Buğday Tanesi Filmi ve Engeller Üzerine

Yazar: Mine Yılmaz

Buğday Tanesi filmi, Milletvekili Avukat Serkan Bayram’ın hayat hikayesinin anlatıldığı bir sosyal sorumluluk projesidir. Doğan Ümit Karaca’nın yönetmenliğini üstlendiği, senaryosunu Serkan Bayram ve Volkan Kapkın’ın yazdığı film 2022 yılında vizyona girmiştir.

Engelli bireylerin hayata tutunma çabası ve önlerine koyulan engeller, Milletvekili Avukat Serkan Bayram’ın hayat hikayesi üzerinden anlatılmaktadır. Asıl ve aşılması en zor engelin insanların düşüncelerinde olduğunu gösteren filmin amacı; engelli bireylerin toplumsal yaşamda herkes gibi ve herkes kadar var olabileceğini göstermek, sosyal yaşama katılımlarının teşvik edilmesi ve bu yolda koyulan engellerin aşılması gerektiğini vurgulamaktır.

Henüz bebekken bir buğday tarlasında çıkan yangın sonucunda ellerini kaybeden Serkan Bayram’ın hayat mücadelesi o gün başlamıştır. Anadolu’da, bir hastanede günlerce yaşam mücadelesi vermiş ve bu mücadeleyi kazanmıştır. Bundan sonraki yaşamını engelli bir birey olarak sürdüren Bayram, hukuk fakültesini kazanmıştır. Hakimlik ve savcılık mülakatlarına girmeye hak kazanan ancak engelinden dolayı elenen genç Avukat Serkan Bayram’ın o günden itibaren amacı, engelli bireylerin önüne koyulan engelleri kaldırmak üzerine olmuştur. Bu doğrultuda, milletvekili olmasıyla beraber mecliste tüm partilerin desteğini alarak bu konuda, kanunda düzenleme yapılmasında öncü olmuştur. Yaşamı boyunca pek çok zorlukla karşılaşan ama yılmadan her zaman mücadele eden Serkan Bayram, engellilerin toplumsal yaşamda var olmaları konusunda önemli bir ses olmuştur.

Buğday Tanesi filmi; idealize edilmiş insan kalıbına verilen meşruiyetin, engelli bireylerin -hayatın çeşitli yönlerinde- önlerine bir engel olarak çıktığını gösteren bir örnektir. Toplumsal yaşamda, bir insanın fiziksel veya zihinsel bir engeli bulunmaması formunu en üst seviyeye yerleştiren bir düşünce yapısı baş göstermektedir. Bu düşünce yapısı gücünü, yakın bir zamana kadar engellilere karşı uygulanan fırsat eşitsizliklerinin önüne geçmeyen yasalardan alıyordu. Serkan Bayram’ın savcı olmasının önünde engel olan yasalar, bu eşitsizliğin sosyal yaşamdaki örneklerinden biridir.

Hak ve özgürlükler açısından bireyler eşit olduğu gibi, sosyal, ekonomik ve toplumsal haklar bakımından da eşitlik gereklidir. Bu eşitlik, engelli bireylere ayrıcalık tanınan bir hak olarak görülmekten ziyade uygulanması şart olan bir sistemdir. Ancak hem ülkemizde hem de dünyada, bu henüz yeterince farkındalık oluşturulmayan bir düşünce yapısıdır. Filmde de konu edinildiği üzere bu eşitsizlik hayatın birçok alanında vardır. Serkan Bayram’ın eşitsizliklere karşı çıkardığı ses, hak arama yolunda atılan önemli kıvılcımlardan biri olmakla beraber; engelli bireylere karşı uygulanan haksızlıkların sorgulanması için topluma verilmiş önemli bir derstir.

Filmde geçen “Bizim ama doğuştan ama sonradan olan engellerimiz var. Yani sizin önümüzde durarak bu engellere yenisini eklemenize gerek yok.” cümlesi, toplumsal yaşamda insanların koyduğu bu engellerin ne derecede hissedilir olduğunu gösteriyor. Engelli bireylere hissettirilen bazı davranış biçimleri vardır ki, bu davranış biçimleri onlar üzerinde ciddi hasarlar bırakacak kadar büyük etkilere sahiptir. Yük olduğunu ve tehdit edici olduğunu hissettirmek bu davranış biçimlerinden en yaygın olarak gözlemlenenlerdendir. Aksi şekilde, fazla merhamet göstermek, acıma hissetmek ve korumacı davranmak da engelli bireylerin kendilerini yetersiz hissetmelerinde önemli bir etkendir.

Hak ve özgürlükler açısından bireyler eşit olduğu gibi, sosyal, ekonomik ve toplumsal haklar bakımından da eşitlik gereklidir. Bu eşitlik, engelli bireylere ayrıcalık tanınan bir hak olarak görülmekten ziyade uygulanması şart olan bir sistemdir.

Sarp’ın hikayesinde görüldüğü üzere, annesinin fazla korumacı tavrı Sarp’ın kendisini kabul etme sürecinin zorlaşmasına sebep olmuş ve psikolojik anlamda olumsuz etkilemiştir. Sarp, temel ihtiyaçlarını kendi başına halledebildiğini fark ettiği andan itibaren kendine olan güveni yerine gelmiş ve eski yaşamına dair alışkanlıklarını tekrardan uygulamaya çalışmıştır. Öncelikli olarak, engelli bireylerin kendi kendilerine yetebildiklerini fark etmeleri gerekmektedir. Bunun gerçekleşebilmesi için de toplumun engellilere karşı olan yanlış bakış açısı ve tutumlarını değiştirmesi gerekmektedir çünkü bu davranışlara maruz kalan engelli bireylerin özgüveni düşmekle beraber bireyler içlerine kapanmakta ve sosyal yaşamdan kendilerini soyutlamaktadır.

