Milli-yet(çilik) Üzerine Bir Bakış

Değerlendiren: Recep Yiğit, İLEM I. Kademe Öğrencisi

0
507

Millet ve Milliyetçilik

Millet kavramı, Latince ‘’ırk’’ veya ‘’doğuş’’ teriminden türemiştir. Eric J. Hobsbawn’a göre millet, “nesnel ve öznel tanımlarla ele alınamayan, tamamen modern bir kurgu olduğundan ve sürekli bir değişim içerisinde olduğu için net bir tanımının da yapılamadığı bir kavramdır.’’[1]

Connor ise milleti, “aynı soydan geldiğine ve ortak bir geçmişi paylaştığına inanan insan topluluğu’’ [2] olarak tanımlamaktadır.

Ancak bu tanımlar arasında en evrensel tanımı Adam Smith getirmiştir. Smith’e göre millet ‘‘tarihi bir toprağı paylaşan, ortak mitleri ve tarihsel anıları, kitlesel bir kamu kültürü, ortak ekonomisi, tüm üyeleri için geçerli hak ve ödevleri ve belirli ismi olan insan topluluğudur.’’[3] Bu tanım, genel hatlarıyla millet kavramı üzerine yapılan tanımlar arasından günümüzde en çok kullanılanıdır.

Modernitenin başlangıcıyla birlikte ortaya çıkan milliyetçilik akımı, II. Dünya savaşı gibi, etkileri günümüze dek devam eden birçok olaya sebebiyet vermiştir. Milliyetçiliğin tezahür etmesiyle birlikte Çok Uluslu İmparatorluklar parçalanmaya, dünya haritası da yeniden şekillenme başlamıştır.

Tarih boyunca varoluşlarını kültür, dil, din gibi değerler ile süsleyip anlamlı bir bütün kılan insanlık, nüfusun artması ve göçler neticesinde farklı bölgelere intikal etmiş, yavaş yavaş etnik olarak bölünmelere başlamıştır.

Bu bağlamda oluşmaya başlayan milli devletler, birtakım ‘mitler’, hatta ve hatta ‘yeni milletler’ icat ederek, insanlar arasındaki bağları güçlendirmeyi ve ayakta kalmaları hedeflemekteydi.

Milletler arası savaşlarla artarak devam eden ‘Milli Bağ’, kendinden olmayanları ötekileştirmeye doğru evrilmiş, yerini yavaş yavaş kavmiyetçiliğe bırakarak emperyalist bir çehre kazanmıştır.

‘’Milliyetin kültürel temellerini ortak bir dil ve ortak tarihi geleneklerin oluşturduğunu’’ söyleyen Cartlon Hayes, “bunların bir eğitim süreci tarafından popüler duygusal vatanseverliğin hedefi haline getirildiği takdirde sonucun, ‘milliyetçilik’ olacağını’’[4] söylemiştir.

Modern Dünyada Milliyetçilik

On sekizinci asrın son on yılında meydana gelen büyük Fransız devrimiyle birlikte milliyetçilik tartışmaları farklı bir anlam kazanmıştır.

Fransız devrimiyle birlikte ortaya çıkan aydınlanma dönemi, aklı yücelterek manevi değerleri terk etme yolunu seçmiştir. Terkedilen manevi değerlerin yerini doldurmaya çalışan modern insan bu ihtiyacını birçok ideoloji ile karşılamaya çalışmıştır. İcat edilen ideolojiler içerisinde en sıcak ve manevi bir yönü bulunan milliyetçilik, diğer ideolojilerin yalnızca ‘dünyaya’ davet etmelerine karşı, insan için bir takım ‘metafizik’ argümanları da içerisinde bulundurması sebebiyle fazlaca rağbet görmüştür.

Yabancı yazarların, devlet adamlarının ve halkların Fransa’nın sertliğine, devrime ve Napolyon’a karşı gösterdikleri tepki, milliyetçiliğin yayılmasındaki en büyük etkiydi. Buradan görmekteyiz ki baskılar, her zaman istenilen sonucu vermeyerek, bazen aksi yönde, olayın geniş alanlara sıçramasına sebebiyet vermektedir. Milliyetçilikte işte tam da bu manada bir gelişme göstererek insanlığın gündeminde yüzyıllar boyunca devam edecek şekilde yer almayı başarmıştır.

Nitekim bu tartışmalar gün geçtikçe daha da radikal bir hal almaya başladı ve 1793 Kasım’ında şair Marie-Joseph de Chenier, konvansiyona devletin dini olarak resmi milliyetçilik kurumunun kabul edilmesini teklif etti. Bu süreçten sonra milliyetçilik, milli duygulardan sıyrılarak dönemsel olarak kullanılmaya müsait bir güç halini almaya başladı.

