmamışken, 1500-1900 arasının literatürü dahi elimizde yok iken yukarıdaki şablonlara gidilmesi doğru değildir. Sözgelimi Osmanlı’da arşiv belgeleri ve fetva mecmuaları yanı sıra 22000 mahkeme defteri varken fetret dönemiymiş gibi muamele görmesi hiç doğru değildir. Olsa olsa bu döneme belgeli fıkıh dönemi denilebilir. Ayrıca kurucu dönemdeki içtihatlar gibi olmasa da dönemin nevazilinden kaynaklanan bir içtihat türü söz konusudur.

Nihayetinde araştırma ve istikra yolu ile makro dönüşümler eksenli cüzi ilimlerin dönemlendirmesi yapılabilir. Başoğlu’nun cüzi bir bilim olarak fıkıhta yaptığı kelam, hadis, coğrafya, matematik, tasavvuf vesairede de yapılabilir.

[1] Mustafa Demirci, İslam Tarih Yazımında Dönemlendirme Sorunu Semineri, 28.04.2015, İLEM Konferans Salonu

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın