Bir tek kelimenin içine sığar manalar bazen, bazen de bir düzine satır yetmez bir kelimenin karşılığını vermeye…

EMEK.

Her insanın onlarca mana yüklediği kelime; emek. Kimilerine göre iş, kimilerine göre sevgi, kimilerine göre vakit. Peki, var mıydı gerçekten emeksiz tek bir an, tek bir dakika…

İnsanoğlunun ilk yaratılışında başladı omuzlarına yüklenen ve ilelebet sürecek mesuliyet..

Adem (a.s)’ın yakarışında, Nuh (a.s)’un ısrarında, İbrahim (a.s)’in duasında, Yakup (a.s)’un gözyaşında, Süleyman(a.s)’ın saltanatında, Eyüp (a.s)’ün sabrında ve Muhammed (s.a.v)’in davasında olan eşsiz mana; emek…

Sadeliğin arkasına gizlenen ihtişamlı mana; emek..

Ayaklarımızın altında binlerce metre derinlikte kaynayan sular, toprağın üstünde filizlenen çiçekler, göçen kuşlar ve karınca misali insanlar… Var mıydı emeksiz tek bir varlık?

Emeklere göz mü kapamak gerek yoksa gözlerden perdeyi kaldırıp bu mesuliyeti yüklenmek mi gerek?

Su içmek bile emek isterken uğruna canımızı feda edeceğimiz davaya gerekmez mi emek?

Zahmetsiz tek bir anı yokken insanın, rahmetin zahmetsiz gelmeyeceğine ne şüphe..

Anlamalıydı insanoğlu zahmeti, emeği.. Omuzundaki bu mesuliyetin yalnız kendisine değil tüm ümmete ait olduğunu anlamalıydı. Kolay olmadığını bildiği halde kalu beladaki gibi üstlenmeliydi bu görevi.

Tüm emeklere ve zahmetlere rağmen sonunda rahmet olduğunu anlamalıydı…

Ama her şeyden önce bilmeliydi manayı.. Emeği, zahmeti ve rahmeti… Yeryüzünde kurulmuş muazzam düzenin altındaki uğraşıların, tarladaki mahsulün, ağaçtaki meyvenin, dudaklardaki kelamın zahmetsiz olmayacağını bilmeliydi…

Ve tüm bunlardan sonra düşünmeliydi insanoğlu rahmeti… Muazzam düzenin işleyişini, mahsulün kazancını, meyvenin tadını ve kelamın büyüsünü düşünmeliydi..

Değmez miydi sonsuz rahmet uğruna zahmetlere katlanmaya, emek vermeye? Bir ömür içerisinde bin zahmete katlanıp emek verip rahmete ulaşmaya…

Bilmiyordu belki de insan rahmetin genişliğini, gözlerine inen perdenin buydu asıl sebebi..

Sınırlı ömür içerisinde verilen emekle kazanılan sınırsız rahmet… Aşktan başka ne olabilirdi bu denli sonsuz merhamet..

Sınırlı hayatla beraber sınırlandırıldı kelimeler ve manalar. Emek indirildi alın terine; aşk insan sevgisine…

Muazzam bütünün ayrılmaz parçalarıydı oysa bütün kelimeler…

Parçalandı kelimelerle beraber uçsuz bucaksız manalar.

Parçanılan manaları derlemek mi gerekir, yoksa parçalanma sebeplerini görmek miydi aslolan?

Parçaları derlerken ve sebeplere ulaşmak için de yine bir girdap içerisinde bulmaz mı kendini insan.. Bütün fiillerinde kendisini gösteren yegâne girdap; EMEK…

Varoluştan ölüme kadar olan müddette bir an bile insanın yanından ayrılmayan mana; emek..

İnsanı rahmete götüren kapı; emek…

Tüm bu kayboluşlardan sonra bile tek bir çiçekte görebilirdi belki insan emeği.

Bir tohumdan filizlenip tomurcuklanan çiçeğin sabrında gizliydi rahmet görebilene..

Açmalıydı insan artık gözlerini, kaldırmalıydı perdeyi, kaçmamalıydı rahmetten ve korkmamalıydı zahmetten..

Her kışın sonunda baharın geleceğini bilen çiçek misali bilmeliydi insan verilen emekler ve çekilen zahmetler sonrasında gelecek olan asıl sonsuz baharı; RAHMET’i…  

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi yazın