Milliyetçiliğin ayrıştırıcı yönü neticesinde domino taşı misali çok uluslu devletler yıkılmaya başlandı ve yerini yeni mikro devletler aldı. Bu mikro devletler varlığını idame ettirebilmek için kitlelerini tepede tırnağa milliyetçilikte doldurmak zorundaydılar. Kitlesel iletişim araçları da milliyetçiliğin yerleşmesinde en önemli görevi üstlenmeye başlamıştı.

Ancak Batı Avrupa’da mesafe kat edişinden beridir bir din haline gelen modern milliyetçilik, yüzyıllardır insanlık açısından değeri ve etkileri küçümsenemeyecek bir hal almaya başlamıştır. Modern milliyetçilik, asla masum bir çehreyle karşımıza çıkmamaktadır. Milliyetçi savaşlar neticesinde katledilen insan sayısı, dört yüz yıl boyunca ortaçağda haçlı seferleri neticesinde katledilen insan sayısından çok daha fazladır.

Milliyetçilik Bir Din kitabında yazar Carlton Hayes, milliyetçiliğin bu yıkımı karşısında devletlerin çeşitli önlemler aldıklarından, bu önemlerden bir tanesinin de ‘’Eritme Potası’’ olduğundan söz etmektedir. ‘’Eritme Potası’’nda çeşit çeşit Avrupalı soylardan tek ve üstün bir milliyet kurmak için ‘’ Amerikalaştırma’’ şiddetle uygulamaya konulduğundan söz eden yazar, tek tipleşmenin neticesinde olumlu bir sonuç alınamadığından, aksine milliyetçiliğin artarak devam ettiğinden bahsetmektedir.[5]

Hayes’in yukarıda belirtilen düşüncesi bağlamında örnek verecek olursak, ‘’ırki’’ karakterlerine karşı suçlamalardan canı yanan Yahudilerin çoğu şiddetli bir ırk-şuuru taşıyarak, git gide kendilerini diğer milletlerden soyutlamaya başladılar. Sürekli yabancı muamelesine maruz kalmalarından oldukça canları yanan Yahudiler, savunma olarak Yahudi milliyetçiliğini geliştirmeye başladılar. Bunun neticesinde de Macar yahudisi Theodor Herzl, gelişen milliyetçiliğe ‘siyonizm’ adını vererek Filistin topraklarında Bir Yahudi devleti hakkı iddiasında bulunmaya başlamıştır.

Görüyoruz ki, baskılar karşısında milli duyguların harekete geçmesi, milliyetçiliği beraberinde getirerek yeni bir zulme kapı aralamaktadır.

Ancak milliyetçilik, ‘milli’ kaygılar, duygular taşır nitelikte icra edilir, bir ideoloji halini alarak ‘ötekileştirme’ argümanına dönüşmediği takdirde, varolan devlet için ciddi faydaları da beraberinde getirecektir.  Ağır yıkım ve tahribata maruz kalan Japonya’nın çok kısa bir sürede kendisini toplayarak önemli bir güç haline gelmesini ‘milli’ duyguları göz ardı ederek açıklamak büyük bir hata olur.

Irki bir üstünlük olarak benimsenen milliyetçilik ise içinde bulunduğu toplumda tefrikalara yol açmaya sebebiyet verebilmektedir. Bu özelliklerinden ötürü de milliyetçilik, kullanılmaya müsait bir duygu olarak önemli riskleri de beraberinde getirmektedir.

İnsanlık var olduğu sürece milletler de var olmaya devam edecektir. Bu sebepten dolayı yakın tarihte yaşanılan birçok olayın temelini oluşturan milliyetçilik akımını iyi anlamalı ve anlamlandırmalıyız. Çünkü insan psikolojisi ve toplumsal olaylar üzerinde yapacağımız araştırmalarda karşımıza çıkacak en önemli şeylerden baş sıralarda ‘milli’ duygular olacaktır. Bu çalışmamızın da anlam ve anlamlandırma noktasında insanlara fayda sağlamasını temenni ederek sözlerimize burada son veriyoruz.

[1] Eric J. Hobsbawm ‘’Milletler ve Milliyetçilik’’ s.15-17

[2] Umut Özkırımlı ‘’ Milliyetçilik Kuramları ‘’eleştirel bir bakış’’ s.90

[3] Umut Özkırımlı ‘’ Milliyetçilik Kuramları ‘’eleştirel bir bakış’’ s.213

[4] Carlton J. H. Hayes ‘’ Milliyetçilik: Bir Din’’ s.21

[5] Carlton J. H. Hayes ‘’ Milliyetçilik: Bir Din’’ s.132

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın