Akademik Sorumluluk Tanımlanabilir mi?

Yazar: Hasan Remzi Eker

Ülkemizde lisansüstü eğitim süreçlerini resmi olarak çerçevelendiren bir ders, her lisansüstü öğrencisi için en az bir kez başarı ile tamamlanması zorunlu olarak müfredatta yer alır. “Bilimsel Araştırma Teknikleri ve Yayın Etiği” ismiyle açılan bu dersin taşıdığı zorunluluk hali nedir? Bu halin etik prensiplerin ötesinde bir manası olabilir mi? Bunu irdelemek için “akademi” olarak genel bir terim ile ifade edilen bağlamın içerisinde yer almak soruşturulabilir. Oradaki insanların en genel tabir ile “araştırmacı” olarak aralarında ortak değerler geliştirmesi gerekebilir. Böyle bir kurguda ise akademi sadece bir tez sunarak bir kapısından girilen ve tekrar o girilen kapısından çıkılan mekanik bir yer olmaktan öteye geçecektir. Yani misyonu ve vizyonu bulunan hatta ortak değer arayışı gerektiren bir kurum olarak akademi tanımı yapılıyor gibidir.

“Benim bir iddiam var ve bunu ifade etmek istiyorum” beyanı “tez” kavramının içini doldurabilir. Bir tez ileri sürmek ise günün birinde bulunduğu kültürün formundaki bir yeri reforme etme hakkını tez sahibine verebilir. Madem böyle, o halde toplumlar bu türden bir müsait durum içerisinde yaşantılarını sürdürüyorlar denebilir. Buna göre “Akademinin elindeki bu yetkiye karşın taşıdığı bir kaygı var mıdır?” sorusu hakkında soruşturma anlamlı olabilir. Tıpkı bir meslek grubunun, etik yönerge etrafında mesleklerine kötü bir iz değmemesi için dikkatli bir şekilde iş görmesi gibi akademi de misyonu gereği çalışmalarını kurallı bir biçimde sürdürmelidir kaçınılmaz olarak.

Süreç odaklı olmak ile zorunluluk hali arasında çatışma hep var gibidir.

Zaten eleştiri hakkı akademik meseleler içerisinde temel araçlardandır. Karşımızdaki bir olguya farklı bakmak gerekliliği artık sıradan görülmüş bir meseledir. Böylece tez sahibi bir insanın, olaylarla ilişkisinde özgün bir tavır yakalaması beklenmektedir. Bunun için de eleştirmek, karşılaşılan bir fikri değerlendirmek, muhakeme etmek ve mantık çerçevesinde bir fikri mevcut fikre rağmen veya birlikte sonuca ulaştırmak gereklidir. Bu sebeple, mantık bilgisine sahip olmak ve akıl yürütme biçimlerini etkili kullanmak lisansüstüdeki “üstü”nün vurgulandığı nokta olabilir. Bu aşamada artık ulaşılan sonuçlar hata barındırmamakla meşhur olmalıdır.

Akademi yeni doğan bir bebeğin “tabula rasa” sahibi olduğuna inanmıyor gibidir. Bunun yerine yeni doğan bir bebeğin bir birikim taşıdığına inanır. Bilgi geriye dönük inşa ile büyük bir mirası her araştırmacıya açabilir. Bu sebeple, bir tez sahibi olan kimse, tezinin gerçekten de sahibi olup olmadığını araştırmalıdır. Çünkü bulunduğu ortamda kendisinden önce ve sonra yazılan tezler üzerinden geçen yıllar olmuştur. Böylece bazı tezler, bir araya gelerek ya da hipotezlerini birleştirerek birlikte hareket etmek usulüyle birlik kurar ve bu birlik belirli sonuçlar almak için çalışmaktadır. Bir başka ifade ile akademi “kendinde toplumsallık” içerisinde bir faaliyet olarak görülebilir. Bu sebeple, araştırmacı da bir grup içerisinde yer almak ile karşı karşıya kalabilir. Bu durumda bir tez geliştiren araştırmacı aynı zamanda bulunduğu akademi çevresinin nelerle uğraştığını da bilir.

Motive olmak ile niyet özdeşleşebilir.

“Oyunu kurallarına göre oynamak” yaratıcılığa ket vuran bir atmosfere sahip gibi görülebilir. Bilimsel araştırma yöntemleri ders kitapları ile tanışıldığında olan olmuş, bulunan bulunmuş gibi gözükebilir. Geriye kalanın bu yöntemlerden birinde uzmanlaşmak olduğu düşünülebilir. Bir ekol mensubu olmanın yeterliliği göze çarpabilir. “Yeni” nerededir? Araştırmacı, piyasada bulunan yöntemlerin okuryazarı olmalıdır ama hangi yöntemin seçilmesi gerektiğine karar vermeden öncesine gitme payından hisse ile temelleri, kökenleri sorgulamanın -kör nokta olarak da olsa- kendisine sunulduğunu fark edebilir. Bir başka ifade ile kesinlik arayışı içerisindeki akademide eldeki yöntemlere göre halen çözülememiş problemler/paradokslar illaki mevcuttur. Bunlar çözüldüğü için değil çözülmediği için aslında bu kadar farklı alan açılmış gibidir. Bu durumda yeni yöntem ihtiyacı her zaman bulunmaktadır. Bunun için de bir tez geliştirmenin yolları içerisinde bir noktanın da bilim felsefesi yetkinliği olması gerekebilir. Gündelik deyişle, araştırmacı kendi söküğünü kendi dikemez ama tıpkı kendisi dikecek kimse kadar onu tarif edebilmelidir.

İntihal söz konusu olduğunda bu ilkenin kökenlerini araştırmak anlamlı olabilir. Zira metafiziğin aklın karşısında kazandığı aşağı pozisyon ile ahlakın varlığı arasında düşünmek intihal yapmama ilkesinin kökenlerini sorgulamanın yollarındandır. Ancak ne zaman rasyonel olana doğru ilerlemenin merhalelerinden geçilse orada “şu, şu ve şu metafizik bu asla değil” denecek bir erken yargı süreci olabilir. Süreç odaklı olmak ile zorunluluk hali arasında çatışma hep var gibidir. Bu durum düşünmenin doğasını, düşünmenin kendisini, yani yaşayan yönünü hatta yaşantı olma halini engelleyebilir. Bu şartlar altında akademiden de bir şeylerin elendiği çağrışmakta gibidir.

Bilgi geriye dönük inşa ile büyük bir mirası her araştırmacıya açabilir.

Şüphesiz buraya kadarki hal, bu ağır sorumluluk, ancak bir motivasyonla beraber olmalıdır. Motive olmak ile niyet özdeşleşebilir. Ancak bu motivasyonun nerede olduğu belirsizdir. Belki belirsizliğin yeri tez sahibi olmak isteyen kişinin kendisinde mevcuttur. Kimse öylesine bir tez ortaya çıkarmak ve bunu öylesine yayımlamak istemeyebilir. Bu yüzden meselenin kaynağı içkinlikle tarif edilmeye çalışılabilir. Sonuç olarak sorumluluk, “içkinlik” bağlamında ahlaki olanı anlamlı olarak konuşmanın yeri olarak, ilk yer olan kişinin içkinliğini sunan niyeti kuşatan bir çatı şeklinde düşünülebilir. Niyet, bu üst form olduğunda belirginleşir. Bir başka ifade ile bu çatı, tikel olarak kişiye sevk edilmiş olan ilgili sorumluluğu niyet olarak tanımlayabilir. Böylece niyetten geriye doğru gidildiğinde içkinliğin zemini ve kişi yani buradaki bağlamda araştırmacı, niyetten ileri doğru gidildiğinde aşkınlığın zemini ve sorumluluk yani buradaki bağlamda akademik sorumluluk tanımlanmış olması gereği aşılabilir.

Hasan Remzi Eker

Lisans derecesini Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamladı. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Estetik, Modern Mantık ve Bilim Felsefesi alanlarına ilgi duymaktadır. Mardin Artuklu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır.

Leave a Comment

Son Yazılar