Film aynı zamanda engelli bireylerin başarılı olabileceği ve bu başarıları örnekleyen yaşamların varlığını göz ardı etme eğilimini eleştirir. Engelli bireylerin iş hayatındaki zorluklarının görmezden gelinmesi, bu filmde ele alınan adaletsizliğin bir örneğidir. Avukat Serkan Bayram, filmde gösterildiği üzere, hakimlik mülakatına girdiğinde yeterlilikleri değerlendirilmeden engelinden dolayı elenmiştir. Bu örnekte olduğu gibi elde edilen başarılar çoğunlukla hem kendileriyle hem toplumla hem de yasalarla mücadele ederek elde edilmiştir. Bu mücadele; toplumun baskısı sonucu kendilerinde oluşan yetersizlik hissiyatıyla ve insanların engelli bireylere karşı olan yanlış bakış açıları ve tutumlarıyla olan mücadeledir. Engelli vatandaşların önce kendilerine inanmaları sonra da engelleri aşmaları kolay olmayan ama mümkün olan bir süreçtir.

En başa dönmek gerekirse, kanun önünde herkesin eşit tutulduğu bir toplumsal düzende, sosyal adaletsizliğin önüne geçilmemesi için adım atılmasının oldukça geç bir dönemde gerçekleşmesinin önündeki ana etken, idealize edilmiş insan formunun sarsılmaz gücüdür. Buradan yola çıkarak, kalıplaşmış insan formunun, sosyal düzendeki işleyişte en büyük tehditlerden biri olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Bu tehdit, bir diğer insanın hayatını etkileyebilecek büyüklüktedir.

Birçok engelli genç hayatını hem kendisine hem topluma hizmet ederek geçirebileceği günlerini, evde, dışarıdaki insanlardan gizlenerek geçiriyor. Sarp’ın hikayesi de tıpkı bunun bir temsilidir. Kendine güvenmek, kendini olduğu gibi kabul etmek ve devamında yeterli çalışmayla beraber imkansız zannedilen birçok şeyin mümkün olduğu görülür. Hayallerini gerçekleştirmek için önünde fırsatları devam eden birçok genç, toplumun oluşturduğu psikolojik baskı sebebiyle hayallerini durduruyor. Çeşitli ayrımcılıklardan dolayı saklı kalmasına sebep olunan birçok hayat olduğu gibi, bu toplumun bireyleri olarak sessiz kalınan ve görmezden gelinen hayatlardan mesulüz. Filmde Ayşe’nin küçük kıza söylediği gibi “Belki çok güzel şarkı söyleyeceksin ama denemediğin için bunu bilmiyorsun.” Yediden yetmişe, gencinden yaşlısına belki de birçok engelli bireyin hayatında denemeye fırsatı olmadığı için keşfedemediği yetenekleri vardır.

Avukat Serkan Bayram

 Sosyal ortamlardan dışlanmayla başlayan depresyon ve anksiyete, şiddetini artırarak yetersizlik hissine sebep olabilir. Engelli bireylerde dış etkenlerin sebep olduğu travmalar zamanla onların toplumsal rollerinin pasifleşmesine sebep olur. Öz farkındalık ve kendini olduğun gibi kabul etmek, bu bilinçlenme yolunda en önemli adımdır. Sarp’ın eve kapanıp üzülerek geçirebileceği günlerin sayısı artabilirdi ancak bu bilinç ona kendini bulma noktasında en büyük yardımcı etken olmuştur. Serkan Bayram mülakattan elenince hak arama mücadelesi vermeyebilir ve yaşamına bu engelleri kabullenerek devam edebilirdi. Engelli bireylerin iş hayatında karşılaştıkları zorlukların üstü kapatılarak geçireceği yıllar olabilecekken, Avukat Serkan Bayram’ın deyimiyle sessiz bir devrim yapılarak bu adaletsizliğe karşı çıkılmıştır. Günümüzde ise, engelli bireylerin karşısına çıkan insan eliyle koyulmuş engelleri kaldırarak hayat koşullarını iyileştirmek yolunda önemli kararlar alınmakta ve uygulanmaktadır.

Buğday Tanesi filmi, yakın bir zamanda kanun değişikliği yapılarak kamuda engelli bireylerin fırsat eşitsizliklerini kaldırmakta öncü rol oynayan Avukat Serkan Bayram’ın hayat hikayesini anlatmaktadır. Milletvekili Avukat Serkan Bayram’ın hayat hikayesinin yanı sıra, farklı hayatlardan farklı örneklerle engelli bireylerin karşılaştıkları problemleri anlatan bir filmdir. Buğday Tanesi, toplumsal farkındalığı artırmak ve engelli bireylerin psikolojisini anlamak açısından izleyicilere değerli bir bakış sunar.

“Devlet elle ayakla yönetilmiyor. Devlet beyinle, gönülle, düşünceyle yönetiliyor. Önemli olan buralarda engelin olmaması.”


Mine Yılmaz

Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümü 3. sınıf öğrencisi, İLEM Eğitim Programı’nda II. kademe öğrencisidir. Ahlak felsefesi, sosyal psikoloji ve klasik Türk musikisi ilgi alanları arasındadır.

Leave a Comment