Yabancı Diyarlara Köprü Kuranlar: Çevirmenler 2

Soruşturma: Zeynep Tanrıkulu

Kitapları kaleme alan yazarların yanı sıra bu kitapları başka dillere aktaran çevirmenler de yazarlar kadar edebiyat dünyasında önemli bir yer almaktadır. Çevirmenler okuyucunun, Antik dönemlerden geleceğe, Avrupa’dan Asya’ya kadar zamanın ve dünyanın her köşesine dil engelini aşarak yolculuk yapmasının önünü açıyor. Çevirmenin yayıncılık sektöründeki yeri, mesleki sorunları ve tecrübelerini konu edindiğimiz bu soruşturmada Elvida Ünal, Esranur Yiğit, Esmanur Yiğit ve Zeynep Ekşi Özel ile görüşerek onların düşüncelerini dinledik.

  • Sizi çevirmenlik mesleğine neyin yönlendirdiğini ve çevirmen olmak için hangi aşamalardan geçtiğinizi öğrenebilir miyiz?

Zeynep Ekşi Özel: Çocukken en sevdiğim şeylerden biri çevirmenlerin dipnotlarını okumaktı. Bundan yirmi-otuz yıl önce, internet gibi araçların olmadığını düşünürsek, ansiklopedilerde bile geçmeyen, farklı kültürlerin ayrıntılarını içeren bu dipnotları büyük bir merakla okur, not alır ve çevirmenlerin dillere, bir ülkenin kültürüne olan ilgisine hayranlık beslerdim.  M.Ü. İlahiyat Fakültesindeki ilk üniversite yıllarımda, ney ve nazariyat çalıştığımız bir dönemde, Beyatî Mevlevî Ayinini meşk ederken Farsça’ya aşık oldum.

Gazale Alizade – İdrisiler’in Evi

Ayinin bir bölümü Mevlânâ’ya ait olan sözleri beni benden aldı ve çocukluk anılarım yeniden depreşerek Fars Dili ve Edebiyatı okumaya karar verdim, tekrar sınava girdim. Akabinde yüksek lisansımı da aynı alanda yaptım. Şimdilerde doktorada Türk İslam Edebiyatı alanında Farsça-Türkçe Mi’râciyyeler üzerine çalışıyorum. Bu süreçte İran’a gidip gelmenin, İran kültür-sanat edebiyatıyla ünsiyet kurmanın, İranlı hocalarımla klasik metin okumalarımızın çok faydasını gördüm ama dil öğrenmenin bir ömür sürdüğünün de farkındayım. Bugünlerde, son çevirim olan Çağdaş İran Edebiyatının en önemli yazarlarından Gazale Alizade’nin ödüllü kitabı İdrisiler’in Evi’nin yayımlanmasının heyecanını yaşıyorum. Gazale’nin sanat tarihi, dinler tarihi, felsefe, psikoloji, sosyoloji, aşk ile devrim, hayatla ölümün dikiş yerlerindeki bu enfes kurmacasını çevirirken, çevirmen olabildiğim için yeniden ve yeniden minnetle doldum.

Takaşi Nagai – Nagazaki’nin Çanları Kitabı Yazarı

Esmanur Yiğit: Aslında çevirmenlik mesleğine yönelmemin pek çok sebebi vardı. En önemlisi geride bir eser bırakabilmekti sanırım. İnsanoğlu hayatı boyunca ölümsüzlük peşinde koşmuş ve ölümsüz olabilmek adına arkalarında pek çok eser bırakmış. Benim de çevirdiğim bir kitap bazen bin bazen ise yedi binden fazla baskı yapabiliyor. Bu da en az bin kişinin evine üstünde ismimin yazdığı bir kitabın girmesi demek. Türkiye’nin belki de dünyanın öbür ucunda, emek verdiğin bir eser, daha önce hiç tanışmadığın ve tanışmayacağın birileri tarafından okunuyor. Bunu her zaman ilginç bulmuşumdur. Lord Voldemort’un yedi kitapta ulaşamadığı ölümsüzlüğe ulaşmış gibi hissediyorum. Özellikle okuyuculardan güzel dönütler geldiğinde benden mutlusu olmuyor. Diğer sebepler de sabah erken kalkmayı ve evimden ayrılmayı sevmemem olabilir sanırım.

Çevirmenlik tam olarak benim için yapılmış bir meslek gibi. Çevirmen olmasaydım başka ne olabilirdim bilmiyorum. Yaptığım işi ve Japoncayı çok seviyorum. Çevirmenlik mesleğiyle buluşmam ise biraz uzun bir hikaye olabilir sanırım. Mezuniyetten sonra kendi kendime çeviriler yapıyordum fakat daha yeni mezun olmanın verdiği özgüven eksikliği, bir yayıneviyle çalışabilmemi mümkün kılmıyordu. Ancak daha sonra başvurduğum “Geleceğin Kadın Liderleri Programı” sayesinde kendine güvenen, başaracağına inanan yeni bir Esma’ya dönüştüm. Programdan kısa bir süre sonra da kuzenim önerisiyle Ankara’daki bir yayınevi ile görüşüp ilk çeviri sözleşmemi imzaladım. İlerleyen zamanlarda başka yayınevleriyle de görüştüm.

En önemlisi geride bir eser bırakabilmekti sanırım. İnsanoğlu hayatı boyunca ölümsüzlük peşinde koşmuş ve ölümsüz olabilmek adına arkalarında pek çok eser bırakmış.

Farklı yazar ve farklı yayınevleri ile çalışarak bugün 11 kitabın çevirisini tamamlamış bulunmaktayım. Eskiden şu an bulunduğum bu nokta hayallerimin ötesindeydi. Hayatta insanın karşısına pek çok fırsatın çıktığına ve bu fırsatları değerlendirme şeklimizin bizim dönüşeceğimiz insanı belirlediğine inanıyorum.

  • Türk okurların Japon edebiyatı ile kurduğu bağa katkıda bulunması açısından çevirilerinizi nasıl değerlendirirsiniz?
Bungou Stray Dogs Animesi

Esranur Yiğit: Günümüzde anime ve manganın Türkiye’de popülerlik kazanmasıyla Japon edebiyatına olan ilgi önemli ölçüde arttı. Ayrıca doların artmasıyla birlikte yayınevleri telif hakları bitmiş eserlere yönelmeye başladı. Bu da Japon edebiyatının Türkiye’de daha çok çevrilmesine ve okunmasına vesile oldu. İthaki Yayınlarının Japon edebiyatı serisini dikkat çekici kapak tasarımlarıyla sunması da Türk okurların ilgisini Japon edebiyatına doğru kaydırdı.

Şu ana kadar çevirdiğim kitaplar arasında en çok baskı yapan kitabım Osamu Dazai ait olan Yeşil Bambu ve Diğer Fantastik Öyküler. Bunun sebebinin “Bungou Stray Dogs” adlı animede Japon yazarlarının isminin geçmesi olduğunu düşünüyorum. Bana kalırsa Japon yazarların Türkiye’de tanınması ve hayranlık uyandırmasındaki en büyük etken bu animedir. 

  • Çeviride özel alanınızı seçerken nelere dikkat ettiniz? Edebiyat çevirmenleri ile bilimsel metin çevirmenleri arasında nasıl bir fark vardır sizce?

Elvida Ünal: Çin’de Budizm, Taoizm ve Konfüçyanizm terimleri kullanılarak yazılmış Çince İslami eserler üzerine çalıştığımdan dolayı, son yıllarda daha çok Türkçeden Çinceye, İngilizceden Çinceye ya da Çinceden Türkçeye dini-felsefi eserlerin çevirisini yapıyorum. Aynı zamanda Diyanet İşleri Başkanlığımızın çeviri ekibindeyim, Türkçe ve Arapça yazılmış dini içerikli eserleri Çinceye tercüme ediyoruz.

Edebi eserler daha çok okuyucuya haz verme üzerine kurulduğundan çeviride de yazının akıcı, kelimelerin günlük kullanıma uygun, söz dağarcığının geniş olması ve okuyucuya yazarın duygularını hissettirebilecek kelimelerin seçebilmesi gerekir.
Konfüçyüs

Dini çeviri haricinde Çince öğretim setlerinin ve Çin kültürünü anlatan bazı kitaplarında tercümelerinde çalıştım. Noter onaylı yeminli tercüman sıfatıyla da ulusalarası belge çevirisi yapıyorum. Alan dışı, terimlerine aşina olmadığım konularda çeviri yapmamaya gayret ediyorum. Özellikle ağır terimler içeren ve maddi-manevi külfeti olan tıbbi ve hukuki çeviriler de mümkün olduğunca yapmıyorum.

Edebi eserler daha çok okuyucuya haz verme üzerine kurulduğundan çeviride de yazının akıcı, kelimelerin günlük kullanıma uygun, söz dağarcığının geniş olması ve okuyucuya yazarın duygularını hissettirebilecek kelimelerin seçebilmesi gerekir. Bilimsel metinlerde ise terimlerin doğru tercümesinin bulup kullanılması en kritik nokta. Bunun için de tercümanın en azından konuya aşina olması gerekir. Bu da bir tercümanın en fazla bir iki alanda yetkin tercüme yapabileceği anlamına geliyor. Bir kişinin her işi yapabilmesinin aslında hiçbir işi yapamadığı anlamına geldiğini düşünüyorum.

Esmanur Yiğit: Edebiyat ve bilimsel çevirinin çok ayrı kulvarlarda olduğuna inanıyorum. Bilimsel eserlerde en doğru çeviriyi yapabilmek için bahsedilen konu hakkında en az yetkin biri kadar bilgi sahibi olunması gerektiği kanaatindeyim. En basitinden Takaşi Nagai’nin Nagasaki’nin Çanları’nı çevirirken önce atom nedir, atom parçalanınca ne olur, atom bombası nasıl yapılır, patlayınca ne olur, füzyon nedir, fisyon nedir diye uzun araştırmalar yaptım. Nagasaki bombasının öncesi ve sonrası ile ilgili belgeseller izledim. O gün ile ilgili arşiv kayıtlarına, günün mağdurlarının verdiği röportajları inceledim. Bunların hiçbirini yapmamış olsaydım muhtemelen doğru bir çeviri yapmam mümkün olmayacaktı. Bilimsel terimlerin doğru karşılıklarını verebilmek için öncelikle o terimlerin ne olduğunu bilmek gerekiyor.

Çevireceğim eserleri seçerken de özellikle konulara dikkat ediyorum. Siyasi, kadına ve çocuklara şiddet, taciz içeren, kadınları aşağılayan bu tarz eserlerinin hiçbirisinin çevirisini yapmıyorum. Bu tür şeylerin görüldükçe normalleştiğini inanıyorum ve normalleşmenin bir parçası olmak istemiyorum. Şiddet ve kan içeren eserlerden de mümkün mertebe uzak duruyorum.
Osamu Dazai

Bir romanı çevirisinde ise işler biraz daha kolay. Bir kelimeyi tam olarak karşılığını veremeseniz bile metnin anlaşılmasında bir sorun yaşanmayacak, metnin akışı bozulmayacaktır ama bilimsel metinlerde bu durum söz konusu değil. Eğer verilen terim yanlış şekilde çevrilirse yanlış bir bilgi verilmiş olacaktır. Bu yüzden genelde roman ve hikaye çevirilerini tercih ediyorum.

Çevirmenler: Esmanur Yiğit, Esranur Yiğit

En büyük korkularımdan biri yanlış çeviri yapmak. Bu yüzden çeviri yaparken kılı kırk yarıyor ve yazılanı aynen olduğu gibi Türkçeye vermeye çalışıyorum. Bazen bu durum okuyucuların hoşuna gitmeyebiliyor. Örneğin Osamu Dazai’nin bir eserinin çevirisi için bir okuyucu, “Kitap akmıyor, anlaşılmıyor. Yazar çok başarılı çevirmenin suçu olmalı.” demiş. Halbuki eserleri çevirirken yanlış olmaması adına hem Japoncasından hem de varsa başka dildeki çevirilerinden kontrol ediyorum. Hatta Japon Balığı Kargaşası’nı tam üç farklı çeviriden kontrol sağlamıştım. Dazai intihara meyilli, psikolojik sorunları olan bir yazar. Haliyle bu durum eserlerine yansımış. Özellikle “İnsanlığımı Kaybedişim” eserinde bunu çok iyi hissedebiliyoruz. Uzun cümleler hiçbir yere bağlanmıyor, yazar başta bir şeyden bahsederken sonra çok farklı bir konuya girebiliyor. Cümleler birbiriyle tutarsız olabiliyor. Yazarın yaşadığı psikolojik sorunları, içine kadar hissediyorsunuz. Biz de çeviri yaparken bu ruh halini olduğu gibi Türkçeye yansıtmaya çalışıyoruz ancak okuyucular eseri anlamadığında ya da tutarsız cümleler gördüğünde maalesef çevirmeni ve editörü suçlu buluyor. Bu yüzden yayınevleri bu tür kötü eleştiriler almamak adına eserleri oldukça düzeltme yapmaya gidebiliyor. Akıllarda şöyle bir soru uyanıyor. Çeviri ne için yapılıyor. Okuyucu için mi yoksa dile bir eser kazandırmak için mi?

Çevireceğim eserleri seçerken de özellikle konulara dikkat ediyorum. Siyasi, kadına ve çocuklara şiddet, taciz içeren, kadınları aşağılayan bu tarz eserlerinin hiçbirisinin çevirisini yapmıyorum. Bu tür şeylerin görüldükçe normalleştiğini inanıyorum ve normalleşmenin bir parçası olmak istemiyorum. Şiddet ve kan içeren eserlerden de mümkün mertebe uzak duruyorum. Bir eseri çevirirken o eser noktasına virgülüne kadar insanın içine işliyor. İnsanlığımı Kaybedişim ve Nagasaki’nin Çanları eserlerinin çevirisinden sonra iki ay kendime gelememiştim. Bu yüzden çeviriyi kabul etmeden önce kitabın konusuna hakim olmam gerekiyor.

  • Yayıncılık sektöründe çevirmenlik mesleğinin sorunlarını düşündüğünüzde Türkiye’de ve İran’daki durumu nasıl gözlemliyorsunuz?
Çevirmen: Zeynep Ekşi Özel

Zeynep Ekşi Özel: Alanım gereği İran’daki yayınevleriyle çalışıyoruz ve İran uluslararası telif hakları anlaşmasını imzalamadığı için çok zorlanıyoruz. İran’da yabancı kitaplar telifsiz bir şekilde tercüme edilip yayımlanıyor. Tahran kitap fuarında Elif Şafak’ın Aşk kitabının farklı yayınevleri tarafından Farsça tercümesinin yaklaşık yetmiş baskı yaptığına tanık olmuştuk mesela. Telif kültürü oturmadığı için İran’da bir yayınevinden telif için imza almak, o kitabı çevirmekten çok daha yorucu oluyor. Mesela üç yıldır peşinde olduğum bir kitap var. Sanırım telifte son aşamaya geldik ama bu üç yıllık süreçte muhatap olduğumuz yayınevi bizi oldukça yordu ve oyaladı.

Alanım gereği İran’daki yayınevleriyle çalışıyoruz ve İran uluslararası telif hakları anlaşmasını imzalamadığı için çok zorlanıyoruz. İran’da yabancı kitaplar telifsiz bir şekilde tercüme edilip yayımlanıyor.
  • Çince/Japonca ve Türkçe arasında öne çıkan çeviri sorunlarından örnekler vererek akademik eğitiminizin bu sorunları çözmedeki katkısından da bahseder misiniz?

Elvida Ünal: Türkçe ve Çince hem dil bilgisi kuralları hem de harf/karakter bağlamında çok farklı diller. Üstelik Çince olabildiğince az kelime kullanarak çok şey ifade etmeye dayalı bir dil. Dolayısıyla Türkçede bizim belki 10-15 kelime kullanarak ifade ettiğimiz bir kelime Çincede bir iki sesle ifade edilebiliyor. Özellikle kültürel öğeler, felsefi terimlerde tercüme çok zor olabiliyor. Örneğin, Çin kültürünün en önemli kelimelerinden Dao (道), sadece bir sesten ibaret olsa da bunu Türkçe açıklamak için belki bir sayfa dipnot düşmeniz gerekiyor. Çünkü sadece “yol” desek anlam çok dar; “Dao” desek Çin felsefesine aşina olmayan biri için anlamsız oluyor. Bu yüzden ben daha çok çevirilerde orijinal kelime, okunuşu ve orijinal metinde olmasa bile dipnotla açıklamayı tercih ediyorum. Bir diğer fark da dil bilgisi. Türkçe sondan eklemeli, bol ek kullanılan bir dil. Çincede ise ek yok, sadece yazı şekillerinin yan yana gelmesiyle cümle kuruluyor, gramer ise “sıfır”a yakın diyebilirim. Eğer iki dil de çeviri yapan çevirmen tarafından aktif olarak kullanılmıyorsa, bazen bu kadar tezatlıkların arasında boğulabiliyor ve sonuç olarak tatsız tercümeler ortaya çıkabiliyor.

Uzun yıllar yabancı bir ülkede kalmak ana dil ile o ülkenin dili arasında günlük konuşma çevirisi yapmaya yetebilir. Ancak akademik ve bilimsel çeviri için mutlaka akademik eğitim almak şart.

Lisansta Çin Dili ve Edebiyatı, doktorada ise Pekin Üniversitesi İslam Araştırmaları alanından mezun olmam çeviride pratik kazanmama katkı sağladı. Ayrıca Çin’de yaklaşık 8 sene kalmamın artı bir getirisi de Çinlilerin düşünme biçimlerini kavramama yardım etti. Bu sayede hem günlük dil hem de akademik dilde daha akıcı konuşup çeviri yapmam kolaylaştı. Uzun yıllar yabancı bir ülkede kalmak ana dil ile o ülkenin dili arasında günlük konuşma çevirisi yapmaya yetebilir. Ancak akademik ve bilimsel çeviri için mutlaka akademik eğitim almak şart. Bu yüzden yüksek lisans ve doktora tezimi Çince yazmamış olsaydım, Türkçeden ya da İngilizceden Çinceye makale/akademik tez çevirmeye açıkçası cesaret edemezdim. Çünkü akademik yazım için kendi ana dilinde bile mutlaka eğitim almak gerekli. Mesela ben lisanstan sonra sürekli Çince tez ve makale yazdığım için ilk Türkçe makalemi yazarken gerçekten çok zorlanmıştım.

Esranur Yiğit: Japonlar çok fazla yansıma sözcük kullanıyor ve bunların Türkçede karşılığını bulmak oldukça zor. Örneğin ağacı keserken çıkan sesi nasıl ifade edeceğinizi bilemiyorsunuz. Çevirdiğimiz eserler üzerinden en az 70 yıl geçmiş olduğundan çoğu zaman dili eski oluyor. Bu yüzden çevirmeden önce eski Japoncayı günümüz Japoncasına çevirmek durumunda kalıyoruz. Bu da bizi oldukça zorluyor. Bazen eserleri çevirirken Çince, Fransızca ya da İngilizce cümleler karşımıza çıkıyor. Özellikle Osamu Dazai çevirirken sürekli başımıza gelen bir durumdu. Sırf bu sebepten Çince öğrenmeye başladık.

Çevirmenler: Esmanur Yiğit, Esranur Yiğit

Bazen teknik terimler karşımıza çıkıyor.  Bu durumda çevremizden yardım almak durumunda kalıyoruz. Mesela “Aşk ve Güzellik Hakkında” hikayesinde matematik terimlerinin geçtiği bir bölüm vardı. Matematik bizim kriptonumuz olduğundan doğruluğunu kontrol etmesi için matematik alanında uzman bir akademisyenden yardım aldık (Neyse ki doğruluğunda bir sıkıntı yoktu). Bazı zamanlar da kelimelerin anlamını bulmakta zorlanabiliyoruz. Ryunosuke Akutagava ya da Natsume Soseki gibi yazarlar kendi kanjilerini (kelimelerini) üretebiliyor. Böyle durumlarda çeviri için Japon forumlarından yardım alıyorsunuz ancak çoğu zaman tatmin edici bir cevap bulamıyorsunuz. Bu yüzden genelde çevirinin doğruluğundan emin olmak için birden fazla dilde çevirisini kontrol ediyoruz.

Çeviri yaparken her zaman doğru çevirmeye ve yazarla okur arasında köprü olmaya çalışıyoruz. İstiyoruz ki okuyucu kitabı okurken bizim sesimizi değil yazarın sesini duysun. Ancak bazen insanlar daha akıcı bir okumayı yazarın sesine tercih edebiliyor. Tabi bu herkesin kendi tercihi. Tercihleri eleştirmek elbette ki bize düşmez ancak eleştiride bulunurken Japoncanın çok zor bir dil olduğunu ve çevirinin çok emek, zaman ve sabır gerektirdiğini hesaba katmalarını umuyoruz. Japon edebiyatını yakından takip eden ve gelişmesine vesile olan tüm okuyuculara gönülden teşekkür ediyoruz.

ÇEVİRMENLER

Zeynep Ekşi Özel: Lisansını ve Yüksek Lisansını Fars Dili ve Edebiyatı alanında tamamladı. Şimdilerde Doktora sürecinde olup Türk İslam Edebiyatı alanında tez aşamasındadır ve Farsça üzerine dersler vermektedir. En son Gazale Alizade’nin İdrisiler’in Evi adlı romanını çevirdi. Farklı dergilerde yayımlanan çeviri ve yazılarına son dönemlerde Nihayet Dergisi’nde devam etmektedir.

Elvida Ünal: Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde, ardından yüksek lisansını Tsinghua Üniversitesi’nde tamamladı ve doktora derecesini Pekin Üniversitesi’nde aldı. Şu anda İbn Haldun Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi olarak çalışmaktadır. Araştırma alanları arasında Çin’de İslam ve Tasavvuf, Çinli Müslümanlar, Tasavvuf ve Politika bulunmaktadır. Yazıları İnsicam, Mostar ve Nihayet dergilerinde yayımlanmıştır.

Esmanur Yiğit ve Esranur Yiğit: Erciyes Üniversitesi Japon Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduktan sonra çeviri hayatına Soysal Yayınları’ndan çıkan Nankiçi Niimi’nin Çocuk Hikayeleri Koleksiyonu’yla başladılar. Osamu Dazai, Ryunosuke Akutagava, Natsume Soseki, Kanoko Okamoto, Nankiçi Niimi, Takaşi Nagai’nin eserlerinden bazılarını Türkçeye kazandırdılar. Eserleri arasında Maymun ve Yengeç Savaşları (Japon Yayınları, 2020), Tuhaf Bir Hikaye (Japon Yayınları, 2022), Kappa (Fol Yayınları 2022), Küçük Bey (Maya Kitap, 2021), Londra Kulesi (Fol Kitap, 2022), İnsanlığımı Kaybedişim (Olvido Kitap, 2021), Yeşil Bambu ve Diğer Fantastik Öyküler (İthaki Yayınları, 2021), Koş Melos ve Diğer Öyküler (Fol Yayınları, 2022), Japon Balığı Kargaşası (İthaki Yayınları, 2022), Nagasaki’nin Çanları (İthaki Yayınları, 2022) vardır.

Zeynep Tanrıkulu
İstanbul Üniversitesi’nde Çeviribilim bölümünde yüksek lisans öğrencisidir. İLEM Kademe Programından 2022 yılında mezun olmuştur.

Leave a Comment

Son Yazılar